Pandeminin kazananı dijital platformlar mı oldu?

2020 yılında pandemi süreciyle birlikte video içerik tüketiminde önemli ölçüde bir artış gerçekleşti. Özellikle dijital platformlar bu dönemin kaymağını yiyen taraf oldu. Globaldeki araştırmaları ve görüşleri de mercek altına alarak hem mevcut durumu hem de normalleşme sürecinde neler olabileceğini kapsamlı bir şekilde gündemimize aldık.

Koronavirüs hayatımıza gireli bir yılı geçti, biz de bu dönemde evlerde ruhumuza iyi gelecek aktivitelere yönelerek sağlığımızı koruyabilmek için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. İş hayatından geri kalan zamanda kimimiz mutfak işlerine, kimimiz el becerisi gerektiren örgü gibi hobilerine daha rahat bir şekilde vakit ayırma fırsatı buldu ancak tüm bunların yanı sıra içerik tüketimi, streaming platformları ağırlıklı olmak üzere gözle görülür bir güç kazandı.

Dışarıdaki hayata katılamama ve sosyalleşememenin getirdiği boşluğu, ekran karşısında dizi ve filmleri izleyerek doldurmaya çabaladık. Hem televizyon hem de dijital platformlardaki içeriklerde kaydedilen bu talep patlaması, tabii ki birçok iş kolunu etkiledi. Bu noktadaki açlığı gören yapımcılar, bulaş riskine rağmen gerekli tüm önlemleri alarak projelerini artırmaya başladı. Dijitalde daha çok zaman geçiren tüketiciyi yakalayan markalar, yatırımlarını da bu doğrultuda yönlendirdi ve onların hayatını kolaylaştıracak yeniliklere ağırlık verdi. Abone sayısı hızla artan streaming platformları ise izleyici eğilimlerini analiz ederek bünyesine daha fazla ilgi çekici içerik katmak için yaptığı anlaşmalara yoğunlaştı. Doğal olarak gündemdeki yoğun içerik talebini karşılayabilmek için mobil operatörler de devreye girdi; ev internet hızının yükselişi ve genişleyen mobil internet paketleri de bu sürecin bir parçası oldu.

Yaşanan hızlı değişimin yansımaları tabii ki sadece bu sektörlerle kalmadı; içerik pazarlayan firmaların, geniş ekrandan izleme konforuna olan talebin artışıyla teknoloji sektöründeki ekran üreticilerinin ve TV kanallarının iş süreçlerinde de kayda değer değişimler gözlendi.

Televizyon geri planda mı kaldı?

Streaming platformları uzun süredir hayatımızdaydı ancak bizler, pandeminin bitmek bilmeyen dalgaları ile mücadele etmeye çalışırken bu mecralara daha da yüklendik. Birtakım platformlara halihazırda abone olan izleyiciler, içerikler ile geçirdiği zamanı artırdı; aboneliği olmayanlar ise beğenilerini karşılayabilecek içerikler sunan platformları araştırarak uygun abonelik paketlerini satın almaya yöneldiler. Bu noktada Netflix’in 2021’in ilk çeyreği için yayınladığı rapora baktığımızda, toplamda 207,6 milyon aboneye ulaşarak en çok aboneye sahip platformlar listesinde lider konuma geldiğini görüyoruz. Amazon Prime 200 milyonu geçen abone sayısıyla ikinci sırada geliyor. Disney Plus ise bu süreçte 100 milyon barajını geride bırakıyor.

Peki bu rakamlar neredeyse bir asırdır insanlığın yaşamını renklendirmiş olan televizyonun albenisini yitirmeye başladığını mı gösteriyor? Deloitte’in 2030’a kadar TV ve video sektörü için araştırmalar ışığında sunduğu öngörülere baktığımızda; Video on Demand (VoD) hizmeti veren platformlar daha çok tercih edilse de televizyonun, önemini kaybetmeyeceğine dikkat çekiyor. Bunu garanti altına almak içinse rakipleriyle bile olsa yeni iş birliklerine açık olmalarını tavsiye ediyor.

Açıkça ortada olan bu kıyasıya rekabette, televizyonun yerini koruyabilmesi ve dijital platformlardan gelen tehdide karşı güçlü durabilmesi için TV kanallarının içerik anlamında gerçekten seçici olması, kaliteli ve izleyicinin bağ kurabileceği özgün yapımları odağına alması önem arz ediyor. 

Sinema salonlarına geri dönecek miyiz?

Bir yandan evde olmaktan şikayet ederken aslında biraz da rahata alıştık. Sinema salonlarında gişe rekorları kıracak filmleri, dijital platformlar sayesinde mekan, zaman fark etmeksizin izlemeye başladık. Haliyle sinema salonları da değişen tüketici davranışlarından payına düşeni aldı.

Henüz ufukta normalleşmeye dair bir ışık görünmese de elbet bir gün eski hayatımıza geri döneceğiz. O gün geldiğinde tercihimiz ne olacak? Her ne kadar dijitalde içerik tüketmeye alışkanlık kazanmış olsak da, sinema salonlarına sadece film seyretmek için gitmediğimizi, orayı bir sosyalleşme mekanı olarak da tercih ettiğimizi göz önünde bulundurursak beyaz perdede de işlerin yoluna gireceğini söyleyebiliriz. Bu konuda birçok kişi aynı fikirde; The Digital Entertainment Group (DEG) CEO’su ve Başkanı Amy Jo Smith, sinema salonunda film seyretmenin yerini hiçbir şeyin tutamayacağını söylerken; Microsoft Dijital Mağazalar Kategori Yönetimi Kurumsal Başkan Yardımcısı Dametra Johnson-Marletti de virüs bulaşma riski olabildiğince elimine edildiğinde, insanların sinema salonlarına dönmekten heyecan duyacağını belirtiyor.

Yaşanan bu tarihi dönemin sonuna yaklaştığımızda neler olacağıyla ilgili başka sorular da akla geliyor. Normalleşme ile birlikte insanlar evlerinden çıkmaya başladığında içerik tüketim oranları ne durumda olacak? Bu durum, yayın hizmeti veren platformlarının ve TV kanallarının yaptığı yatırımlara nasıl yansıyacak? Mevcut abonelerini ve izleyici kitlelerini elinde tutmak için nasıl bir strateji izleyecekler? Reklamverenler yatırımlarını mecra anlamında tekrar gözden geçirecek mi? Yeni sayımızda tüm bu soruların yanıtlarını ve pandemi sürecinde olup bitenleri olabildiğince çeşitli pencerelerden sizlere sunmaya çalıştık: Medya ajanslarından içerik pazarlayan firmalara, yapım firmalarından dijital platformlara bir yılı aşkın bir süredir hepimize daha iyi vakit geçirebilmemiz için katkıda bulunan değerli firmaların görüşlerini bir araya getirdik.

Sağlığımız hakkında kaygılanmadan, sokaklara özgürce adım atabileceğimiz ve daha umut dolu olduğumuz günlere yaklaşmak dileğiyle,

İyi okumalar…

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 111. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.