Greta’ya, Atlas’a, Deniz’e…

Greta Thunberg, 18 yaşında, İsveç’te. Atlas Sarrafoğlu, 14 yaşında, Türkiye’de. Deniz Erdik, 1 yaşında, bizim evde. Onlar dünyayı yeni tanıyan, tanırken de dönüştüren çocuklar. Yeni nesil, Z kuşağı, Alpha kuşağı, istediğiniz isimle çağırın. Onlar bugünün çocukları. Markaların yarınını dönüştürecek olanlar. Hepsi aktivist değil elbette. Her jenerasyonda olduğu gibi onların içinde de dünyanın dertlerine daha duyarlı olanlar, çözüm bulmak için aksiyon alma imkanı bulanlar var. Bununla birlikte, önceki jenerasyonlara göre fark şu; onların birbirlerini etkileme şansları çok daha yüksek. Aynı sosyal platformlarda buluşuyor, aynı oyunları oynuyor, fikirlerinin kelebek etkisini artıran araçlar kullanıyorlar. Kültürü daha hızlı şekillendiriyorlar. Marka varlık amacı konusunda, bugünkü tartışmalarımızın arkasında da onların ayak sesleri var. Önce düne gidelim. Onlar yokken markaların bir amacı yok muydu? 20 yıldır reklamcı olarak gönül rahatlığıyla cevap verebilirim ki hep vardı. Aldığımız brief’lerde hep ürünün / hizmetin en büyük faydasını konuşur, onu en iyi nasıl anlatabileceğimize bakardık. Önce fonksiyonel faydalara odaklanıyorduk, sonra üretim koşulları taklit etmeyi kolaylaştırdıkça ve fonksiyonel faydalarda farklılaşmak zorlaştıkça duygusal faydalara da yoğunlaşmaya başladık. Yani, sadece satış odaklı yaklaşmanın ötesinde, insan odaklı düşünmek, o marka insanların hayatına ne katıyor bulabilmek, gerçek faydalara odaklanmak da çok yeni bir konu değil. Peki neden şimdi, markaların varoluş amaçlarını sorgulamak öncelik listemizde en tepelere kadar çıktı? Bu noktada geliyoruz bugünün çocuklarına, gençlerine. Bugün aradığımız marka varlık amacı, onların ayrıştırıcı özellikleriyle paralellik gösteriyor. Onlar yalnızca bireysel değil kollektif faydaya da önem veriyor. Markaların da kollektif faydayı amaçlaması gerekiyor. Onlar gizemli bir jenerasyon değil. Marka varlık amacının da şeffaf ve samimi olması gerekiyor. Onlar aksiyon odaklı bir jenerasyon. Marka varlık amacının da aksiyon odaklı olması gerekiyor. Tüm bunları düşününce, önce bir baba, sonra bir reklamcı olarak inanıyorum ki kültürdeki bu dönüşüm çocuklarımıza anlatmaktan daha çok gurur duyacağımız marka hikayeleri yaratmamıza yardımcı olacak.

Arda Erdik

Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 114. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.