Polyanna bunu beğendi

Pasaport polisine (hatırlıyor musunuz başka ülkelere gidiyorduk hani) en efendi halinizle gülümserken o çok beklendik soruyla karşılaştığınız bir an vardır: “Business or pleasure”… Ne şahane bir sorudur o. Ne keskin bir ayrım! Pasaport polisi için cevap ya odur ya da diğeri. Eskiden, işin işte yapıldığı bir dünyada da o ayrım çok netti. Ama bir süredir CandyCrush oynadığınız aynı ekranda müşteri revizyonu da alıyorsunuz. Kanyon’da öğle yemeklerinde gururla masaya iliştirdiğiniz Blackberry’nizi hatırlıyor musunuz? Peki tuğladan bozma Nokia N95’i? “Bilgisayar artık böyle bir şey” payoff’u vardı reklamında. Ya da o döneme yetişemeyenleri 2007 yılında iPhone’un lansman gününe geri götüreyim. “Aaa, ne güzel telefondan da mail atabiliyormuşuz” dedik ya? Sonumuz böyle mi olacaktı merhum Steve! Hayat hiç adil değil, değil mi? Bence de.

“İş yeri” ne demek? “İş” nasıl ve nerede yapılır? “Mesai saati” ne demek?

Hayatımızı çok etkileyen bu soruların cevabı pandemiden çok önce değişmeye başladı. Evet, doğru tahmin ettiniz; akıllı telefonlarla. Bazılarınız bunun taşınabilir bilgisayarlarla başladığını öne sürebilir ama asıl kaosun gerçekten taşınabilen bilgisayarlarla yani telefonlarla başladığını söylemek yanlış olmaz bence.

Kaos dediğime bakmayın, konu tamamen sizde bitiyor. Rumi hayatta olsa şöyle bir tweet’ini kopyalardım buraya: “Sen düşünceden ibaretsin (kardeşim), geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.” Velhasıl kelam, bu büyük buhranda çözüm gözlerimizi alamadığımız ekranlarda değil, gözümüzün arkasındaki o esrarengiz kara kutuda bir bakıma. Değişen çalışma kültürü bizi nereye savurursa savursun, istediği kadar evlere, odalara kapatsın, zihninde geniş bir nefes alanı tutabilenlerden olmayı tercih edin. Neden “tercih” diyorum? Çünkü bence bu bir tercih meselesi.

Sahi sevgili okuyan, nasıl hissediyorsun son dönemde? Nefesin mi sıkışıyor yoksa her şeye rağmen (her zaman olmasa da) ufak bir gülümse yakıştırabiliyor musun yüzüne? Utanmadan yani, iyi hissediyor olabilmekten korkmadan… Her şeye rağmen. Her şeye… Bu devinim, değişim bitmeyecek. Kendini boşlukta hisseden boşlukta, ayakları toprağa basan toprakta, yüzünü (bulutlu havada bile) güneşe dönen, ışıl ışıl olacak.

Polyanna bunu beğendi.

Selim Ünlüsoy

Ogilvy İstanbul ECD

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.