Olmazsa olmazlar: içerik ve güven

Kuşakların X, Y, Z, Alfa olarak ayrılmasındaki kriterlerin kaynaklandığı kuramsal taban, Amerikan ve Anglosakson kültürünün bilimsel temellerine dayanıyor. “Evrensel, küresel” gibi, aslında Hristiyan Batı’nın kendi kültürünü dünyaya dikte etmek için kullandığı kavramlarla açıklanmaya çalışılan ‘kuşaklar’ meselesi ve buna ilişkin strateji ve taktikler bizde çalışmıyor. Bu iddialı sözü biraz hafifletelim hadi… Anglosakson kültürünün egemenliği, Nişantaşı, Etiler, Bağdat caddesi üçgeni gibi yurdumuzun nadir yerlerinin dışına taşamıyor, taşamaz. Hedef kitleniz bu semtlerle sınırlıysa sorun yok ancak Türkiye genelini hedefleyenler, Hristiyan Batı’nın kuşak tanımının ötesine geçmeli; Türkiye’ye özgü gençlik segmentasyon analizini doğru düzgün yaparak, bölgesel hassasiyetleri de alıp gençliğin ihtiyaç ve taleplerine uygun politika belgelerini, strateji ve taktikleri belirlemeliler.

Önce neyin tartışılması gerektiğini belirlemekte yarar var. Siyasi parti liderlerinin hafta içi grup toplantılarında yaptıkları retorik konuşmaların neye yaradığının ölçümlenmesiyle işe başlanmalı. Meydanda nutuk atma kültürünün küçültülmüş konuşma şehveti modelinin uygulandığı grup toplantılarının hedef kitlenin davranış biçimi üzerinde herhangi bir ‘değişim’ etkisi yaratıp yaratmadığına bakmak lazım.

Grup toplantılarındaki konuşmaların, parti tabanını konsolide etmeye yaradığı söyleniyor. O zaman da iletişim kuramının şu maddesi karşımıza çıkıyor: İki ayrı hedef kitleye, aynı anda, aynı kanaldan, aynı mesajlar gönderilmez.

Dijital kültür, öznelleşme ve bireyselleşme gibi yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açtı. Şahsa özel, yani kişiselleştirilmiş ilişki ve iletişim biçimlerinin yaratıcı bir şekilde kullanımı hem farklılaşmayı hem de etkililiği artırıcı unsur olacaktır. 

Her türden iletişim kampanyasının başarılı olması için pek çok unsur vardır ancak bir ‘şart’ vardır ki o olmazsa ağzınızla kuş tutsanız yine de başarılı olamazsınız. Buna kısaca ‘içerik ve güven’ diyebiliriz. Bu, nasıl ki ürün pazarlamasında, ürünün faydası, kullanışlılığı ise siyasi iletişimde de ‘büyük fikir, büyük lider ve büyük teşkilat’ üçlemesidir. Bu temel şart sağlanmışsa, içerik, başka bir deyişle altyapı sağlamsa iletişim çalışmalarında fayda sağlamak mümkün olabilir.

Son zamanlarda Demokrat Parti’nin 1950’deki “Yeter, söz milletin”, Anavatan Partisi’nin 1983’teki “Dört eğilim” ve AK Parti’nin 2002’deki “3Y” kampanyaları boyutunda çarpıcı bir yeni siyasi iletişim çalışmasına tanık olduğumuzu söyleyemem.

Bunlara belki CHP’nin -yasaklı olduğu için SHP adıyla katıldığı- 1987 genel seçimlerindeki “Beş yıl daha limon gibi sıkılmaya gücünüz var mı?” kampanyası ile sonradan ucu bırakılan, İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” sloganıyla yürüttüğü kısa dönemli çalışma eklenebilir.

Beğenelim ya da beğenmeyelim Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin ‘siyasi iletişime’ yeni bir boyut getirdiğini kabul etmeliyiz. Sosyal ve görsel medyanın fenomenleri arasına girmeyi başarmıştır.

Ülke ülke parlamento gezdi, konuşmalar yaptı. Kiev sokaklarında çektiği videolarla görünürlüğünü de sağladı. 

Üzerinde kahramanlık ceketiyle salınmak ve de oyunculuk geçmişinden ivme alan popülerlik iyi, hoş ama ‘içerik’ meselesi burada da devreye giriyor gibi çünkü biraz bundan yoksun.

Öyle ki %74 ile cumhurbaşkanı olduğu seçim kampanyası sırasında ‘tek yönlü asimetrik iletişimin’ dibini bulmuş, sadece kendisi konuşmuş. Kimseyle karşı karşıya gelmemeye çalışmış, röportaj dahi vermemiş. Şimdi de benzer türden ‘asimetrik iletişimi’ video konferansla katıldığı yabancı ülkelerin parlamentolarında sürdürdü.

Bu ivmenin ne kadar devam edebileceğini göreceğiz tabii. Siyasetçilerin dayandıkları ve üzerinde yükseldikleri basamak, kendileriyle birlikte ülkelerinin de gündemlerini ve yarınlarını belirlediği için dikkatli olmak lazım. 

Kahramanla lideri birbirinden ayırmak; Ukrayna’nın da milyonların kaderini ellerinde tutan diğer ülkelerin de hangisine daha çok ihtiyacı olduğunu iyi tespit etmek lazım.

Siyasi iletişimde gençlerin öne çıktığına ne yazık ki tanık olmuyoruz. Bu nedenle de dijital teknolojilerin ‘asimetrik’ mücadele taktikleri dışında kullanılabileceğine de inanmıyorum. 

Ali Saydam

İletişim Uzmanı, Yazar

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.