Sadece iyimserlikle sorunları çözemeyiz

Chris Dawson, pandemiyle beraber zorlaşan hayatlarımızı, hayatta kalma içgüdümüzü ve bizi bekleyen sıkıntılı günlere psikolojik olarak nasıl hazırlanmamız gerektiğini anlatıyor.

Ocak 2021’e “merhaba” demek, Noel ve yeni yılın kutlamalarından mahrum kalırken ve geçen yılki yaralar hâlâ kanamaya devam ederken oldukça gerçeküstü geliyor.

Etkinlik sektörü neredeyse yok oldu. Konaklama sektörü zor nefes alıyor ve her ikisi için de destekleyici altyapı çalışmalarının sınıfta kaldığını söyleyebiliriz.

Geleceğin neler getireceğini bilmeden bir işi yürütmek, istihdam edilmek ya da ücretsiz izin vermek için zor zamanlar ve şimdi işler çok daha kötüye doğru gidiyor. Peki şimdi biz bütün bunlarla pratik ve psikolojik olarak nasıl başa çıkacağız?

Sosyal mecralarda gözlemlediğim kadarıyla, insanlar bu aşırı uzun arayı iyimserlikle karşılıyor gibi görünüyorlar. Muhtemelen bu süreçte siz de “pozitif kal”, “bunların hepsi yakında bitecek” ve “aşılar burada” gibi birbirinin benzeri basmakalıp paylaşımlar görmüşsünüzdür. İyimserlik faydalı bir şey; ancak düşünülenin aksine krizle başa çıkmak için çok da iyi bir strateji değil. Tabiri caizse ejderhayla yüzleşebilmek için iyimser bir umuttan fazlasına sahip olmalıyız.

Yirminci yüzyılın gaddarlıkları, bize ölçülü stoacılığın krize daha iyi bir yaklaşım olabileceğini öğretti.

ABD Donanması amirali ve hayatta kalan en uzun Vietnam savaş esiri olan James Stockdale’in bazı iyi tavsiyeleri var: Stockdale artık yürüyemeyeceği noktaya gelene kadar yedi yıl boyunca her gün işkence gördü. Kamp muhafızlarının elinde tarifsiz bir acı çekti, ancak hayatta kalmayı başardı. Bu arada diğerleri çok daha kısa sürede can verdi. Good to Great kitabının yazarı Jim Collins ile yaptığı konuşmalardan Stockdale paradoksu olarak bilinen olayda Collins, Stockdale’e hangi mahkumların Vietnam’dan kimler sağlıklı çıkamadı?

Stockdale ise şöyle cevap verdi: “Çok kolay. İyimser olanlar. Her şeyin çok iyi olacağını düşünenler, genellikle o kamptan sağ çıkamadılar. Çünkü onlar, Noel’e kadar buradan kurtuluruz, Noel gelip geçiyor ama onlar kalıyordu. Bu sefer Paskalya’da kurtuluruz diyorlardı. Paskalya gelip geçiyor, yine orada kalıyorlardı. Ardından Şükran Günü’nü bekliyorlardı. Sonra tekrar Noel. Sonunda hayal kırıklığı içinde ölüp gidiyorlardı. Bu çok önemli bir ders. Sonunda başaracağınıza inancınız asla kaybetmeyin ve o anki en acı gerçeği kabullenin.”

Öyleyse insan hayatta kalmak için her gün acımasız gerçeklerle karşılaşsa da zorluklarla doğrudan başa çıkması gerekse de nihayetinde amaçlarını gerçekleştirmeye tamamen inanmalı. Bu paradoksun 2021’de sektörümüze çok yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

Sonunda normalliğe geri döneceğiz, ancak hepimizin hâlâ karşılaştığımız zorluklara uyum sağlayıp, onların üstesinden gelmesi gerekiyor.

Kimi bireyler için bu, geçici olarak başka yerde iş bulmak anlamına gelebilir. Daralan sektörlerde sürekli iş başvurusu yapmak cahil cesareti olarak adlandırılabilir. O zaman hiç kimse oynamıyorsa, oyunu değiştirin.

Yaz aylarında, LinkedIn’de yıllar öncesinden eski bir ekip arkadaşımın, geçici işler yaptığı dönemde bir bahçıvanlık hizmeti başlatmaya karar verdiğini gördüm. Kendi kendime düşündüm, bu gerçekten de etkileyiciydi. Beni yirmili yaşlarımda işsiz kaldığım zamanlara götürdü. O zamanlar Doğu Avrupalı bir grup ile bir nakliye şirketinde çalıştım ve kısa sürede sıkı arkadaş olduk. Yaklaşık 8 ay boyunca en iyi zamanlarımı yaşadım. Zihinsel ve fiziksel olarak hayatımı şekillendirmeme yardımcı olduğu için bu deneyimi her zaman keyifle hatırlayacağım!

Biz de bu süreçte zor kararlar almaya devam edeceğiz ve ücretsiz izinler sona erene kadar maalesef daha birçok iş kaybedilecek. İnsanların bu gerçeği anlaması için patronların artık çalışanlarla açıkça konuşması gerektiğine inanıyorum. Sonuçta hazırlıklı olmak, zafer kazanmanın yarısıdır. Ne eylem yapılırsa yapılsın ve hangi zahmetlere katlanılırsa katlanılsın, kararlılığımızı ve mücadele gücümüzü kaybetmemeliyiz. Öyleyse zihnimizi buna nasıl hazırlarız?

“Bu süreçte zor kararlar almaya devam edeceğiz ve ücretsiz izinler sona erene kadar maalesef daha birçok iş kaybedilecek. İnsanların bu gerçeği anlaması için patronların artık çalışanlarla açıkça konuşması gerektiğine inanıyorum.”

 

Nietzsche’nin meşhur bir sözü vardır: “Yaşamak için bir nedeni olan, neredeyse her nasıla dayanabilir.” Sektör olarak çok daha fazla zorlukla ve sıkıntılı ekonomik politikayla karşı karşıya kalacağız, bu noktada da zihnimizi en doğru şekilde yönlendirmemiz önemli. Bu yüzden, kişinin nedenini bulması sadece önemli değil, “çok önemli”.

Geçen yüzyılın savaş kamplarından kurtulan bir başka yazar Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabında, yaşamda anlam bulmak için üç temel görüş ortaya koyar:

Birincisi, anlamlı bir hayat yaşamak için büyük bir aşk ya da ilişki başlı başına yeterli.

İkincisi, kişinin gerçekten inandığı bir mesleği veya işi olması gerekir.

Üçüncüsü ve belki de şu anda herkesin şansının olduğu seçenek, zorlukların üstesinden gelme ve acı çekmenin ardından hayatın anlamını bulabilmesi.

Frankl’ın çalışması, psikolog Jordan Peterson tarafından daha da geliştirildi ve yeni bir madde eklendi: Sorumluluk.

Belki de sektör olarak kolektif sorumluluğumuz, kendimizi daha aktif hale getirmek ve aynı zamanda bizim adımıza konuşmakta olan grupları ve bireyleri desteklemektir.

Umarım bu harika şahısların dersleri ve öğretileri insanlara küçük de olsa yardımcı olur.

 

Chris Dawson

Ted Experience & Ted Staffing Kurucusu

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 108. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.