‘Influencer Marketing’ başa nasıl bela olur?

Kapak konumuz ‘Influencer Marketing’ medya dinamikleri tümüyle değişti; marka ve kurumlar mesajlarını, kampanyalarını, iletişimlerini farklı ilgi alanları olan mass-mikro tüketiciye ulaştırma kanalı olarak bu yöntemi sıkça kullanmaya başladığı bir dönem içerisindeyiz.

Dünyada çığ gibi büyüyen bir trend olarak gözüken bu pazarlama-iletişim yöntemi beraberinde büyük bir riski de barındırıyor. İş sonuçlarına, satış ve algıya muazzam katkıları olduğu şüphesiz ancak bazı projelerde yer alan ‘ünlü-influencer’ kullanımı bomba etkisi yaratabilecek bir krize de yol açabiliyor, ya da marka vaadi ile örtüşmeyen bir şekilde karşımıza çıkabiliyor. (Sevgili Levent Kömür, vegan bir ünlüye tereyağ reklamı yaptırma örneğini verdi.) Markaların neredeyse tüm algılarını emanet ettikleri influencer, celebrity, ünlü ya da fenomen; yüz kızartıcı bir olaya karıştığı, sevgilisine şiddet uyguladığı, uyuşturucu ilaç kullandığı, kriminal bir olaya yakalandığı ya da havaya girip mafyöz hareketlerde bulunduğu zaman bunun hasarından tertemiz kurtulmak çok mümkün olmayabiliyor. Otomobil kullanmayı bilmeyen bir influencer’a otomobil denetmeye kalkınca kurduğu garip cümleler ya da tamamen sit alanı olan Salda gölüne otomobille bodoslama girip selfie çekince bir anda sosyal medyada tepki konusu haline gelebiliyor. Bu konuda yüzlerce ‘kötü örnek’ vermek mümkün. Kapağımızı da bu doğrultuda aslında biraz da risk alıp ‘pimi çekilmiş bomba’ metaforu ile vererek bu tehlikeye dikkat çekmek istedik. Amacımız asla bir kargaşaya ya da infiale yol açmak değil, özellikle not edelim. Bu kullanımı azaltmak için sigara paketlerindeki kararmış kanserli akciğer fotoğrafı kullanmaktan farklı değil bizim için, aman yanlış anlaşılmasın.

Projelerin, kampanyaların, ödemelerin 31 Mart seçimleri sonrası döneme atıldığı bir dönemdeyiz. Ülkemizin hiç bitmeyen bayram, seçim, kriz vb. gündemleri iş ve süreçleri erteleme bahanesi olarak kullanma trendine biz de uyarak geçtiğimiz sene mart ayında gerçekleştirdiğimiz Agency ve Brand of the Year organizasyonumuzu nisan ayının sonuna aldık, öncelikle onun bilgisini verelim. Önümüzdeki sayıda kapak konumuzda bu organizasyonun nasıl kurgulandığını, değerlendirme kriterlerini, bazı yarışmaların neden kapsam dışı kaldığını, aldığımız pozitif-negatif tepkileri, soruları, metodoloji ve süreçleri anlatacağız. Ayrıca son dönemde özellikle ülkemizdeki yarışmaların çokça tartışıldığı, sorgulandığı bir dönemde çok değerli isimlerin yarışmalara yaklaşımlarını ve herkesin kapalı kapılar arkasında konuştuğu konuları, global yönlerini de ele alarak açıklığa kavuşturmuş olacağız.

Bu ay sayfalarımızda önemli bir isim var: Simavi ailesinin gazeteci geleneğini dördüncü kuşağa taşıyan sevgili Harun Simavi. Büyük bir özveri ve hassasiyet gerektiren, aynı zamanda riskli bir yola çıkalı tam beş sene olmuş. Bizler ilk gününden itibaren ‘Diken’i yakından takip eden bir sektör mecrası olarak bu serüveni sayfalarımıza taşıdık. Sevgili Harun, konforu veya başka bir sektörde kariyerine devam etmeyi reddetti; aile büyüklerinin izlerini takip ederek, kendi izlerini gazetecilik tarihimize kazımayı tercih etti. Dönem itibarı ile oldukça riskli gözükebilir ancak büyük dedesi Sedat Simavi’nin Hürriyet Gazetesi’ni kurduğu dönemi düşününce bunun bir tesadüf olmadığını anlamak mümkün.

Umarım önümüzdeki yıllarda da bu zorlu yolda hedeflerinden sapmadan yoluna sorunsuz devam edebilir Diken. Harun’un maillerinde kişisel imzası aşağıdaki sözlerle tamamlanıyor, onu da paylaşmak istiyorum. 

“Genç gazeteci arkadaşlarıma! Bu meslek yorucu bir meslektir. Ama, insan büyük bir zevkle çalışır. Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.” Sedat Simavi

Simavi ailesinin benim hayatımda da önemli bir yeri var onu da anlatmadan geçemeyeceğim. Bugün medyada bulunmamın tek nedeni Simavi ailesi olabilir. Rahmetli babam Erol Erdem, 1960’ların başında Erol Simavi’nin patronajında bu kurumda çalışmaya başlamış ve Türkiye’de gazete dağıtım kanalını kuran 2-3 kişiden biri olarak benim de çok küçük yaşlardan itibaren Cağaloğlu, Bab-ı Ali’de bulunan Hürriyet Gazetesi’nde gazete ve dergi kağıdının kokusu ile tanışmama neden olmuş; daha sonra dağıtım şirketinin genel müdürü, büyük medya gruplarında icra kurulu üyelikleri ve son 7 senedir de değişen medya düzeninde print-digital-etkinlik ekseninde yayıncı olarak devam etmemin arkasındaki hikayenin başlangıç noktası olmuştur. Bu sayede başta Hürriyet Gazetesi’nin kurucusu Sedat Simavi, oğulları Haldun ve Erol Simavi’yi, otomobil sporlarına merak duymama sebep olan Adam dergisi kurucu yayıncısı Hamdi Simavi’yi ve sevgili babamı da anmış oluyorum, ruhları şad olsun.

İyi okumalar…

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 86. sayısında yayımlandı.
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.