Karanlık günlerin ışığı…

2019 Innovation Agency of the Year ödülüne Campaign US tarafından layık görülen Huge Ajans’ın ECD’si Wayne Deakin pandemi sürecinde ortaya çıkan içeriğe yaratıcılığı baz alarak yaklaşıyor ve bu tip zorlu dönemlerde yaratıcılığın önem kazandığını vurguluyor.

Yeteneğin ve üretimin rolü, sağlık krizini yaşadığımız bu günlerde olduğu gibi karanlık zamanlarda her zaman çok daha önemli ve güçlü oldu. Sosyal mesafe, karantina, izolasyon derken insanlar iletişimde kalmaya, etkileşim içinde olmaya daha fazla ihtiyaç duymaya başladılar. Evet, televizyonun önünde daha çok vakit geçiriyoruz, daha çok dizi izliyoruz; ancak bir yandan da ailelerimizle, arkadaşlarımızla iletişimde kalmak için video görüşmelere de daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü bütün bunlar aslında kendimizi dünyanın bir parçası hissetmemizi sağlıyor.

Yetenekli ellerden çıkan üretim; film, dijital ya da sosyal medya aracılığıyla insanlara ulaşıp onları birbirine bağlayan ve duygularını tetikleyen roller üstlendi.

Reklamların durduğu, ajansların kapandığı, prodüksiyonların gerçekleşemediği bu dönem ise yaratıcı sektör çalışanları için oldukça zorlayıcı oldu. İş yapmak için kullanılan geleneksel araçlar hayatımızdan çıkmak zorunda kaldı. İzleyiciye dokunan, hikayeler anlatan, duygularına hitap eden reklamlar üretmek için yeni yollar bulmamız gerekti. Böyle bir iklimde yeteneğimiz, üretimimiz insanları biraz da olsa eğlendirmeli, onlara bir kaçış sunmalı veya ortak bir deneyim paylaşmalarını sağlamalı.

Yaratıcı endüstriler yeni içerik oluşturmak için artık CGI, animasyon, kullanıcı tarafından oluşturulan içerikler, web kameraları ve Zoom toplantılarından yararlanıyor. Aslında salgından önce de endüstri; yaratıcılığı, özgünlüğü sağlamak için daha ham, ev yapımı bir görünüme doğru ilerliyordu, bu durum salgın ile önemli ölçüde hızlandı.

Gerçekten iyi bir iş, son derece ilkel bir şekilde ortaya çıkabilir. Yaratıcı bir işten bahsediyorsak sınırları kaldırmalıyız, hatta sektörün dışına bile çıkmalıyız. Özellikle bu dönemde sık sık rastladığımız bazı lokal içerikler pek de dolu bir anlamı yokmuş gibi gelebilir ancak bu içerikler hazırlanırken kullanılan araçlardan ziyade başlamlarına, anlattıkları hikayelere bakmamız gerekiyor. Endüstrimiz üretimin parlak, cilalı haline alışık. Oysa ki ortaya çıkan üretimi araçlarıyla anlamlandıramayız. Gerçekten yaratıcı bir işi en basit, en temel malzemelerle elde edebiliriz.

Örneğin; Nike’ın LeBron James, Ramla Ali, Sara Hughes, Sue Bird, Tiger Woods ve Serena Williams gibi sporcularla hazırladığı “Play for the World” projesi ya da Tesco’nun, sevdikleri yiyecekleri sevdikleri insanlara adayan kamu çalışanlarının yer aldığı son “Food Love Stories” kampanyası, hedef kitlesiyle gerçekten bağlantı kuran bir hikaye anlatımı için son derece başarılı örnekler. Üstelik ikisi de büyük bütçelerle ya da prodüksiyonlarla hazırlanmadı.

Herkes teknolojik araçlara ulaşabilir ancak bu, gerçekten iyi bir işin ortaya çıkacağına dair bir garanti olamaz. Gerçekten ortaya yaratıcı bir iş çıkarmak istiyorsanız başarısızlıklarınızdan dersler çıkarmalı kullandığınız araçlara hakim olmalı ve çok sıkı bir şekilde çalışmalısınız.

Şu anda ise kullanabileceğimiz araçlar sınırlı, yaptığımız işin nasıl üretildiği konusunda eleştirel olmayı bir kenara bırakıp işin arkasındaki niyete, bu niyetin nasıl iletildiğine odaklanmalıyız. Çünkü yaratıcı bir iş aynı zamanda bir sorunu da çözer.

Yetenek ve yaratıcılık endüstrimizin en büyük gizli silahı ve bugünün ikliminde her zamankinden daha fazla değer vermeliyiz, beslemeliyiz. Sonuçta bu karanlık günlerden endüstrimizi yaratıcı işler çıkartacak.

Wayne Deakin
ECD, Huge (EMEA)

Bu yazı, ilk olarak Campaign Türkiye 99. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.