Kültür, stratejiden daha önemlidir

2016 yılında strateji ekibinin başı olarak bir üretim şirketinin yöneticisiyle tanıştırıldım. “Aaah,” dedi, “biliyorsun değil mi Sue, kültür stratejiyi kahvaltı olarak yer.”

“Elbette,” diye cevap verdim, “ama stratejimiz iyi bir kültüre sahip olmak.”

İyi bir kültürel anlayışa sahip olmadan, dünyanın tüm stratejisi, yeteneği ve en ileri teknoloji ürünleri bile size uzun vadede, hatta orta vadede başarı sağlayamaz.

Bunun üç nedeni var:

Öncelikle, gerçek anlamda çeşitliliğe veya kapsayıcılığa sahip olmazsınız. Eğer bir işletmede var olmak için süregelen bir “aynılığa” uyum sağlamanız gerekiyorsa, çabanızın büyük bölümü iyi iş çıkarmaya çalışmak yerine buna dair olacaktır. Tüm üst yönetim aynı kişi gibi görünüyor ve aynı sesleri çıkarıyorsa bu kaçınılmazdır.

Derinlerde bir yerde pek çok kişi, terfi istiyorsa mevcut yönetim kurulunun görünüşünü ve hissiyatını taklit etmesi gerektiğini düşünecektir. Dolayısıyla çeşitliliğin olmayışı kendini sürdürebilen bir hal alır ve hepimiz biliyoruz ki çeşitlilik daha iyi kararlar almak, bunun neticesinde daha yüksek kâr sağlamak anlamına gelir. İyi bir kültürel anlayış, herkesin kendisi gibi olmasını garantiler.

İkincisi, iyi bir kültürel anlayış olmadan kötü davranışlar ve kabalık kök salmaya başlar. Burası, samimi sıcaklığın hayati önem taşıdığı nokta. Herkesin acımasızca nazik olduğu, argonun bile kabul edilmediği bir kültüre sahip olmak mümkün. Ancak bu, sırttan bıçaklamanın veya ayak kaydırmanın tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez. Kabalık kesinlikle kabul edilemez ama yüzeysel nezaket de yeterli değil. Kültürün hedefi, işletmedeki herkesin en iyi yönlerini ortaya çıkarıp güçlendirmek olmalıdır, ortamı kimsenin birbirine destek olmadığı bir engelli at yarışına dönüştürmek değil. Yüksek standartlara sahip olmak önemlidir. Kişisel görüşüme göre yeteri kadar iyi bir iş çıkarmak asla yeterli değildir. Ancak amaç, herkesin elinden gelenin en iyisini yapmasına yardımcı olmaktır, insanları mümkün olduğunca çabuk elemek için karşılarına engeller çıkarmak değil.

Üçüncüsü ve en önemlisi, doğru bir kültürel anlayış oturtmadan, yaratıcı gerilime ve tartışmalara da sahip olamazsınız. Bu olmadan da en iyi işi çıkaramazsınız. Eğer anlaşmazlıklar başkaları tarafından baskıya uğrama, hatta proje ekibinden çıkarılma anlamına geliyorsa, belki de uzlaşmaya verdiğiniz önem, probleme en doğru çözümü bulmaktan daha fazladır.

Açıkçası burada dengeyi bulmak gerekiyor. İşin teslim tarihi kapıya dayanmışken tartışmalar ve düşünce ayrılıkları, doğru yerde ve doğru zamanda ortaya çıkmalı (örneğin herkesin ortasında olmayabilir). Ancak bunlar hiç yaşanmazsa, mükemmel işi vasata feda etmiş olursunuz. İyi bir kültürel anlayış, kimsenin, hiçbir zaman tartışmadığı bir ortam yaratmak değildir. İyi bir kültürel anlayış yapıcı fikir çatışmalarına ortam yaratır.

Son olarak: Hayat çok kısa ve iş yerinde, harika olmayan bir kültüre katlanamayacak kadar çok zaman geçiriyoruz.

 

Sue Unerman
MediaCom Dönüşüm Yöneticisi

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 77. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.