Hikayeler hep var olacak

Kendi reklamcılık serüvenimde her zaman hikayeleri tercih ettim açıkçası. Hikayelerin gücüne ve en önemlisi kalıcılığına inanıyorum.

İyi bir hikaye yazmak zor, o hikayeyi herkesin anlayacağı ve ilgileneceği şekilde anlatmak daha da zor. Bir ürün ya da hizmeti pazarlamak için hikaye yazmak ve çekmek ise en zor olan şey. Tabii iyi hikayelerden bahsediyorum. Zaten o yüzden de son zamanlarda hikaye anlatma yolunun seçildiği reklam sayısı çok az. Şarkılar, klipler, manifestolar daha çok rastladığımız bir şey haline geldi. Görece üretmesi daha kolay, daha az riskli olduğu düşünülüyor ancak 3-5 hafta sonra kimsenin hatırlayamaması gibi, ayrışmama gibi, tekrara düşme gibi riskleri de barındırıyor bence. 

Türk reklamcılığının geçmişine bakarsak en çok sevilen, en çok hatırlanan reklamların neredeyse tamamının iyi hikayelere sahip, iyi çekilmiş reklamlar olduğunu görürüz: Sucu Çocuk, Çakar Çakmaz Çakan Çakmak, Çook Çalışmam Lazım Çok, Aganigi Naganigi, Çok Oluyoruz, Doktor Bu Ne? İlk 10’da şarkı ve klip tarzına sahip sadece ‘Çocuk da yaparım kariyer de’ var hatırladığım kadarıyla. Tabii o dönemin şartlarıyla günümüz şartları aynı değil ancak hikayelerin gücü tartışılmaz ve bence zamansızlar.

Yeniliklere, tarzlara, trendlere tabii ki açığım. Farklı görsel numaralar denemeye, soundlar kullanmaya da… Ancak uzunca bir süredir her şeyin birbirine benzemesi de canımı çok sıkıyor. Şu an otursak 5-6 jingle’lı klip reklamı karıştırıp tek bir reklam yapsak kimse anlamaz ne olduğunu. Bir de bizde reklamverenin önüne geçilmesi zor bir “çok şey söyleme isteği” var. Mesaj çoklu, hedef kitle 7’den 77’ye olunca bir şarkının üzerine her şeyi söz olarak dizmek daha kolay oluyor, 30 saniyelik hikayeler olamıyor (zaten bizim packshot’larımız minimum 15 saniye). Bir de dedim ya hikaye yazmak hakikaten zor iş, herkesin harcı değil. Sektörün şu anki insan kaynağı da pek yetemiyor demek ki, belki de o yüzden çıkmıyor. Hatta hikayeli diyaloglu bir işi hakkıyla çekebilecek yönetmen sayısı bile çok çok az. Hoş bir durum değil hem sektör adına hem de markalar adına. Arada iyi bir şeye rastlarsam mutlu oluyorum. Ama çok az… Bizim daha fark yaratacak fikirlere, hikayelere ihtiyacımız var. Hep söylüyorum, reklamverenin dahi düşünüp yazabileceği fikirlerle ancak uygulayıcı olursunuz ve bir süre sonra da size ihtiyaç kalmaz. “Eskiden 2 dakikalık filmler çekiliyordu, şimdi çekilemiyor” demek beni yeterince ikna etmiyor. Birincisi dünya hala 2 dakikalık filmler çekiyor, yayınlıyor ve insanlar ilgiyle izliyor. İkincisi 30-40 saniyelik şahane hikayeler hep vardı, hala var ve gelecekte de olacak.

Yaşar Akbaş

Happy People Project Kurucu Ortak / Başkan

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.