Rejim değişikliği referandumu

En genel bakış açısıyla söyleyecek olursak, her seçim gelecek için yapılan bir referandum demektir ama yaklaşan seçimlerin Türkiye için anlamı, gerçekten de bir referandum özelliği taşımasıdır. Çeşitli projeksiyonlara göre önümüzdeki seçimlerde 64 milyonu aşkın seçmen oy kullanacak. Bu seçmenler, cumhurbaşkanlığı ve TBMM koltuklarına kimleri seçerlerse seçsinler, aslında şu sorunun cevabına karar verecekler: Ülkeye ve ülkede yaşayan her bir vatandaşın kişisel refahına çok büyük maliyetleri olan bu otoriter başkanlık rejimi mi devam etsin yoksa, hukukun üstünlüğü, adalet ve denge denetlemenin geçerli olacağı demokratik parlamenter rejime mi geçilsin? Önümüzdeki seçimlerde taraflar bu soruya göre kendilerini konumlayabilir ve o konuma uygun mesajlarla kampanya yapabilirlerse sonuç alabilirler. Aksi halde kampanyaları kuru gürültüden ibaret olur.

En önemli tek etken strateji

35 yılı aşkın bir süredir yurt içi ve dışında dahil olduğum siyasi kampanya deneyimlerinden çıkardığım en önemli ders, bir seçim kampanyasındaki en önemli faktörün strateji olduğudur. Doğru strateji sıradan bir adayın ve sıradan bir kampanyanın sonuç almasını sağlayabilir ama, strateji yanlışsa parlak bir aday ve parlak bir kampanya bile başarısız olur. Adayın yetenekleri, partisi, saha örgütü ve finansman gücü ne olursa olsun durum değişmez. 

Yalın ve net mesaj

Eksiksiz bir stratejinin olmadan olmaz bir parçası da hedef seçmenlere iletilecek doğru mesajı belirleyebilmektir. Mesaj ne olursa olsun herkes tarafından anlaşılacak kadar yalın ve net olmalıdır. Bunun en iyi örneği 1983 Genel Seçimlerinde Turgut Özal’ın verdiği mesajdır. Özal “Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir meselesi yoktur” der ve devam eder: “Kimse işsiz kalmayacak”, “Konut sıkıntısını çözeceğiz”, “Orta direğin hali ortada”, “Mevzuat hazretleri”, “Sokaktan kokmamak güzel şey”… 

1980’lerin başında bu ülke seçmeni için bundan daha açığı ya da ikna edicisi olamazdı. Eğer o kampanyada Özal’ın rakiplerinin bir mesajı vardıysa bile, o mesajın ne olduğunu bu ülke seçmeni anlayabilmiş değildir. Eğer bir kampanyanın sonunda seçmenler sizin kendilerine ne söylemeye çalıştığınızı anlamamışsa, bu seçmenlerin değil bizzat sizin hatanızdır.

Kime konuşmalı? 

Seçim kampanyalarının bir diğer önemli sorusu hedef seçmenin kimler olacağıdır. Seçim kampanyaları genelde tüm kişileri hedefler ama tüm kişileri hedefleyen bir kampanyanın sonuç aldığı bugüne kadar görülmemiştir. O yüzden en baştan bir seçmen tabanına karar verilmelidir ki, o tabanın desteğiyle zafere ulaşılsın. 

İşte tam da bu nedenle, yaklaşan seçimlerde doğru seçmen kümelerini hedeflemek önemli hale geliyor. TÜİK’in yaptığı projeksiyona göre oy kullanma hakkına sahip olacak 64,1 milyon potansiyel seçmenin 13 milyonunu 1997 sonrası doğan seçmenler oluşturuyor. Kayıtlı seçmenin %20,3’ünü bulan bu seçmenler, batılı literatürle Z kuşağı seçmen olarak tanımlanıyor. Bu kümenin yaklaşık 7 milyonu ise hayatlarında ilk kez oy kullanacak.

İlk kez oy kullanacak seçmeni kazanmak neden önemli?

Rakamlar bu denli büyük olunca ister istemez siyasetçiler bu seçmenleri anlamak ve etkilemek için hesap ve planlar yapıyor.

Pazarlama dünyası çok iyi bilir ki markanızın rekabet ettiği segmentte yeni tüketicinin ilk kez sizin ürününüzü denemesinin değeri çok yüksektir. Hayatımızda ilk kez hangi bankada hesap açtırdıysak, ilk kez hangi diş macunuyla dişimizi fırçaladıysak, ilk kez hangi kadın pedini kullandıysak, o markalarla ilişkimiz hayat boyu devam eder. O nedenle özellikle FMCG markaları potansiyel yeni tüketici kümelerinin olduğu okullarda, yeni doğan ünitelerinin olduğu hastanelerde milyonlarca ücretsiz ürün dağıtır, bankalar ilk hesabını açtıranlara promosyon verir.

Siyasi pazarlamada durum çok farklı değildir. Hayatlarında ilk kez oy kullanacak seçmeni kazanmak stratejiktir çünkü iknanın 7 temel prensibinden “tutarlılık prensibi” doğrultusunda ilk kez oy verdiğimiz bir siyasetçiye hayat boyu oy vermeye devam ederiz. Yeter ki değerlerimize ve bize verdikleri sözlere ihanet etmesinler. 

Z Kuşağı dijitalde

Hiçbir normal insanın kendi boş zamanında, siyasetçilerin o gün ne söylediğini dinlemek gibi bir planı olmadığından, hedeflenen seçmen kümesi neredeyse o mecrayı domine etmek başarı için şarttır. 

Eğer Z kuşağını hedefliyorsanız, iletişim çabalarınızın ve medya bütçenizin aslan payını dijitale ayırmanız gerekir. Zira, hemen her araştırma bu kuşağın TV dahil analog ve geleneksel medya ile ilişkisinin sıfıra yakın olduğunu gösteriyor. Dijital ve mobil bir evrende yaşayan bu jenerasyona ulaşmak için diğer mecralara harcayacağınız her bir kuruş israf olacaktır. 

Dijital fırsatlar

Sadece Z kuşağına erişmek için değil, diğer kuşaklara erişmek için de dijital mecralar size büyük fırsatlar sunar ancak dijital bir siyasi kampanya yönetecek ekibin şu dört fırsattan yararlanabilecek donanımda olması gerekir:

  1. Anlık test, anlık geri bildirim ve anlık veri: Dijital devrim öncesinde siyasi kampanyalar bir SWOT analizine göre planlanır ve çoğu kez reklamlar bile test edilmeden yayınlanırdı. Bugün ise stratejiden mesaja kadar kampanyanın her detayını test etmek mümkün. Mesaj veya vaatlerin her bir hedef kitlede çalışıp çalışmayacağını ölçmek kolay ve anlık hale geldi.
  2. Anlık Erişim (Instant reach): Günümüzde tüm seçmenlerin %86’sı, Z kuşağının ise %99’u Twitter, Facebook, Instagram veya Tiktok kullanıcısı. Bu realite, pek çok siyasetçi için geleneksel medyaya bağımlı olmaktan kurtulmak ve limitsiz ücretsiz medya (earn media) coveradge’ı anlamına geliyor.
  3. Çok kanallı (Omni-channel) iletişim ve katılım: Dijital platformların kullanıcı dostu hale gelmeleriyle seçmenler, geçmişten daha uzun süre ve daha aktif biçimde siyasi  kampanyalara katılmaya başladı. Dijital devrim oturma odasından bile seçmenlere inandıkları davanın parçası olma fırsatını sağladı. Artık kampanyalar seçmenlerin kendi kendilerine mobil cihazlarla çevrimdışı etkinlik planladığı, blog yazısı yazdığı ve gönüllü grubu oluşturduğunu hale dönüştü.
  4. Aynı anda çoklu içerik: Dijital mecra, mikro segmentasyona, mikro hedeflemeye ve mikro mesaja imkan veriyor. Günümüzde sosyal medya platformları asla doymak bilmeyen hayvanlara dönüştü. Başarılı bir dijital kampanya yönetimi için etkin bir içerik yönetim sistemine ve ekibine ihtiyaç var. 

Başarıya giden dil ve ton

Günümüzde bot ve trollerin seçmeni yankı odaları vasıtasıyla manipüle ettiği bir fake news döneminde yaşıyoruz. Popülizm ve otoriter siyaset seçmeni kutuplaştırıyor. Post-truh dönem olarak adlandırılan bu süreçte yeni siyasetin başarısı, rakibi tamamen görmezden gelmekten geçiyor. Zafer için rakip ne yapıyorsa tersini yapmak, tümden gerçek ve tümden samimi bir dil kullanmak gerekiyor. Obama’dan Macron’a, Zelenski’den ve İmamoğlu’na kadar son yıllardaki pek çok yeni nesil siyasetçi, bu dili ve tonu kullanabildiği için başardı. 

2023’te yapılması beklenen çok partili siyasi tarihimizin en önemli seçimlerinde, hem Z kuşağını hem de diğer seçmen kümelerini etkilemenin ve ikna etmenin başkaca bir reçetesi yok.

Necati Özkan

Stratejist ve Siyasi Danışman

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.