Mühendislik, yaratıcılık ve iletişim: BMW i8 Roadster

Lift Content Factory Yönetici Ortağı Ertuğ Özdemir, elektrikli otomobil devrimini BMW i8 ve i8 Roadster modelleri özelinde inceledi.

Elektrikli otomobil denilince büyük ihtimalle ilk aklınıza gelen Tesla’dır. Bu kadar tanıtım ve medya görünürlüğüyle tabii ki en mantıklı ve normal olan bu. Çok inovatif, tasarımsal özellikleri beğenilen, yenilikçi araçlar olduğu bir gerçek. Diğer taraftan, giriş bariyeri çok yüksek bir endüstriye yeni bir teknoloji ile, tamamen farklılaşan bir iş modeliyle giren Tesla’nın konvansiyonel markalar ile yarışması bir o kadar da zor. Onun için dağıtım ağı problemleri, kapasite problemleri, servis çözümleri, kapasite artırımı gibi birçok konu başlığı ile savaşmak ve kârlılığını sürdürmek zorunda. Önümüzdeki dönemde bu anlamda Tesla için rekabet daha da zorlaşacak ve asıl o zaman sürdürülebilir bir iş planları olup olmadığı ortaya çıkacak.

Kaçınılmaz bir devrim

Yıllardır “combustion engine” üreten markalar artık neredeyse tüm konsantrasyonuyla elektrikli otomobil teknolojisi ve iş planları ile ilgili çalışmalarını yoğunlaştırmakla birlikte, şu anda ciddi yatırımlar ve planlar yapmaya devam ediyor. Bunca yıldır konvansiyonel metotlarla kârlı bir şekilde devam etmiş bu devasa yapılar için elektrikli otomobile geçmek hiç de kolay değil tabii ki… İş sadece üretimle de bitmiyor. Satın aldınız, evet. Ama bunun asıl önemli komponentlerinden biri, otomotiv markalarında kârlılığın devamı için hayati olan yıllar boyu süren servis, yedek parça gibi satış sonrası hizmetler.

Bu tabii ki aslında hepimiz için büyük önem taşıyor çünkü bu ekosistemin getirdiği birçok ek avantaj bulunuyor. Bunlar da yan sanayi şirketlerinin ürettiği ciro ve karlılıktan istihdama kadar, dünya ekonomisi için, dolayısıyla hepimiz için önemli. Bu anlamda elektrikli otomobil teknolojisine çok daha hızlı geçilebilecekken, endüstrinin bu yaşam döngüsünü uzatma çabasını kârlılık ve devamlılık anlamında çok mantıklı buluyorum.

Bunun yanında kaçınılmaz bir devrim de söz konusu. Bunu şu anda planlamamış veya şu ana kadar yatırımlarına başlamamış olan otomotiv markalarını ileride göreceğimizi zannetmiyorum.

Sektörün en güçlü oyuncularından biri

Planlayanlar arasında, bu yarış içerisindeki tabii ki en ciddi oyunculardan biri de BMW. Marka, tam elektrikli i3 ve i3s modellerinin yanında, geçtiğimiz yıllarda beklenmedik satış rakamlarına ulaşan hybrid spor otomobili i8’i ve yakın zamanda lansmanı yapılan, kısa zamanda satışa sunulacak olan i8 Roadster’ı sunuyor.

Hybrid teknolojisi, bildiğiniz gibi, hem elektrikli hem de konvansiyonel motor özelliklerini bir arada bulunduran bir teknoloji. Bu yapıda otomobil her iki motoru da taşıyor ve aynı zamanda elektrikli motor için batarya komponentinini de içerisinde barındırıyor. Yani aslında yarattığı ağırlıkla motorun gücü dağıtma anlayışını ve yakıt ekonomisini gözetirken, ileri seviye sürüş keyfi vadeden kompleks ve oluşturulması gerçekten kolay olmayan bir yapı. Bir de bunun üzerine i8’in kelebek kanatları gibi açılan kapıları, aerodinamik tasarımı, karbon fiber yapısı ve iç mekan konforu, alışılmış bir BMW konfor paketinin yaratılması gibi özellikler eklenince, bu yapı daha da karmaşık bir hale geliyor.

Marka algısına pozitif etki

Tüm bunların arkasında çok ciddi bir vizyon, mühendislik, yaratıcılık, üstün pazarlama bilgi birikimi ve finansal yeterlilik bulunuyor. Bunun yanı sıra tüketici testlerinin değerlendirilmesi, pazar araştırmaları, pazarlama ve iletişim planı gibi birbiriyle uyum içinde çalışması gereken birçok segmentin bir araya gelmesi, i8 Roadster’ı giderek daha karmaşık bir yapıya sahip olan bir proje haline getiriyor.

BMW yönetiminin onayından sonra sadece 22 ayda hayata geçen i8 Roadster sadece i8’in üstü kesilmiş versiyonu değil tabii ki. Tasarım anlayışı aynı olsa da birçok farklı problemin (ses seviyesi, roadster’ların geçmesi gereken özel çarpma testleri ve BMW standartlarının sağlanması gibi) aşılması gereken zor bir süreçten geçmiş. BMW mühendisleri bu geliştirme sürecini başarı ile tamamlıyor ve ortaya gerçek bir hybrid Roadster çıkıyor. BMW konforunu, özel bir teknolojiye sahip, sadece 1.5 L dizel motorun desteklediği yüksek tork ve beygir gücü ile sunan, gerçekten inovatif ve yeni bir “ürün” olarak karşımıza çıkıyor.

i8 Roadster tabii ki hitap ettiği hedef kitle ve fiyatlaması ile satış anlamında kendi segmentinde rekabet edecek bir otomobil ama asıl faydayı BMW’nin marka algısına yapacağı kesin. Bizlerin bir zamanlar hayranlıkla arzuladığı M Power konsepti, yeni jenerasyon için i8 ve i8 Roadster olmaya aday. Bunun da BMW’nin marka algısına en büyük pozitif desteği sağlaması kaçınılmaz.

Asıl övgüye layık olan, bu tip firmaların yeni teknolojiyi, değişen tüketiciyi ve hayat tarzlarını takip ederek bu denli büyük gemileri cesaret ile değiştirmeye, onlara yön vermeye çalışması. Ortaya beğenilmeyen, satış hedefleri tutmayan ve talep görmeyen bir son ürün çıkma ihtimalini düşündüğümüzde, kaybedilen finansal kaynağın yanında en önemlisi, sürdürülebilirlik anlamında kaybedilen pazar payı, markaya verilen zarar ve zaman kaybı oluyor. BMW i8 Roadster başarıya ulaşmış bir otomobil ama tabii ki yalnız değil ve ileride daha da kalabalık bir segment içerisinde rekabet edecek. Rakipleri çoğaldıkça gelecek olan cevapları da merakla bekleyeceğiz.

 

Ertuğ Özdemir

Lift Content Factory Yönetici Ortağı

 

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 77. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.