Kaygı öldürmez, tam tersine yaşatır

Sakin olalım, serinkanlı duralım, panik olmayalım… Aslında hiçbir cümle yaşadığımız telaşı, kaygıyı durdurmaya engel olamaz. İş Yeri Psikologu Nazire Üzer de yaşadığımız korkunun, stresin aslında ne kadar olağan ve hatta gerekli olduğunu hatırlatıyor.

Nazire Üzer İş Psikoloğu, Elpis Psikolojik Danışmanlık

Gezegende insanı diğer canlılardan ayıran en temel özellikler düşünebilmesi ve sosyal olarak organize olabilmesidir. Peki nasıl yaşar ve neye ihtiyaç duyarız? Öncelikle insan güvende olmak, yaşamını tehdit eden unsurları öngörebilmek ister. Ölümlü olduğunu bilen tek canlıdır. Bu yüzden yaşamını korumak için var gücüyle mücadele eder. Bu mücadelenin pusulası kaygı duygusudur. Kaygı yaşamını korumak için gereklidir ve hayati bir işleve sahiptir. İnsan acıtıcı deneyimler de yaşar, hatta çoğunlukla. Acının fonksiyonu da büyümedir. Bir de sevgi duygusu vardır ki acının şifası olan, derin ve anlamlı ilişkilerimizde bulduğumuz.

Modern toplumlarda ilişki ihtiyacımızı niteliğini pek sorgulamadan sayıca fazla ancak anlık haz veren deneyimler yaşayarak sağlanmaya çalışıyoruz. Güzel görünerek, mevki sahibi olarak, çok para kazanarak, modayı takip ederek, alışveriş yaparak ya da evlenerek yalnızlık çekmeyeceğimizi ve diğerleri tarafından kabul edileceğimizi ümit ediyoruz.

Yaşanan korona salgınıyla beraber bildiğimiz ilişki ve yaşam formlarının çoğuyla bağlarımız koptu. Hiç beklemediğimiz bir şekilde kendimizle, seçimlerimizle ve hayatımızla baş başa kaldık. Daha önce bize sıradan gelen bir çok eylemin aslında ne kadar anlamlı ve değerli olduğunu, fazla zaman, para ve enerji harcadıklamızın için de ne kadar gerekli diye düşünmeye başladık.

Bu dönemde en sık kullandığımız iletişim araçları sosyal medya oldu. Paylaşımlarda ya hayıflanan ya enerjik yaşayan ya da bu süreci bir kişisel gelişim kampına çeviren insanların olduğunu görüyoruz. Ruh halimiz bunlardan herhangi biri değil hepsinden bir parçayı barındıran karmaşık bir süreç.

Salgının sağlığa etkilerinden daha çok sosyal, psikolojik ve ekonomik sonuçlarını yaşadığımı bu süreçte; yaşadıklarımızı görmezden gelmek, geçiştirmeye ya da sürekli iyi hissetmeye odaklanmak gerçekçi değildir. İnsanları bu kritik bir dönemde sadece mutluluk, enerji, eylem ve deneyim odağına çekmek tuhaftır.

Mutsuz olmamalıyım, stresi kontrol altına almalıyım, zihni güçlü tutmalıyım, psikolojik dayanıklılığı arttırmalıyım” gibi yaklaşımdan ziyade bu zor deneyimin duygularımızdaki iniş çıkışlarını kabul edip onları yaşamaya izin vermeliyiz.

İnsanlık tarihinin belkide en önemli olaylarından birinin içerisindeyiz, en büyük korkularımızla yüzleşiyoruz. Belirsizlik çaresizlik ve yaşam tehdidi gibi… Bu yüzden kendinizi kötü hissetmeniz insanidir, güçsüz olduğumuzu göstermez. Fiziksel ve duygusal açıdan zorlanıyor, içinizden bir şey yapmak gelmiyorsa, zihninizi zor toparlıyorsanız kendinizi bu yüzden suçlu hissetmeyin. Şu an için en önemli hedefimiz bu süreci kendimize ve başkasına zarar vermeden atlatmaktır. Kişisel dersler veya gelişmeler akut dönem geçtikten sonra görülecektir.

Bugün motivasyonumuz, hayranlık duyduğumuz, kusursuz sandığımız ülkelerin kültürünü geride bırakan toplumsal hassasiyetle, hepimizin iyiliği için her birimizin örgütlendiğini görmektir.

Şimdi kendinize bir iyilik yapın, zaman zaman kaygılı, zaman zaman korkak, bıkkın, tükenmiş, yorgun, muzip, keyifli, tahammülsüz gibi duygulara yer açmaya ve yaşanmasına izin verin.

Sürekli mutlu olmaya çalışmak, zor deneyimi yok saymak, acıdan kaçmak ve sürekli meşgul olmak için kendinizi yormayın. Çünkü korkulacak olan bu duyguları yaşamak değil hiçbir duyguyu yaşayamamaktır.

Unutulmamalıdır ki değer yaratan değişimler, acı veren deneyimlerden doğar.

Nazire Üzer

İş Psikoloğu,
Elpis Psikolojik Danışmanlık

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 98. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.