Hikayenin ayağına giden bir yönetmen: Özer Selik

Rio Film’in kurucusu Özer Selik, reklam gibi görünmeyen reklam filmlerinin yönetmeni. Onu P&G için hazırladığı “Olimpik Anneler”, İnönü Stadyumu’nun son günlerine tanıklık eden “Baba Evi”, Turkish Airlines’ın “Ana Menü” filmi, Lig TV için hayata geçirilen “Deplase Keyifler” ve Türkiye’de reklamcılığın tarihi sayılabilecek “Logoyu Büyütenler” ile tanıyorsunuz. Kariyerine televizyonla başlayıp reklam dünyasına giren Özer Selik’le hikayeleri, samimiyeti ve geleceği konuştuk.

 

İnci Vardar Geniş bir soruyla başlayalım. Hikayeler sizin için ne ifade ediyor?

Özer Selik Bence hikayeler bir iletişim nesnesi olmaktan çok daha öteler ve başlı başınalar. İletişimi mesaj, gösterge alışverişi olarak tanımlarsak hikayeler bu alışverişin esansı. Aidiyet duygusunu ve sahip çıkma güdüsünü harekete geçiren ortak değerleri yaratan bir devinim. Sektör için somutlaştırmam gerekirse, hikayeler markaya, yani anlatıcıya sürdürebileceği bir sohbet, dinleyiciye (tüketiciye) kapılabileceği ve içinde özlemlerini soluyabileceği bir akış sağlıyor. Bu da marka ve hedef kitle arasında “hatır-anı” oluşturuyor. Anılar, ilişkiyi özel kılıyor ve artık en rafine davranışlar kendiliğinden gelişiyor. Sonuçta hikayeler iletişimi ve etkileşimi yaşatıyor ve geleceğe muhabbetler doğuruyor. Eğer uygun hikayeyi bulursanız, geleceği şaşırtacak anekdotlara da zemin hazırlarmış olursunuz. Öyle ki en kurak ortamda bile lazım gelen fikrin nasıl olup da kendiliğinden yeşerdiğini deneyimlersiniz.

Örneğin benim uygun hikayelerimden biri “Deplase Keyifler”di. Yayınlandığı dönemde markaya dert olan hemen her sorunu çözdü, hatta hedef kitleye çözdürdü. Ayrıca özünden hiç yoktan Futbol Aşkı reklamlarını doğurdu ve ödüle koştu. Benim için projenin ödüllendirilmesinden daha kıymetlisi; kampanyanın etkisiyle taraftarların kendi hikayelerini kampanya filmlerinin formatında kurgulayıp YouTube’da paylaşmaya başlamalarıydı… Bana hikayeciliği bu denli yüksek gösteren, bu geri dönüşler oldu.

Söyleşilerde adettir, yanıtımı bir metafora bağlayayım. Hikayeler benim için iletişimin zeminine ekilen meyve ağacı tohumları. Zemine uygun tohumu bulup içgörü ve öngörüyle besler, büyütürseniz, kampanyaların en tazesini, en vitaminlisini mevsiminde dalından toplarsınız.

İnci Vardar Sizin hikaye anlatıcılığı serüveniniz nasıl başladı? Bize hem kendinizden hem de Rio Film’den bahseder misiniz?

Özer Selik Hayat içinde keşfettiklerimi başkalarına aktarma isteği olarak küçükken başladı. Babamın beni ilk götürdüğü maçta oyunu değil tribünleri seyrettiğimi ve babamdan sağlam azar işittiğimi hatırlarım. Ama ilginç olan tribündü ve mahalleye gittiğimde arkadaşlara anlattıklarım golü kimin attığı değil, orada duyduğum komik bir söz, daha önce tanık olmadığım tavırlar, hep bir ağızdan söylenen şarkılar oldu. Bir daha babamla maça gidemememe sebep olsa da benden duyduklarından etkilenen bir sürü arkadaşım turnikenin altından kaçak olarak maça gitmeye benimle birlikte cesaret ettiler. Çünkü merak ettiler.  İşte hikayenin gücünü erken yaşta keşfettiğinizde geleceğiniz de buna göre oluşuyor ister istemez. Rio’yu da film yapmak, hikaye anlatmak için 6 sene önce kurdum. Rio, ana akım reklam filmlerine alternatif olarak sektörde kendine bir yer edindi. Türkiye’nin en büyük reklam ajanslarıyla birlikte büyük hayaller kurdu, birçok büyük markanın sorunlarını çözmede somut sonuçlar aldı. 

İnci Vardar Rio’yu kurmadan önce neler yaptınız? 

Özer Selik Üniversitede stajyer olarak Show TV de başladım ve aynı sene Lig TV kuruldu. İşe alındım. 24 saat içerik üretmek zorunda olan bir kanalda uzun süre aralıksız çalıştım. Zamana karşı bir yarıştı ve ne öğrendiysem orada öğrendim.  Bir yandan Show TV’de rating baskısı, bir yandan yeni açılmış tematik bir kanala içerik yetiştirme telaşı… Böyle bir ortamda bir içeriğin seyirciyle buluşması sürecinin tamamında ister istemez bulunuyorsunuz. Orada yazarlık, muhabirlik, canlı yayın koordinatörlüğü, yönetmenlik, post prodüksiyon gibi tüm görevleri  deneyimleme şansı yakaladım. 

İnci Vardar Çoğu zaman markalı içerikleri izlediğimizde “reklam işte” der geçeriz. Nasıl oluyor da sizin yaptığınız her iş yüzlerde bir gülümseme bırakıyor?

Özer Selik Şimdi de benim yüzümde bir gülümseme oldu. Yapmak istediğim şey, markaların tüketicisine “Seni gerçekten anlıyorum” demesini sağlayabilecek işler yapmak. Bunu da yapabilmek için kalkıp ayağına gidiyoruz hikayenin. Masada uzayıp giden tartışmalara çok girmeden, karakterlerin iç dünyalarını sahada aralıyoruz. Ordan çıkan hikayenin tadı başkadır çünkü, o hikayelerin sahiciliğini seviyorum ben. 

THY ile yaptığımız Baba Evi projesi buna güzel örnektir. Eğer Beşiktaş’ın sponsoruysanız ve o gün İnönü Stadı yıkılıyorsa, bir Beşiktaşlı için bunun ne demek olduğunu gerçekten anlıyor olmalısınız. P&G’nin Olimpik Anneler projesinde de yaptığımız bu. Bugün sahici ve ilişkiyi özel kılmayı hedefleyen bir dil arayışında olan markaların sayısının arttığını görmekten çok mutlu oluyorum. 

“Yapmak istediğim şey, markaların tüketicisine ‘Seni gerçekten anlıyorum’ demesini sağlayabilecek işler yapmak.”

İnci VardarNasıl bir çalışma sisteminiz var?

Özer Selik Sektörün alışılmış, geleneksel metodlarıyla hiç ilgisi yok. Bu da biraz ürünün kendisi ile ilgili bir şey. Gerçek bir hikayeyi açığa çıkarmak çabasındasınız. Mesela, “Olimpik Anneler” işinde anneler ve çocukları arasındaki ilişkiyi anlatıyoruz. Düşünün, dünya şampiyonu olmuş, madalyaları var ama zaafı ile ilgili bir şey anlatıyor. Bunu her yerde söyleyemez. Bunu ortaya çıkarma, hakiki bir şey bulma çabasından dolayı bu işi sahada gidip çözüyoruz.

Normalde onay süreçleri nedeniyle sektörün yakındığı bir hantallık söz konusu. Ama reklamveren “Fulbol Aşkı” reklamlarını iyi bir model olarak algıladı ve burada bizim önümüzü açtı. Özellikle ajanslar bize inanılmaz destek oldular. Bir yönetmenin, bir yapımcının veya prodüksiyon tarafındaki birinin bu kadar pamuklara sarıldığı bir çalışma daha var mıdır bilemem. Az örneklerden biriyim, şanslıyım. Mesela ilk işimizi THY için yaptık. Hayatımda hiçbir reklam ajansı deneyimim yoktu. Çok yoğun bir mesai içerisindeydim, oraya vakit kalmıyordu. Bir gün telefon çaldı, Grey’den arayıp Alper Üner’le toplantıya çağırdılar. Çok da kötü günlerimizden biriydi. Gelemem dedim ama çok ısrar ettiler. Bir sonraki hafta gittim. Bir girdim toplantıya, 20 kişi var ve herkes ne yaptığımı algılamaya çalışıyor. Bende reklam sektörüne yönelik tutku orada oluştu. O ilginin açtığı yoldan rahat ve konforlu bir şekilde üretme şansı elde ettim. Ajansların hakkını vermem lazım.

İnci Vardar Tabii sadece şansla ilerlemiyorsunuz, aldığınız ödüller de var…

Özer Selik Rio’nun yaptığı hiçbir işte ödüle biz talip olmadık. 

Çünkü benim önceliğim, karizmatik bir cevap olsun diye söylemiyorum bunu, ödülden ziyade kimliği oturtmaktır.

Ama çok büyük ödüller de aldım. Bugüne kadar yapılmış tek reklam belgeselini ben yaptım. Bundan büyük ödül mü olur? Hayranı olduğum, bir iki dakika sohbet etsem dünyaları vereceğim insanlarla birer gün geçirdim neredeyse.

Mesela bir ajansın futbolla ilgili bir projesi vardı, yeteri kadar memnun olmadıkları için bırakmayı düşünüyorlardı. Bize “Bir film yapın, zirvede bırakalım” dediler, o filmden sonra proje dört sene daha uzadı. Bu mesela bir ödül. THY için yaptığımız Ana Menü’yü sadece dijital için yaptık ama bütün ana haber bültenlerinde çıktı. Bütün televizyon programları 2,5-3 dakikalık filmi noksansız yayınladı. Ödül diyorsanız, ben ödülü böyle aldım.

Doğallık, samimiyet ve reklamda sahicilik söz konusu olduğunda reklam sektöründeki değişimi görmek de bir ödül benim için. Bir ilham verdik sektöre. Bunu eskiden kısık sesle söylüyorduk ama şimdi biraz daha güçlü dile getirebiliyoruz. Şu anda ödül benim için bunlar. 

İnci Vardar Doğallık ve samimiyet sizin imzanız gibi. Ajansları ve markaları bu kadar gerçek hikayeler anlatmaya nasıl ikna ediyorsunuz? Nasıl bir ilişkiniz var?

Özer Selik “Vaziyeti idare ediyorsanız o zaman anlamsız bir iş yapıyorsunuzdur, yaptığınız işe anlam katmalısınız” der Logoyu Büyütenler’de Garanti Bankası eski CEO’su Akın Öngör. O cümleyi filmde en uygun yere koyabilmek için, abartmıyorum, 3 gün uğraştım. Bu benim için çok değerli. Böyle düşündüğümüz için de sanılanın aksine marka ve ajansları ikna konusunda büyük zorluklar yaşamıyoruz. Hatta genelde onlar isteklerini önceden olgunlaştırmış oluyorlar bizimle temasa geçtiklerinde. Yani daha önce reklamveren lehine olumlu sonuçlanmış çok iş yaptık. Kendimizi anlatmak zorunda kalacağımız zamanı konuya odaklanarak geçirmek de bize bir konfor sağlıyor. Bir de tabi bunların yanında Logoyu Büyütenler’in de bana hem reklamveren hem de ajans iç dünyalarını gözlemleme fırsatı verdiğini söylemem lazım. Filmi yaparken son 30 seneye anlam katmış  çok sayıda reklamcı ve reklamverenle nerdeyse bir güne yayılan uzun sohbetler gerçekleştirdim ve çok şey öğrendim. Ama en çok marka ve ajansları anlamamda bu öğrendiklerimin katkısı büyük oldu.

İnci Vardar Anlatmayı en çok istediğiniz hikaye nedir?

Özer Selik Bu hep karşıma çıkan ve hep kendime sorduğum bir soru. Ama şunu keşfettim: Gün yüzü görmemiş bir hikayeyi anlatmak peşinden koşmaktansa hikayeyi nasıl anlatacağımı düşünüyorum. 

İnci Vardar Peki bundan sonra ne yapacaksınız?

Özer Selik Şimdi ben 35-36 yaşlarındayım ama 25-26 yaşlarında benim yaşadıklarımı yaşayan bir sürü insan var. Çok heyecanlı insanlar, onlara yol açmak istiyorum. Onların söz söyleyebileceği bir yapı kurmaya çalışıyorum. 

Zaten bu yolda da ilerliyoruz bir süredir. Ben o yüzden bundan sonraki planlarımda, Rio’nun başka renkleri, başka anlayışları, başka bakış açılarını sektörle buluşturduğu, onlara heyecan veren işleri devam ettiren bir yapı olmasını hedefliyorum.

Kişisel olarak da sinemaya çok büyük bir ilgim var. Reklamda yarattığım dil, reklam için yarattığım bir dil değildi. Bunun sinemada nasıl bir karşılığı olabilir veya sahici bir şey ortaya çıkarabilir miyim diye sinema dünyasının içerisinde nefes alıp veriyorum. 

 

 

Bu röportaj ilk kez Campaign Türkiye’nin 79. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.