Özgünlük ön planda

Reklam filmi de çekiyor olsam, uzun format bir drama projesi de çekiyor olsam hikâyenin anlatımının ‘bana ait’ olmasına, aktığı doğal yolun benim biçimlendirdiğim bir üslupla oluşmasına dikkat ederim. Hepimiz bir hikâye anlatıcısıyız, bu işin özellikli yanı ise içinde keşfettiğimiz kendi yollarımız olması. Aynı hikâye birbirinden çok farklı şekillerde anlatılabilir. Yeryüzünde kimsenin aklına gelmemiş olan bir hikâye bulmak imkânsız ancak kimsenin anlatmamış olduğu şekilde bir anlatım yakalamak mümkün ve böylece aklınıza aksi halde hiç gelmeyecek olan bir resim çizilmiş olur. Ben de bu sebepten anlatımımın ilgi çekici ve farklı olmasına dikkat ederim. 

İyi bir hikâye basit ve açık bir şekilde karşıya sunulmalı. Hikâye kendini anlatabilmeli; yeri geldiğinde şaşırtmalı, güldürüp gözyaşı döktürebilmeli. İnsanlık duygularını kabartmalı; izleyicinin yaslanabileceği bir omuz olmalı, bazen de onu rahatsız etmeli diyebilirim. Ben hikâyemde bunları yaratabilmek adına bir kanca ararım, onun koltuktaki kişiyi yakalaması ve istediğim yere sürükleyebilmesi gerekirken bunu yapabilmenin birçok yolu vardır. Mesela çekimlerde oyuncuya fırsat tanıyarak gerçekleştirilebilir; o kendi alanında nefes alabilmeli ki sahnede nabız yükselsin. Senaryoya uygun casting, doğru mekan seçimi, ambiyans kurulumu ve ışık ile hikaye anlatımının güçlendirildiğine inanıyorum. 

Reklam filmi yapım süreci, yapımcının senaryoyu yönetmenle paylaşması ile başlar ve senaryonun bize uygun olup olmadığı, nerelere taşınabileceği; ona nasıl yaklaşılabileceği üzerine kafa yormak ile ilerler. Eğer bu sorulara olumlu yanıt alabiliyorsak ve zamanlama bakımından müsaitsek ajansımızla görüşürüz. Yaratıcı yönetmen ve müşteri temsilcimiz bize en doğru brief’i iletir, ön çalışma süreci başlar. Mood’lar araştırıp prodüksiyon sürecinde gitmemiz ve gitmememiz gereken yolları ayırarak bir yol haritası çizeriz. Ardından ekip kurulup mekân gezilerine başlanır, casting başlar. Alternatif mekanlarımızdan en beğendiğimiz mekana ‘recce’ (ön çalışma) yapmaya gideriz, bu sırada reji ve prodüksiyon ekibi bizi PPM’e (pre-production meeting) hazırlar. Öncesindeki pre-PPM’de biz ajansımıza geldiğimiz noktayı izah ederiz, varsa eksikleri tamamlarız; PPM’de de son haliyle sunumumuzu müşterimize sunarız. Bu iş bittiğinde teknik recce sürecine gidilir ve ekipteki herkes projenin karesi karesine nasıl çekileceğini biliyor olur. 

Bu, uzun metraj; dizi ve drama dünyasında farklı oluyor. Uzun metrajda tüm kumandalar yönetmende oluyor; durum, kişinin çalışma biçimine kalmış oluyor yani. Ben projesine ve sahnesine göre storyboard’lar çizdirmeye, moodlar bakmaya ihtiyaç duyabiliyorum. Örneğin; beni zorlayan bir sahneyse ne çekeceğimi önceden görmüş oluyorum. Sonra sette filmi çekiyoruz ve tabii her set süreci birbirinden farklı oluyor. Orada her şey organik, aynı sahneyi aynı şekilde iki ayrı günde çekmek bambaşka sonuçlar almaya açılan bir kapı. Sette başımıza her şey gelebilir; mekandan kovulabiliriz, kamera bozulabilir, güneş gidebilir… Bu durumlara karşı aklında yedek planlarını bulundurup, oluşabilecek sıkıntılara karşı önlemlerini almış olman ve filmini hayallerinden geri adım atmadan çekebilmen gerekiyor. 

Her şey iyi gidip çekimler sonlandığında reji asistanı storyboard’ın üzerinden tekrar geçer ve ajansa haber veririz. Bu süreç de tamamlandığında reji asistanı sette “paydos!” diye bağırır ve alkışlarla bu yoğun çalışma sürecini güzelce noktalayan keyif içkilerimizi içeriz. Çok keyif aldığım anlar, çektiğim sahnelerde duygunun bütünüyle ekrandan geçebildiğine ve mekân sınırlarını aşabildiğine şahit olduğum anlar. Sahne çekerken gülmekten yarıldığım ve ağladığım anları bilirim; bu çok keyiflidir benim için. Uzun metraj çekimlerde sette bu organikliğe ve spontane gelişimlere bağlı olarak reklam projelerine kıyasla daha uzun zaman geçirmek mümkün olur. Duygusal bağlamda oyuncuyla baş başa kalıp aynı dili konuştuğunuzda yönetmen olduğunu hissetmek mümkün diye düşünüyorum. Reklam prodüksiyonunda ise iş daha teknik bakımdan ön çalışmaya bakıyor; maksimum 3 gün içinde çekimleri tamamlayabilmek için derin ayrıntılarına kadar çekimler, akıllarda tamamlanmış oluyor.

Gönenç Uyanık

Yazar / Yönetmen

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.