Run Forest, Run…

16 Kasım’da, 36. Vodafone İstanbul Maratonu’nda (VIM) binlerce katılımcı koşacak. Peki koşuya olan bu ilgi son zamanlarda nereden geldi? Ve bu koşuya ‘yeşil koşu’ denebilir mi?

Koşma sporuna olan sevda son yıllarda giderek artmaya başladı, buradan maraton etkinliklerinin daha çok insanı spor yapmaya teşvik ettiği sonucu çıkarılabilir. The London City Runners gibi topluluklar da sürdürülebilir zorluklarla baş edebilmek için tüm konuyla alakalı endüstrileri, yarış organizasyonundan kıyafet tasarımına kadar koşmayla ilgili bir şeyler yapmaya itiyor. Son Pekin Maratonu, şehirlerin karşı karşıya olduğu hava kirliliği sorununa dikkat çekti. Koşu ayakkabıları ya da spor kıyafetleri şimdi çevreye daha az zarar vermesi hedefiyle tasarlanıyor ve (umuyoruz ki) daha iyi üretim ve çalışma koşullarında üretiliyor.

16 Kasım’da, 36. Vodafone İstanbul Maratonu (VIM) binlerce yerel ve yabancı katılımcıyı ağırlayacak. 2009’dan 2013 yılına kadar, İstanbul Maratonu, %152 gibi bir katılımcı artışı yaşadı! Bu büyük ilgi nereden geldi? Rekabet etmek için mi, spor sevgisinden mi yoksa bağış toplamak için mi? Spor salonu kayıtları ve herhangi bir spor türüne olan ilgi İstanbul’da mevsimsel olsa da (Mart/Nisan aylarında zirve yaparken Ağustos/Eylül aylarında düşüyor) bu duruma bu üç faktörün karışımı etki ediyor olabilir. Böyle bir etkinlik marka ve organizasyonların büyük kitlelere ulaşarak değerlerini hatırlatmaları için büyük bir fırsat. Bu yıl VIM “yeşil maraton” olma hedefinde. Bu, son yıllarda ulusal birlikçiliğin mükemmel bir temsili olan İstanbul gibi bir şehir için çok zorlu olacaktır.

 

“Yeşil maraton” mu?

Bu amaçla VIM organizatörleri, çevre-dostu ürünleri teşvik etmeyi ve Maraton Memorial Forest’ı tanıtmayı planlıyorlar. Ama tüm bu ölçüler yeşil bir yarış diye nitelendirmek için yeterli midir? Tabiatı gereği, yüz binlerce katılımcı ve fanı bir araya getiren bir organizasyon yeşil olarak nitelenemez çünkü bu yüzbinlerce insan ambalajlı ürünleri tüketerek ve genelde bu ambalajları yola atarak çöp üreten canlılar. İşin bir de şöyle güzel(?) bir tarafı var; Taksim’den Sultanahmet’e, otobüsler katılımcıları yarışın başlangıç yerine bedava olarak ulaştıracak. 20.000’den fazla potansiyel katılımcıyı sabah 7:00 ve 7:30 saatleri arasında oradan oraya taşıdıktan sonra havaya ne gibi bir katkı yapılmış olacak merak ediyorum… Umarım Pekin’deki gibi bir hava olmaz! Ayrıca, 8 yiyecek içecek yeri ve 8 havlu yeri ayarlayan organizasyonun 16 Kasım’da atık yönetiminin nasıl olacağını hep birlikte göreceğiz!

Koşmak yeşil mi?

Aslında, pek değil. Eğer bu aktivite sırasında oluşan karbon izlerine bakarsanız, şaşırmanız olası! Runner’s World, koşucu başına karbon emisyonunun her yıl 2.472 kg olduğunu ortaya koydu. MIT araştırmacıları da 2013 Nisan’ında bir araştırma yayınladılar. Araştırmaya göre, her bir koşu ayakkabısı, üretim sürecine bağlı olarak, 14 kg karbon izine tekabül ediyor. Dünyada her yıl satılan yaklaşık 25 milyar ayakkabıyla markaların asıl uğraşmaları gereken şey büyük ihtimalle karbon salınımlarını azaltmak için süreçlerini iyileştirmek, hatta bu süreçleri tamamıyla baştan düşünmek olmalı. Making aplikasyonuyla Nike çoktan daha iyi bir üretim için uğraştıklarını gösterdi. Asics ayakkabıları da MIT araştırmacıları tarafından kullanılmıştı. Daha yeşil bir yarış başladı!

Bunlarla birlikte koşu sporu muhtemelen en yeşil ve her yerde uygulamak için (ormanda, bahçede, şehirde vb.) en kolay spor olmaya devam ediyor. Ama her yerin de kendine özgü koşulları var tabii… Son #BeijingMarathon’u (aka Smogathon) korkunçtu! Hava kirliliği oranı 444 ppm’i gösteriyordu (Çin kültüründe 4 ölüm kelimesinin eşanlamlısıdır) ki böyle bir durumda açıkhava sporlarından kaçınmak gerekir… Bazı cesur (ya da aymaz) koşucular yine de koştular. Bu organizasyon dünya üzerindeki büyük şehirlerin yıllar içinde nasıl giderek daha çok kirlendiğini gözler önüne serdi. İşin üzücü tarafı, tekerrür eden sorular, böyle bir kirliliğin kökeniyle ilgilenmek yerine Çin organizasyonunun ertelenmesiyle ilgiliydi.

Koşu ilham verir

Genellikle koşu sporu insanlara ilham verir ve çoğu katılımcı iyi bir amaç ya da bağış için koşarlar. Bu yıl VIM sosyal proje Dream Academy için bağış toplamayı hedefliyor.

 

Bir spor dalına sponsor olmak da markaların, bağlılık ya da azim gibi sporla algılanan değerleri iletmelerine izin verdiğinden kurumsal sorumluluğa dahil etmek ve birtakım sürdürülebilir girişimler başlatmak için önemli bir adım olabilir. Matt Hill ve Steph Tait, Kanada ve Amerika’da çevresel bir harekete ilham vermek için Run For One Planet’ı yarattılar. Mesajları, dünyamızı değiştirmek için uzun bir yolculuğa başlayan ilk adımı atmaktı. 4 Mayıs 2008 ve 8 Mayıs 2009 arasında yaptıkları 17.703 km (!!) boyunca 30 çift Asics kullandılar. Tıpkı Forrest Gump gibi iki koşucu da başkalarına ilham verdi ve onları takip edenler oldu. 30.072 adet katılım oldu ve 135 bin dolar toplandı.

İstanbul’da da bu yıl, hadi gelin “Forest”, yani orman için koşalım!

 

Tina Ly

Lift Project Manager 

@akatinatuna

 

*Bu yazı Campaign Türkiye’nin Kasım 2014 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.