Hikaye, teknoloji ile harmanlandı

Fransa’da Lascaux mağaralarında bulunan ve 30.000 yıllık geçmişi olan duvar resimleri, insanlığın kendi geleceğine aktardığı ilk hikayelerinden biri olarak görülüyor. Geçen otuz bin yılda önce ateşin etrafında sonra ekran başında ve şimdi de şehirlerden kaçtığımızda yine ateşin etrafında farklı insanlarla bir araya geldiğimizde hikaye anlatmaya ve dinlemeye duyduğumuz ihtiyaç hiçbir şekilde azalmadı.

20. yüzyılda televizyon mecra olarak hikaye anlatımını en çok güçlendiren teknolojik ürünlerden biri oldu. Sadece kurgulanmış hikayeleri değil, bilgiyi bile hikayeleştirildiğinde daha çok sevdik. Ünlü Amerikalı Prodüktör ve Senarist Shonda Rhimes, insanların tıp alanında öğrendikleri bilginin %87’sinin kitaplar ya da doktorlar değil doktor dizileri sayesinde oluştuğunu söylüyor. Şimdi de Netflix gibi platformlar aracılığıyla hikayelerin Squid Games gibi içeriklerle en baştan global tercih ve beğenilere seslenecek şekilde kurgulandığı bir döneme girdik.

Günümüzde, VR, AR gibi uygulamalar ve Facebook’un ismini Meta olarak değiştirmesiyle öne çıkan metaverse, yeni hikaye yaratmak için bizlere ve markalara farklı araçlar sunuyor; içine dalarak kendimizi kaybedeceğimiz “immersive” deneyimlerin ilk sinyallerini veriyor. Metaverse bizlere avatarlarımız üzerinden 5 duyumuzu birden harekete geçirecek deneyimler yaşama imkanı tanıyacağı için şüphesiz heyecan verici. Gerçek karakterlerin avatarlarıyla gerçek olmayan sanal karakterlerin bir arada gerçek mekanların sanal yansımalarında yaşayacakları/yaşatacakları deneyimleri düşünmek bile baş döndürücü. Herkesin farklı bir deneyim yaşadığı, hiper kişiselleştirmenin gerçek anlamda başladığı bir oluşuma doğru hızla ilerliyoruz.

Günümüzde sadece insanların değil Lil Miquela gibi sanal influencer’ların bile etkili içerikleri olan hikayelere ihtiyacı var. Yeni teknolojiler hangi içeriği üreteceğimize tabii ki karar veremiyor. Her markanın teknolojiden bağımsız olarak kendi içeriğini kendisinin kurgulaması gerekiyor. Markalar evreninde, en güçlü marka varlık nedeni hikayelerinin sonradan kurgulanmış olanlar değil, aynı kişisel hikayelerde olduğu gibi markanın kurucularının hikayelerinden yola çıkanlar olduğunu görüyoruz. Bugün Patagonia markasının aktivist kişiliğinin arkasında, üst düzey yöneticilerinin aktivist bir strateji izlemeleri değil, markanın kurucusu Yvon Chouinard’ın gezegeni kurtarma bilincini tüm hücrelerinde hissetmesi yatıyor.

Önümüzdeki dönemde tüm markaların yeni hikayelerini sürdürülebilirlik üzerinden kurgulayacaklarını öngörmek hiç zor değil. Bakalım hangilerini daha sahici bulacağız? Hangilerinin dünyasına daha fazla dalmak isteyeceğiz? Teknoloji ile yaratıcı içeriği en heyecanlı bir şekilde hangi markalar buluşturacak?

Ahmet Akın

Marka ve İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.