Hayır demeyi öğrenmek…

Artık kalıcı olarak uzaktan çalışmayı konuştuğumuz bir dönemdeyiz. Oysa bir sene öncesine kadar, çok büyük bir kesim ofislerini yeniden tasarlamayı planlıyordu. Şimdi merak edilen ise, çalışanların böylesi bir değişime nasıl yaklaşacakları.

Tabii ki “fiziken bir arada çalışmak”, herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Kimilerimiz için iş birliği adına elverişli bir ortam, kimilerimiz için ise diğerlerini kontrol edebilme şansı… Bazılarımız için bir sosyalleşme platformu, bazılarımız için ise iş hayatını özel hayatımızdan ayıran mekansal bir boyut…

Ofiste çalışmaya negatif anlamlar yükleyenler de var: Gidip gelebilmek uğruna trafikte saatler harcanan yer, buram buram bürokrasi kokan bir atmosfer ya da herkesin birbirinin dedikodusunu yaptığı bir ortam.

İş yeri kavramının böylesi radikal bir dönüşüme uğruyor olması, alışık olduğumuz iş yapış şekillerini, davranış kalıplarını, iletişim ve ilişkileri değiştiriyor. Bu da şirketlerin kültürlerini, kısa bir zaman zarfında olmasa bile, orta vadede başka bir noktaya taşıyacak. Aslında burada önemli olan ofislerden ziyade, o ofislerde birlikte deneyimlediklerimiz. Açıkçası pandemi öncesinde ofislerin çoğu birbirlerine benzemeye başlamıştı. Aynı tip iç ve dış mekan tasarımları, benzer oturma düzenleri, birbirlerinin kopyası mobilyalar, aynı teknolojiler, benzeşen ofis içi sosyal imkanlar…

Ofislerin o eski cazibesi kalmamıştı ama çalışanları kültüre entegre edecek faktörün mekanlar değil, insanlar; en başta da liderler ve yakın çalıştıkları mesai arkadaşları olacağını söylemeliyim. Paralelde de, evden çalışılan dönem boyunca yaşananları düşünmeliyiz. Tıpkı ofisten çalışmak gibi, evden çalışmak da herkesçe aynı şekilde algılanmıyor. Ev ortamının fiziki ve/veya ailevi koşullar açısından elverişli olmaması, ofis atmosferine özlem, donanım-yazılım ve bağlantı ile ilgili teknolojik sorunlar, bitmek bilmeyen çevrimiçi toplantılar, güven eksikliği, iletişim problemleri, şirketlerin İK politikaları ve uygulamalarının evden çalışmaya göre tasarlanmamış olması akla ilk gelen zorluklar.

Trafik sorunundan kurtulmak; pratik toplantı organizasyonları, kılık-kıyafet gibi belirli açılardan daha rahat çalışmak, konsantrasyon bozabilecek faktörlerin azalması ise avantajlar arasında.

Peki şirketlerimiz bu yeni modele geçiş konusunda ne kadar gözüpek?

Deloitte Türkiye olarak pandeminin ilk iki haftası içerisinde bir anket gerçekleştirmiştik ve sonuçları şaşırtıcı derecede bir özgüven barındırıyordu. İçeride teknoloji altyapısı ve organizasyon yapılanması, dışarıda ise müşteri ilişkileri adına bir kaygı söz konusu değildi. En büyük bariyer olarak kurum kültürü görülüyordu. Geride kalan bir senede şirketler deneyim ve bilgi kazandılar. Zorlukları ve çözümleri gördüler. Aynı iyimser hava devam ediyor; ancak artık daha bilinçliyiz. Ayrıca ilk dönemlerde uzaktan çalışma sadece bir zorunluluktu, şimdi ise bir tercih olarak karşımıza çıkıyor. Tartışılan bir diğer konu da, gelecekte bu şekilde çalışmaya devam edip etmeyeceğimiz. Yaygın görüş, devam edeceğimiz yönünde. Bu g.rüşe ben kısmen katılıyorum. çünkü uzaktan çalışma her sektör, kurum, departman, ekip, rol ve çalışan için uygun değil. Bu yüzden zaten birçok çalışan uzaktan çalışma modelinin dışında kalacak.

Geriye kalanlar ise maliyetler, çalışan deneyimi, dış paydaş ilişkileri, performans gibi birçok faktörü değerlendirerek karar verecek.

Tabii bir de bu resmi karmaşıklaştıran “iş – özel hayat geçişkenliği” problemi var. Bu, 90’lı yılların başında dizüstü bilgisayarların devreye girmesi ile başlayan; internet, akıllı telefon, tablet derken ivme kazanan ve çevrimiçi iş birliği/iletişim platformlarının yaygınlaşması ile zirve yapan 30 senelik bir yolculuğun eseri. Evden çalışma ile bu sorun kontrol edilemez bir hal aldı. Burada hem şirket yönetimlerine, hem çalışanlara rol düşüyor. Şirketler, bunun önüne geçecek İK politikalarını devreye almalı ve liderler samimi şekilde bu politikalara sahip çıkmalılar. Çalışanlar ise sınırlarını çizmeli, hayır diyebilmeyi öğrenmeliler.

Cem Sezgin

Deloitte Şirket Ortağı ve İnsan Yönetimi Hizmetleri Lideri

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.