PR öldü yaşasın PR 2.0

Dijital geldi gelecek diyorduk, geldi. Reklam harcamaları özellikle son 5 yılda geleneksel medyadan dijital içerik platformlarına doğru müthiş bir hızla kayıyor. Daha dün sadece sosyal medya platformları olarak nitelendirilen dev teknoloji şirketleri, önce kitlesel bir erişime ulaştı ve sonrasında da hepsi birer reklam mecrası olarak pastanın önemli bir kısmını aldı. Basılı gazete ve dergiler, kendi dijital versiyonlarına ya da yeni medya mecralarına doğru evrildiler. Video içerik gündelik hayatımızın en önemli unsuru haline geldi, mobil cihazlar içerik tüketimi için en fazla vakit harcanan mecra oldu. 

Bütün bunlar olup biterken marka iletişim ve mesajlarının, medya aracılığı ile tüketiciye ulaşmasında en önemli aracılarından olan reklam ajansları-medya planlama şirketleri çok ciddi bir değişim geçirmişken, jenerik olarak “PR şirketleri” olarak adı geçen (ki beraberinde bir kavram kargaşası da oluşturan) birbirine benzer şirketlerin bambaşka tanımlarla kendini ifade ettikleri kaotik bir düzenle karşı karşıya kalıyoruz. Ciddi bir değişim sürecinin sancıları bir yana, konuştuğumuz, sohbet ettiğimiz ya da görüş aldığımız tüm paydaşlar içerisinde de bir arayış var. Buna  kimlik arayışı demek yanlış olur, sadece marka ve kurumların ihtiyaçlarının değişmesinin yanı sıra, tüketici alışkanlıkları ve tüketici serüveni de değişiyor. Medya düzeninin değişimi, daha önce hayatımızda olmayan birçok yeni kavramı; Influencer-Fenomen olgusunu, sosyal medyanın baş döndürücü hızını, artık her bireyin mesajını istediği şekilde istediği yere iletebilmesini, marka ve kurumların kendilerini birer mecra olarak görmeye başlamasını, geleneksel medyanın yetersizliğini ve dijital dünyanın hızına ayak uyduramamasını, yine geleneksel mecralardaki gazeteci-editörlerin bu konuda yetersiz kalmasını, yeni dinamiklere daha aşina olan genç jenerasyonunun acemiliklerini de hesaba katınca toz bulutları bir süre daha dağılacak gibi gözükmüyor.

Herkesin haberi önemli, herkesin mesajı acil, açılışlar, duyurular, yenilikler, ödüller, finansal veriler, inovasyonlar derken beraberinde muazzam bir kakafoniyi de beraberinde getirmeye başladı. Bilgi ve habere ulaşmak eskiden çok zorken artık muazzam bir bombardıman ile bilgi ve haberden kaçar hale geldik. 

Bu konuda sektör paydaşlarının üzerinde de inanılmaz bir baskı olduğunun farkındayız. Her marka ve kurum kendisini medyada görmek istiyor. Özellikle yüksek egolu yöneticiler sadece sayfalarda görünmek için neredeyse temsil ettiği markalarının da önüne geçecek bir iletişim arzusundalar. Marka ve kurumların mesajları mı yoksa yöneticilerinin kariyer hırsları mı? Sadece PR şirketleri mi? Hayır, medya şirketleri, reklam ajansları bile haberlerinin medyada yer alması ile ilgili baskı altında. Hatta bunu medya kampanyalarında pazarlık unsuru olarak kullanan firmaların olduğunu da biliyoruz. Öte yandan medya, bağımsızlığını koruma çabasıyla mücadele içerisindeyken diğer yanda da piyasa koşulları, artan maliyetler sebebiyle zaman zaman buna alet olabiliyor.

Bu konuyla ilgili sorularımızı sektörün değerli yöneticilerine ilettiğimizde de herkesin durumun farkında olduğunu görmemiz ve ciddi bir kabuk değişikliğinin de beraberinde geldiğini farketmemiz biraz içimizi rahatlattı ama alınacak uzun bir yol var gibi gözüküyor. Kapağımızı sektörün kimlik arayışına fayda sağlamak için bu konuya ayırdık. Önümüzdeki aylarda da özellikle daha önce de kapak konusu yaptığımız Influencer-Fenomen iletişimi, yeni arayışlar ve oluşumlar, dünyadaki gelişmeler vs ile devam edeceğiz. Bu ay Pandora’nın Kutusu’nu biraz olsun araladık.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye 83. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.