Korona günlerinde reklamcılık

Hep hayranlıkla bakın ve sanki 10 saniye sonra ölecekmiş gibi yaşayın. Dünya’yı görün. Dünya, fabrikalarda üretilen ya da parayla sahip olunan her rüyadan daha fantastik.” Ray Bradbury

Bir süredir Çin’in Vuhan kentinde çıkan ve tüm dünyaya yayılan bir hastalıkla savaşıyoruz. Koronavirüs sayesinde çok kısa zamanda pek çok konuya hakim olduk; pandemi nedir öğrendik, COVID-19 dedik, koronavirüs dedik, izolasyon dedik, sosyal mesafe dedik. Bol bol konuştuk, çokça telaş ettik. Hâlâ da endişeliyiz. Pek çoğumuz kendinden çok ailesini düşünüyorken ve onlar için endişeleniyorken, bir yandan da zamanı gelen faturalar ve kira ödemeleriyle de hayatın gerçeklerini hatırlıyor ve bu defa da işi için endişe etmeye aşlıyor. Stresliyiz, kaygılıyız, dışarıya çıkamadığımız için mutsuzuz, evde ailemizle daha fazla vakit geçirdiğimiz için halimizden memnunuz… Pek çok karmaşık duygu ve düşünce içindeyiz. Yaşadığımızbusağlıkkriziile birlikte hayatın yavaşladığını söylesek de içimizde dolu dizgin koşuyoruz, esen fırtınaları düşen yıldırımları söylemiyorum bile… Bu süreçte de ne yapacağımızı bilemeden herkes ne yapıyorsa onu yaptık; sosyal medyada çeşitli challenge’lara katıldık, ekmekler, pizzalar yaptık, videolar çektik, podcast işine bile girdik. Kimimiz evde çocuklarıyla ilk defa bu kadar çok zaman geçirdi ve bu zorlu süreci esprileriyle sosyal medyada paylaştı. Balkonlara çıktık, şarkılar söyledik, salgın sırasında hastanede çalışan herkese nasıl teşekkür etsek bilemedik alkışlarımızı gönderdik gökyüzüne.

Bu arada sürekli birilerinin evde kalırken kendimizi geliştirmemiz gerektiğine dair önerilerine maruz kaldık, ardından da başka birilerinin “insanları artık rahat bırakın, tabii ki de bir şey yapmak istemeyebilirler, kilo alabilirler, bir şey öğrenmek zorunda değiller” diye hararetli savunmalarına şahit olduk.

Şimdi aslında yavaşladığını düşündüğümüz hayatı gerçekten de biraz durdurup biraz da düşünelim mi? İletişim endüstrisinin uzman isimlerinden Serdar Kuzuloğlu bir podcast yayında şöyle seslenmişti: “Düşünmez misiniz? E, düşünmeyiz tabii.” Doğru, düşünmüyoruz. Şu an sadece yaşıyoruz ama bu yaşadıklarımızı, bizde bıraktıklarını (bırakacaklarını) özümsemek için durup düşünmüyoruz. Yavaşlayan hayatımızın eski telaşlı ayak seslerini, beynimize ve duygularımıza taşıdık. Şimdi koşma sırası onlarda. Oysa düşünmeye başladığımızda karşımıza o kadar çok soru çıkıyor ki…

Her şey bittiğinde gerçekten bir şeyler değişecek mi? Peki ya işler ne olacak? Kapanan, iflas eden, ayakta kalmakta zorlananlar nasıl devam edecek? Dünya bunu nasıl atlatacak? Bir gün yeniden gönül rahatlığıyla bir konsere, festivale, sinemaya gidebilecek miyiz? Peki ya içerikler değişir mi dersiniz? İçeriklerin tüketim şekli? Sonunda kitap okumaya, filmler izlemeye başlayan insanlık acaba daha farklı içerikler bekler mi? Reklam harcamalarını durduran markalar uzun sessizlik döneminden sonra iletişime yeniden nasıl başlayacaklar? Sorular, sorular, cevapsız sorular…

Son zamanlarda campaigntr.com için bol bol Türkiye’den bağış yapan markalara, salgınla ilgili farkındalık yaratmak için hazırlanan kampanyalara, ajansların yaratıcı çocuklarının ortaya çıkardığı birbirinden şahane illüstrasyonlara ve yine endüstrinin birbirinden uzman isminin yaşadığımız bu global sağlık krizi ile ilgili görüşlerine yer verdik. Hepsi birbirinden kıymetli ve anlamlıydı.

Ancak kabul edelim ki şu anda yaşadığımız kriz, aslında pek aklımıza ve hayallerimizin sınırlarına sığmıyor. Durumun ciddiyetinin farkındayız ama düşünmüyoruz.

Biz bu sayıda nefes alıp vermenin bu kadar önemli olduğu bir dönemde siz sayfaları çevirirken size bir nefeslik de olsa bir alan yaratmak istedik. Endüstrimiz global olarak nelerle karşılaşmış, neler yaşamış, bu kadar belirsiz bir geleceğe doğru giderken öngörüler neler hep beraber bakalım ve düşünelim dedik.

Bu arada kapak tasarımımızı hazırlayan Blab’a da teşekkür etmesek olmaz. Zira biz bu konuyu hazırlarken aklımızda sadece düşünmek, düşündürmek vardı. Kendileri de tam olarak bu amaçla bir süre önce uzun uzun konuşulan bir sanat eserine gönderme yaparak şahane bir kapak tasarladılar. Böylelikle reklam dünyasının içindeki çelişkiye de ayna tutmuş oldular. Bir yandan tüm dünyaca virüsün daha fazla yayılmamasını istiyoruz ve bunun için kendimizi evlerimize kapatıyoruz. Ama bir yandan da endüstri olarak ister marka tarafında olalım isterse de ajans; hazırladığımız kampanyaların hızla yayılıp viral olmasını bekliyoruz.

Şu aralar dünyamız kaygılı bulutlarla, çelişkili duygularla kaplı ama şimdi derin bir nefes alalım, mümkünse hafif yüksek bir zaviyeden neler olduğuna bakmaya başlamak için sayfaları çevirmeye başlayalım, ne dersiniz?

Sektör için savaşmaya hazır mıyız?

Tüm markalar bu savaşa katılmalı!

Çalışma şeklimiz nasıl değişecek?

Gerçek her zaman en iyi ilaçtır

Güvene dayalı yeni ilişkiler kurun

Koronavirüs ile gelen bir başka tehlike: Infodemik

Kapattığımız gibi açabilecek miyiz?

Çıktığımız iş yerlerine geri dönecek miyiz?

“Tüketici gündemi her gün, hızla değişiyor”

Kaygı öldürmez, tam tersine yaşatır

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 98. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.