Gündemimiz ekonomi öncelikli

25 yaşın altındaki kitle için kullanılan “Z kuşağı” kategorilendirmesi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli gündem maddelerinden. Türkiye açısından bu kuşağın en önemli özelliği, sayısal anlamda çok ciddi bir seviyeye ulaştıklarından, ülkedeki siyasi ortamı şekillendirebilme güçleri. Normal koşullarda Haziran 2023’te yapılacak seçimlerde de Z kuşağının etkisi büyük olacak. Özellikle 2019’da yapılan yerel seçimler öncesindeki kampanya döneminde siyasetçilerin ve partilerin Z kuşağına ulaşabilmek adına yoğun çaba harcadığını gördük. Birçok iyi örneğin yanı sıra, oldukça kötü iletişim çabaları da o dönemde herkes tarafından görüldü.

Z kuşağı aslında uzaydan bir anda aramıza katılan bir grup değil, kendilerinden önceki nesillerden en büyük farkları, çok ufak yaşlarından itibaren internetin domine ettiği bir dünyada yaşamaları. İnternetle büyümeleri, onlara kendi yaşıtlarının dünyanın geri kalanında ne şartlarda ve hangi ortamlarda yaşadıklarını her gün gösteriyor. Almanya’da, Portekiz’de, Kanada’da yaşıtlarının sahip oldukları hakları her an görüyorlar. Türkiye’de Z kuşağına ulaşmak isteyen siyasetçilerin büyük hatası, bu genç kitleye birkaç GB bedava internet, tablet, gençlik konseri gibi sözler vererek ulaşabileceklerini sanmaları. Ülkemizdeki Z kuşağının temel beklentisi öncelikle dünyanın geri kalanındaki yaşıtlarının birçoğunun sahip olduğu sosyal özgürlüklere, ekonomik şartlara, eğitim ve iş fırsatlarına rahatça erişebilmeleridir. Kendisinin ya da ailesinin ekonomik gücü yetmediği için sosyal hayatı neredeyse olmayan, çağa göre yeterli eğitim alamayan geniş bir kitleye birkaç GB internet vaadiyle siyaseten ulaşmanız imkansızdır.

Dünyanın ve teknolojinin hızlı değişimi, siyasi iletişimi ve kampanyaları da kökten değiştiriyor. İnternet, sosyal medya, dijital reklamlar siyasi kampanyaları her geçen dönem daha fazla etkisi altına alıyor. Temel kampanya adımlarından biri olan “kapı kapı dolaşmak” ya da “el sıkmak” günümüzde siyaseten hala çok değerli olsa da artık yeterli olmayabiliyor. 2023’te yapılması planlanan seçimlerde oy kullanması beklenen 25 yaş altı grubu ve bu grubun internetle olan doğal ilişkisini de düşündüğümüzde, günümüzde dijital ortamda iyi bir siyasi kampanya yürütmeyen partilerin pek şansı yok.

Türkiye’deki siyasi ve ekonomik durumu göz önüne aldığımızda siyasi iletişim anlamında da dünyanın geri kalanından ayrıştığımız bazı noktalar var. Türkiye’de siyasetçilerin vaatleri mutlaka ülkedeki insanların ekonomik şartlarını iyileştirme odaklı olmak zorunda. Güncel ekonomik durumun pozitif yönde ilerlemesinden daha öncelikli bir gündemimiz ne yazık ki yok. Bu konuda da güncel iletişim araçlarının efektif kullanımının yanı sıra, geleneksel araçların sahada aktif kullanılması ve ülkenin en düşük gelir grubuna sahip kitleleriyle bu geleneksel yöntemler sayesinde ilişki kurulması daha sağlıklı olacaktır.

Siyasette başarı kazanabilmeniz için siyasal iletişim konusunda çok iyi bir iş çıkarmanız gerekiyor. Bu noktada hem güncel dijital ve internet ortamı araçlarının kullanımı hem de geleneksel yöntemlerin kullanımı uygun oranlarda bir arada bulunmalı. 2002 seçimlerinde AK Parti’nin yeni bir kurumsal yapıya sahip olmasına rağmen, kısa sürede çok geniş toplum kesimlerini etkilemesi siyasi iletişimlerinin son derece planlı ve profesyonel olması yardımıyla yaşandı. Yine ülkemizdeki en güncel seçim olan 2019 yerel seçimlerinde de bugün tüm toplumda ciddi siyasi ağırlığı olan büyükşehir belediye başkanları, profesyonel siyasal iletişim uzmanları ile yoğun şekilde çalışarak kampanyalarına şekil verdiler. Örneğin; Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’daki ilk seçimin iptali gecesinde yaptığı miting, bu alanda bizlere iyi bir yol gösterebilir.

Siyaseten desteklemediğim ancak başarıya ulaşmış bazı örnekler verecek olursam, aklıma ilk olarak Birleşik Krallığın AB’den ayrılma referandumu olan “Brexit” öncesinde yaşanan kampanya dönemi geliyor. Ayrılık yanlılarının yürütmüş olduğu profesyonel dezenformasyon kampanyası, yöntem korkutucu ve önlem alınması gereken bir yöntem olsa da başarıyla sonuçlanmış ve Birleşik Krallık halkı ciddi bir korku kampanyası sonucu AB’den ayrılık kararı almıştı. Bu noktada hem Brexit referandumu hem de Trump’ın ilk seçildiği döneme etkisi kapsamında “Cambridge Analytica” siyasal iletişim kapsamında da değerlendirilmeli.

İnternet ve teknolojinin herkes tarafından yoğunlukla kullanılması elbette tüm siyasi kampanyaları da etkiliyor. Siyasetçilerin çok farklı sosyal medya kanalları üzerinden kitleler ile aracısız bir iletişim kurmasının yanı sıra bir takım dijital algoritmalar da siyasi partilere ve siyasetçilere yardımcı olacak. Hepimizin internet kullanımlarının bıraktığı izler, bu algoritmalara sahip olan kurumlara bizimle ilgili hayati bilgiler sağlıyor. Siyasi yapıların bunları kullanması da her dönem artacaktır ve kitleleri diledikleri doğrultuda yönlendirebilmeleri için onlara ciddi fırsatlar sağlayacaktır.

Batuhan Ersun

İzlemedeyiz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.