Reklam dünyasına yeniden aşık olmak…

Lindsay Stein salgın sürecinde koşullar ne kadar zorlayıcı olursa olsun reklam dünyasının tüm engelleri aşarak üretmeye devam ettiğini ve bunun ne kadar ilham verici olduğunu anlatıyor.

Birkaç haftadır sektörümüzün son derece zor bir süreçten geçtiğinin hepimiz farkındayız, açık söylemek gerekirse Campaign’de de işler pek kolay değil. Ancak reklam dünyasından isimlerle görüştükçe, bu deneyimin bana ne öğrettiğini düşünmeye başladım. Meselâ; CNN Business’tan Brian Stelter’ın COVID-19 salgını boyunca yaşadığı keder ve hayâl kırıklığını son derece şeffaf bir biçimde kaleme aldığı yazısı benim için ilham oldu. Elbette öğrendiklerimin benzersiz olduğunu düşünmüyorum, ancak bunları yazarsam bir katarsise yol açabileceğime, beni okuyan kişilerde kendi yaşadıklarıma benzer bir durum oluşabileceğine ve hatta belki de benim gibi yazmalarına ilham olabileceğimi umuyorum. O zaman başlayalım…

“Gerçek şu ki, hiç kimse ne zaman ‘yeni normal’e geçileceğini ya da gelecekte neler olacağını bilmiyor. Artık henüz gerçekleşmemiş olayları bir kenara bırakıp şu ana ve şimdiye odaklanmalıyız.”

Üretmeye devam

Şu an yaşadığımız sorun, kontrol edebileceğimiz bir sorun değil. Bunu yazarken de önce kendime dürüst olmam gerektiğini fark ettim; çünkü tam anlamıyla bir kontrol delisiyim. Ancak şu an hepimiz kendimizi rahatsız hissetmekte rahat olmalıyız. Konfor alanlarımızın dışına çıktık: Zoom kullanıyoruz, bir şeyler üretmeye uzaktan devam ediyoruz, tüm engelleri aşmaya çalışıyoruz. Aslında bütün bunlar
yenilikçi bir düşüncenin meyveleri… Reklam dünyası beklenmedik tüm zorlukların üstesinden geldi ve uyum sağlamak için elinden geleni yaptı. Sonunda bize neler olacağını bilmediğimiz, belirsiz günler geçiriyoruz ve
bu da çok sayıda duyguya neden olabiliyor. Önce umutlu hissediyor ve sadece bir dakika sonra umutsuz hissediyor olabiliriz. Bu, son derece doğal. Bütün bunlara rağmen, bu çalkantılı günlerde endüstri ve hatta tüm dünya birbirine yardım etmek için büyük çabalar harcadı, harcamaya da devam ediyor. Bağış toplamaya yönelik oluşturulmuş birbirinden başarılı pek çok kampanyaya şahit olduk. Örneğin; bağımsız ajanslardan Convicts NYC’ye bakın: Ajansın müşterileri için üretebileceği hiçbir şey kalmamıştı, ancak sırf bu yüzden durmak yerine Convicts Kurucusu Peter Maiden ve ekibi New York sakinlerini güçlendirmek için iki dakikalık bir kamu hizmeti duyurusu oluşturarak yeteneklerini iyi yönde kullanmaya karar verdi. Ve ortaya son derece etkileyici bir video çıktı. Hatta New York Valisi Andrew Cuomo’nun COVID-19 ile ilgili yaptığı basın toplantılarından kullanıldı. NY Tough videosu şimdiye kadar milyonlarca kez izlendi ve paylaşıldı. Pozitif olmanın gücü Kötü haberler zihinsel alanımızı tüketir; ölüm, işten çıkarılma, işsizlik ve daha
fazlasını düşünmek…

Şu anda iyi düşünmeye odaklanmak zor gelebilir; ancak aydınlık tarafa bakmak yardımcı olabileceği kadar faydalı da olabilir. Tarih boyunca yaşanan ve “Altın Çağlar” olarak adlandırılan zamanları düşünün; en inanılmaz teknolojilerin, icatların ve sanatın doğduğu zamanlar… Ve hepsi de karanlık günlerden, savaşlardan veya durgunluklardan sonra ortaya çıktı. Ajansların ve markaların çoğu bu durumunun farkındaydı ve çalışmaya tam da bu açıdan bakarak devam ettiler. Örneğin; oldukça yüksek bütçeli yapımlarla tanınan Biscuit Filmworks, Yönetmen Aaron Stoller ile bu dönemde ev yapımı bir
kampanyaya imza attı. Stoller’in evinin çamaşır odasında çekilen reklam filminde Stoller’in eşi ve dört oğlu da rol aldı. Endüstri salgın sürecini atlattıktan sonra belki de büyük bütçeli üretimlere geri dönecek, ama bu dönem herkese reklam dünyasında yaratıcılığın en zorlu koşullarda nasıl gelişebileceğini ve hatta geliştiğini
gösterdi.

Kendinize alan yaratın

Bu süreçte kimseyle yüz yüze görüşemediğimiz için arkadaşlarımızı, ailemizi aramak ya da onlarla video konuşma uygulamalarıyla görüşmek çok önemli. Bununla birlikte biraz dijital detoksun da
kötü bir fikir olmadığını düşünüyorum. Çoğumuz bu günlerde saatlerce Zoom, Google Hangout veya başka bir video konferans platformundayız. Video görüşmeleri yapmıyorsak bilgisayar ekranına veya telefona bakıyoruz ve normalden daha uzun saatler çalışıyoruz; çünkü “evden çalışmak” söz konusu olunca mesainin başlangıç ve bitiş saatleri diye bir şey olmuyor. Sektör, ekonominin dalgalı sularında yüzmeye devam ettikçe müşterileri, hissedarları ve tüketicileri mutlu etmek hedefimiz olmaya devam edecek, ancak bu durum herkesin tükenmişlik noktasına gelene kadar çalışması gerektiği anlamına da gelmiyor. E-postanızı sık sık kontrol etmeyi bırakın, telefonunuzdan biraz uzaklaşın ve yoga yapın, meditasyon yapın, okuyun, boyayın ya da her ne yapmak istiyorsanız onu yapın; biraz gevşeyin. Bu molalardan sonra daha üretken ve yaratıcı
olacaksınız.

Şimdiye odaklanmak

Kaynasın diye başında beklediğiniz su, asla kaynamaz . Bütün bunları ne zaman geride bırakacağız? Keşke bunun cevabını verebiliyor olsaydım… İlk birkaç hafta “üç hafta içinde normale döneceğiz” diye düşünüp durdum ama bu düşünme yöntemi işe yaramıyor. Gerçek şu ki, hiç kimse ne zaman “yeni normal”e – ki tanımı ne olursa olsun – geçileceğini ya da gelecekte neler olacağını bilmiyor. Artık henüz gerçekleşmemiş
olayları bir kenara bırakıp şu ana ve şimdiye odaklanmalıyız. Daha parlak günlerimiz olacak. Evet, neler olacağına dair bir zaman çizelgesi elimizde yok ama şu anda sahip olduklarımızı kabul edip en iyisini yapmaya çalışırken geleceğe bakabiliriz.

Reklam dünyasının geliştiğini ve bu zorlu haftalarda bir araya geldiğini görmek, endüstriye daha da aşık olmamı sağladı. Haftalar ilerledikçe eminim bu deneyimden ve herkesten bir şeyler öğrenmeye devam
edeceğim.

En iyi yaptığınız şeyi yapmaya devam edin; harika işler üretmek, kültürü etkilemek, pazarlama ve reklamcılık dünyası üzerinde olumlu bir etki yaratmak…

Lindsay Stein
Editör, Campaign US

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 99. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.