“Hepimiz içerik canavarı olduk”

Sosyalleşemeye, ulaşıma, işe güce ayırdığımız zamanın büyük bir kısmında artık içerik tüketiyoruz. Sosyal medyada geçirilen zaman da, TV seyretme de artıyor. Netflix de büyüyor, Storytel de… İlk kez müzelere, konserlere, seminerlere, dergilere, online eğitimlere para vermeden erişim şansı yakaladık ama hâlâ “Netflix’de her şeyi bitirdim, ne seyredeyim” diye tweet’ler atabiliyoruz.

Bu süreçte içerik seçimimiz de doğal olarak etkilendi. Önce sürekli Covid içeriği okuduk, izledik ve dinledik. Arkasından “bunu bir gelişim sürecine dönüştürmeliyim” moduna girdik; ekmek ve yemek yapma videolarına, el işi ve ev içeriklerine sardık. Pandemi istatistiklerini, sağlık çalışanlarının durumunu ilgiyle takip ettik. Ev-iş dengesini kurmakta en çok zorlandığımız bu dönemde kafayı dağıtma ihtiyacımız da arttı. Bir çoğumuz güvende hissetmek için eski sevdiğimiz dizileri tekrar seyrettik. Biraz da alternatif yokluğundan Survivor’a sardık. Herkesin story’sini gördük, Mücbir Sebepler’i Instagram’dan 80 bin kişi beraber seyrettik.

Şimdi de “yeni normal nasıl olacak” merakı başladı, öngörülemez geleceğimiz hakkında bize ipucu sunan içerikleri ilgiyle tüketiyoruz. Kısacası hayata seyirci kalmaya alıştık ve dışarıdaki aktivitelerimiz kısıtlanmaya devam ettikçe içeriğe olan artan ilgimiz azalacak gibi görünmüyor. Ne diyelim herkesin GB’ları bol olsun.

Peki ya içerik herkes tarafından üretilirse?

Evet amatör videolar binlerce like aldı. “Jet Sosyete” evden de dizi çekilebileceğini, “Mücbir Sebepler” Instagram yayınınıza 80,000 kişi toplayabileceğinizi gösterdi. Ancak bunu “power to the people” veya “prodüksiyonun çok da artısı yokmuş” gibi değerlendirmeyi yanlış buluyorum. “Kalite” hala içerik tercihimizde çok önemli bir kriter. Amatör içeriklerin hepsi kalitesiz demek istemiyorum, ama birçoğu yarın hatırlamayacağınız, bir yıl sonra izlenmeyecek üretimler… Jet Sosyete harika bir iş başarmışsa bile seyirci ilk fırsatta setlere dönmesini bekleyecektir. İyi senaryo, iyi ışık, iyi set ve kostüm tasarımı, iyi oyunculuk, iyi kurgu, iyi grafik tasarım vb. en doğaçlama görünümlü işte bile izlenme sayısını fazlasıyla etkileyecektir. Barış Özcan’ı dünyanın en iyi YouTuber’larından biri yapan içeriğinin kalitesidir.

Bu dönemde -özellikle biz reklam ajansları – şunu öğrendik. Kaliteli içerik üretebilmenin daha hızlı ve esnek veya daha başka yöntemlerini bulmalı ve uygulamaya başlamalıyız. Stok videoları kurgulayıp üstüne söz yazmanın veya yönetmenin kendi evinde işi çözmesini beklemenin ötesine geçmek zorundayız. Yaşayarak gördük ki her ajansın kendi video tasarım ve kurgu ekibine ihtiyacı var. Daha küçük ekiplerle, daha rahat taşınabilen ekipmanlarla prodüksiyon yapabilmeli, bir fikri hayata geçirirken gereksiz prosedürlerle zaman kaybetmemeliyiz. Fikirlerimizi animasyon, illüstrasyon ve diğer yaratıcı yöntemlerle anlatabilme kaslarımızı bugünden geliştirmeye başlamalıyız.

Kendimizle yüzleştiğimiz bir süreç

Yaşadığımız bir aydınlanma süreci, normal hayatlarımızın gizli kahramanlarını keşfettik. Sadece sağlık çalışanlarına değil, çiftçilere, market çalışanlarına, kuryelere saygı ve minnetimiz arttı. Ancak bu sürecin bir kültürel aydınlanma süreci olduğunu söylemek zor. İlgisi olana Louvre müzesini gezebilmek muhteşem bir fırsat… Ama Yasak Elma dizisi ara verince izleyicilerinin yine Yasak Elma benzeri içerikler peşine düşeceğini düşünüyorum. Süreç bizi biraz da kendimizle yüzleştirdi. Hani zamanımız olsa şunları okurduk, şu konularda kendimizi geliştirirdik diyorduk ya, işte zamanımız oldu ve gördük. Birçoğumuz Harari’nin kitabını okuyacağım derken Netflix seyretmeye daldık. Öte yandan özellikle yaratıcı mesleklerle uğraşanların bu süreçte biraz da işleri gereği estetik anlayışlarını geliştirdiklerini ve yeni ilham kaynakları keşfettiğini düşünüyorum.

Emel Göker
Stratejiden Sorumlu Ajans Başkan Yardımcısı, Happy People Project

Bu yazı, ilk olarak Campaign Türkiye’nin 99. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.