Reklamlar artık inandırıcı değil

Günümüzde sosyal medyanın gelişimiyle birlikte reklamlar daha çok Instagram üzerinden yürütülüyor. Televizyon, afiş gibi kanallar aracılığıyla sunulan reklamlar eskisi kadar çekici gelmemeye başladı hatta yeni neslin çoğu televizyonda verilen reklamlardan bihaber. Instagram bir hobiden öte artık; çoğu insanın para kazandığı ticari bir platforma dönüşmüş durumda.

Herkesin çok kolayca ulaşabildiği, özellikle genç kesime cazip geldiği için bu kesime hitap eden ürünlerin bu platformda pazarlanması ürünün farkedilebilirliğinin artmasını ve daha geniş kitlelere ulaşılabilirliğini mümkün kılıyor. Ancak bence; reklamcılığın sosyal medyaya taşınmasıyla birlikte reklamlar daha özensiz tekdüze hale getirildi. İlgi çekiciliği, akılda kalıcılığı yok denecek kadar az. Profesyonellikten uzak, sosyal medyada popülerlik kazanan insanlar tarafından yapılan bu reklamlar özgünlüğünü yitirdiği için ürünün çekiciliğini de kaybettiriyor.

Bana sorarsanız; yeni nesil reklamcılık, popüler olan insanların kamera karşısına geçip hiçbir inandırıcılığı olmadan ürünü tanıtmaya çabalamasına dönüştü. Oysa reklamcılı, kişinin ön planda olmasından ziyade ürünün ön planda olması demekti. Kişiden çok ürünün konuşulması, reklamın faydalı olması demekti.

Ürünün renk, desen, iyi tasarlanmış paketi gibi görsel açıdan zenginleştirilmiş hali bana göre ürünü daha alınabilir kılıyor. Ürüne katılan canlı bir renk bile o ürünü cazip hale getiriyor. Tabi ürünün günümüz şartlarında, günümüz ihtiyaçlarına hitap etmesi de çok önem arz ediyor. Teknolojinin gelişmesi büyük çoğunlukla iyi gibi görünse de aslında zararlı etkileri de görülmüyor değil. Teknoloji geliştikçe yeni neslin de bu gelişime ayak uydurmak için daha fazla gelişmesi gerekiyor. Ancak bu gelişim sağlanamıyor ve kimi zaman yeni nesil teknolojinin gelişiminde yetersiz kalabiliyor.

Özellikle ülkemizde yeni neslin kendini geliştirmesine olanak verildiğini düşünmüyorum. Eğitimde ve çoğu alanda dünyanın kullandığı, teknolojinin gelişimine paralel olarak ilerleyen sistem ülkemizde mevcut değil.Bu yüzden genç ve çocukların gelişimi, eğitimi dünyaya kıyasla yetersiz kalıyor. Bizden önceki kuşağın en büyük avantajı kendilerini çok fazla geliştirmek zorunda olmamalarıydı. İlkokul mezunu bir insan çok rahat bir şekilde istediği pozisyona gelebilirken; şu anda üniversite mezunu bir insanın değeri maalesef yok olmuş durumda ve üniversitelerdeki bilgi yetersizliği açıkça görülebilir halde.

İş başvurularında kendi ülkesinin verdiği eğitimi beğenmeyip yurt dışındaki üniversitelerden mezun olma şartı olan şirketler bile var. Bu dünyanın ekmeğini bir tek gençler ve çocuklar yiyemedi. Her alanda hem sosyal medyada hem eğitimde hem de daha birçok alanda kendimizi kanıtlamak için, çağa yetişebilmek için daha fazla şey bilmek, öğrenmek ve yapabilmek zorundayız. Umarım herkes bir gün, Z kuşağına verilenden çok daha fazlasının istendiğinin farkına varır ve kendimizi her açıdan daha yeterli hissetmemiz sağlanır.

Büşra Türkmen
(23, Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi – 2020 Mezunu)

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.