Kahramanlar: Ezgi Güneş

Concept reklam yazarı Ezgi Güneş, “kahramanın kim?” sorusuna yanıt arıyor…

“Kahramanlık böyleymiş… Anılarda canlanan ve hiç unutulmayan o 43 tane mektup kadarmış.”

 Ezgi Güneş                                                 Copywriter, Concept

“Kahramanın kim?” soruna cevap vermek ne zormuş…

Bu bölümde yer alan diğer arkadaşlar gibi ben de çok düşündüm; ama sonunda burnumun dibinde olduğunu fark ettim.

Benim kahramanım;
Anılarım.
O kadar çoklar ki… O kadar iyisi, kötüsü,

heyecanlısı, başarısızı var ki… Hepsi de beni büyüten, şekillendiren an’lar.

Ama biri var ki, çok zorda kaldığımda, kendimi yalnız hissettiğimde arkama dönüp baktığım sanırım en güzel anım.

8 yaşındayım. 2. sınıfın yarısında babamın tayini Hatay’a çıktı. Ben Afyonluyum ve Afyon’un bir ilçesinde okula başladım. Alıştım, okumayı öğrendim, arkadaşlarım, öğretmenim var. Bir anda çıkan bu tayin çok şaşırttı beni…

Sonraları bu “tayin çocuğu” olmanın çok faydasını gördüm ama 8 yaşındaki Ezgi için bayağı zordu.

Hatay’a, yeni evimize, okuluma, arkadaşlarıma alışmaya çalıştım bir süre. Ama beden dersinde kızların ip atlayışı bile farklıydı. O kadar yükseğe zıplayamıyordum ve belli ki oyunun akışını bozuyordum. Birkaç hafta denedim ama pek başarılı olamadım. Bir gün yine beden dersinde herkes eşofmanlarını giymiş oyunlar oynarken ben çok bunaldım.

Okulun tam ortasında çok büyük bir çınar ağacı vardı. Onun gövdesine sırtımı yasladım ve eski okulumu, arkadaşlarımı düşünmeye başladım. Ara ara da babama kızıyorum tabii, nerden geldik biz buraya diye. Bunları düşünürken, ağlamak üzereyim, gözümdeki yaş aktı akacak… Sevcan Öğretmenim seslendi.

– Ezgi, neredesin kızım?

Bir anda toparlandım, üzüldüğümü görmesin diye gülümsedim. Sana bir sürprizim var dedi. Siyah bir poşet uzattı bana.

Sonra da “hadi aç poşeti, ben gidiyorum” diyerek yanımdan ayrıldı. Poşeti bir hışımla yırttım, içinden renkli renkli zarflarda birsürü mektup çıktı. İnanamadım önce, isimleri okumaya başladım.

Aynur, Deniz, Mehmet, Tülin…

Hepsi de eski sınıf arkadaşlarımdandı. O tuttuğum göz yaşı aktı gitti, ama ben çok mutluydum.

Öğretmenim, güzel yazı yazma dersinde “ne yapalım” diye sorunca eski arkadaşlarım, Ezgi’ye mektup yazalım demişler ve herkes hissettiklerini, beni nasıl özlediklerini, okulda olan saçma sapan ama eğlenceli anlarını yazmış. Biri fotoğraf yollamış, biri sayfaya parfüm sıkmış.

Tam 43 tane mektup.

Bütün cümleler, benim o zor anımda kahramanım olmuştu.

O 43 mektubu tek tek cevapladım,

O 43 mektubu 2 sene boyunca bilmiyorum kaç kere okudum.

Hâlâ da saklıyorum hepsini.

Bir tanesini okudukça hâlâ çok gülüyorum. İlk arkadaşım Deniz’den bir cümle:

Ezgi sen gittiğinden beri kuduz köpeklerin yanından geçiyorum.

Ezgi sen gitmeseydin, benim bunlar başıma gelmeyecekti.

Ben de evden okula giderken, Deniz’i köpeklerden koruyan bir kahraman olmuşum demek ki…

Kahramanlık böyleymiş… Anılarda canlanan ve hiç unutulmayan o 43 tane mektup kadarmış.

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 108. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.