Kültürü yaratmak ve yaşatmak

Mart 2020 ortasında belki de tam kadro eve geçme kararını alan ilk ajanslardan biriyiz. Nasıl bir düzen olacağından çok da emin olmadan kendimizi evlerde bulduk. İlk iki ay herhangi bir kolaylıktan bahsetmek mümkün değil. İşin psikolojik, teknik ve iş yapma biçimi olarak her anlamda zorladığını düşünüyorum. Ama sonunda en hayal etmediğimiz kişiler bile sisteme çok iyi adapte oldu. Aslında hazırmışız ama farkında değilmişiz. Pandemi, birçok yerde yazıldığı gibi teknolojik dönüşüm sürecini 3-5 yıl erkene çekti. Grup olarak zaten sağlam bir teknik alt yapımız vardı. İşin insan ve adaptayon boyutu belirsizdi. Onu da çok daha büyük bir aile olarak çözdük, herkes birbirine yardım etti, daha anlayışlı oldu.

Bu süreçte gördük ki herkes aynı koşullara sahip değil. Biz de pandemi başından itibaren düzenli olarak çalışanlarımıza anketler yapıyoruz. En temel konuların başında da bu geliyor. Herkesin ofis ortamına, arkadaşlığa, paylaşmaya, eğlenmeye, birlikte yemeğe çıkmaya bir özlemi var. Olabildiğince desteklemeye çalışıyoruz, pandeminin ilk dönemini atlattıktan sonra bizim ofisi kontrollü olarak hep açık tuttuk, randevuyla gelmek isteyen herkes belli kurallar çerçevesinde arada bir gelebildi. Özellikle IT tarafında hem uzaktan hem fiziksel destek vermeye çalıştık. Düzenli eğitimler, online yoga dersleri, aylık toplantılar, happy hour’lar, partiler eskiden ne varsa hepsini gerçekleştirmeye çalıştık.

Bunun yanında evden çalışma süreci iş hayatındaki pek çok bakış açısını değiştirdi, yeniledi. Artık çok önemli bir toplantıda patrona sunum yaparken sunum yapan kişinin çocuğunun bağırarak kameraya girmesini normal karşılıyoruz. Hatta birçok şirketin ve yöneticinin eskiye göre bakış açılarını değiştirdiğini gözlemliyorum. Daha anlayışlı, ılıman, empatik bir dönüşüm yaşanıyor sanki. Mesai saatlerinin arttığı görülse de bence herkes iş ve özel hayat dengesini bir şekilde kurmaya başladığı için eskiye göre daha rahat çalışıyor. Yine grup olarak bu alanda birçok çalışma yaptık, mesela öğlen 12-13:00 arasını takvimlerde bir yıl boyunca bloke ettik, bu saatlere toplantı koydurmuyoruz. Akşam ve hafta sonları çok mecbur kalmadıkça tüm yöneticilerimizden ve markalarımızdan çalışanlarımızın özel hayat iş dengesini gözetmesini sağlamaya çalışıyoruz.

Uzaktan çalışmanın yaşattığı en büyük avantaj ise verimlilik oldu, özellikle bizim gibi yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren yapıların zamanı daha verimli kullanma ve performansı ölçme konusunda daha gideceği çok yol vardı. Bu alanda pozitif bir gelişim yaşandı. Ama ajansları ajans yapan kültürü oluşturma konusunda zor bir dönem olduğunu düşünüyorum. Biz grup olarak daha ilk günden bu konuyla ilgili çalışmalara başladık ve bugüne kadar bence çok iyi bir iş becerdik; ama bu sürecin devam etmesi durumunda nereye evrileceğini kestirmek zor.

Ofis hala var ama formatı ve amacı değişti. Birçok şirket gibi bizim tarafta da değişiklikler planlıyoruz. Omnicom genelinde de çok farklı modeller deneniyor, sürekli temas halindeyiz, oradan yönlendirmeler alıyoruz. Yeni formatlar, teknolojik çözümler, kültürü yaşatmak için çalışmalar… Özellikle geçen sene ajans olarak yaklaşık %70 gibi bir büyüme gerçekleştirdik ve çok fazla yeni arkadaşımız aramıza katıldı, hiçbiriyle daha yüz yüze tanışmadık. Normalde ilk tanışmada olan kimya süreci, işe girdikten sonra oryantasyon süreci gibi konuları nasıl yöneteceğimizi biz de herkes gibi keşfederek ilerliyoruz. Ama bu dönüşümün en temel tartışma konusunun kültürü yaratmak ve yaşatmak olacağı aşikar.

Can Aksüyek

CEO & Partner, Çözüm, Integer, O.P.En

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.