Öğreneceğiz…

Bir yandan ölümsüzlüğü ararken, öte yandan acıdan kaçan insanı pazarlama ile dünya işleriyle oyalayabilmenin yolları değişiyor mu; evet.
Peki insan değişiyor mu; hem evet, hem hayır.

90’ların ikinci yarısında bankacılık kariyerimi bırakıp reklamcılığa adım atarken reklamın dünyayı iyi yönde değiştirebilme gücüne inanıyordum. Anlatacağım hikayelerle yaşamda her gün kaçtığımız acıya inat; güzel zamanlardan bahsedip bolluk çağının getirdiği olanaklarla insanın hayatında daha önceki yüz yıllarda ve hatta on yıllarda ulaşamayacağı refahı ve konforu çoğunluğun önüne serebilmenin, seçme özgürlüğüne hizmet etmenin iyiliği vardı içimde. Ve etrafımda her biri zahmetli yollardan geçmiş pırıl pırıl akılları olan insanlar vardı. Yaşamı olduğu gibi değil; biraz ilerideki en güzel haliyle özleyen yetenekli yaratıcı insanlar…

Şimdi etrafıma baktığımda ne o bolluk ekonomisini ne de o coşkulu yaratıcı atmosferi görüyorum. Yarattığı katma değeri doğru paylaşamamış bir sektörün kavram uydurma yarışına girdiğini, hiçbir zaman yaratıcı olmamış yöneticilerin uzun zamandır promosyon haline gelmiş yaratıcılığı, nereye koyacaklarını bilmedikleri yeni kavramların dar köşelerine sıkıştırdıklarını görüyorum ve üzülüyorum.
Ama üzüntünün de sevincin de bu yazıda çok anlamı yok.

Evet, zaman değişiyor. Daha başka bir yaşam döngüsü ile muhattabız ve bu döngü içindeki insanları etkilemek görevimiz. Öncelikle olacak şey şu; tüm reklam âlemi, buna elbette reklamvereni de katıyorum, yeniden öğrenmek zorunda. Hem de TEDx özetleriyle, mini seminerlerle değil; oturup çalışarak, okuyarak, sınanarak.
Özetlerle bir yere kadar. Şimdi yeniden öğrenme zamanı. Bilginin raf ömrü hiç bu kadar kısa olmamıştı; bu yüzden şu anda her yerde büyük bir kavram kargaşası var. Herkes hâkim olduğunu sandığı kavramı çoğunlukla ya eksik anlatıyor ya da daha kötüsü yanlış. Reklamverenin yeniden yanına oturabilmemiz için, bir ortak gibi hareket edebilmemiz için yeniden öğreneceğiz.
Bazılarımız etkiyi satışa daha yakın konumlayacak bazılarımız yeni metodlarla gelecek. Ama her adımın ölçüldüğü bir ortamda daha verimli olmayı da öğreneceğiz. Diğer işimiz zaten sayıca çok az olan yaratıcı akılları korumak kollamak olmalı, olacak da… Zira makinelerin etki edemeyeceği tek şey insanın temel davranışları doğrudan yönlendiren irrasyonel yönü; duyguları… Bunları hâlâ iyi bir yaratıcılıkla harekete geçirebiliriz.
Yeni teknolojilerin getirdiklerinin üzerine, yanına demiyorum, üzerine bu yaratıcılığı koyamazsak işimiz zor. O yüzden yeni yaratıcılığı keşfedeceğiz, yaratıcılarla sadece salt hikayeyi değil çok daha farklı başlıkları konuşacağız. Etik ve ahlâkı yeniden keşfeden, anlam arayışını ertelemeyen yeni nesillerle konuşmayı öğreneceğiz ki bu öyle iki paragraf özetle olacak şey değil.

Kısacası bizi yepyeni ama aslında en eski gereklilik bekliyor; öğrenmek. Çok satan kitapların genelleyici kalıplarıyla değil, ince ince, tek tek bakarak, kadim bilgi edinimindeki gibi uzun uzun çalışarak ve elbette yaratmanın yeni yollarını bularak… Öğreneceğiz.

Tuğbay Bilbay
Wunderman Thompson Yönetim Kurulu Başkanı

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 96. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.