Fok: Her temasımız bir meydan okuma

Reklam ajansı bünyesinde kelimenin tam karşılığı ile girişimci ruhlu 12 kişilik bir ekibe sahip olan Fok ile İzmir’de varlığını sürdüren bir ajans olmayı konuştuk.

Ekibiyle markaların dijital iletişimlerini yürütürken boş zamanlarında da kendi projelerini geliştiren Fok temelinde dijital olan bir reklam ajansı. İllüstrasyon sevgisi ile birçok marka için ürün ve desen tasarlamaya başlayıp “Little” markasını yaratan ajansın aynı zamanda “Mutfakta” isimli bir YouTube kanalı ve sosyal medya iletişimi ekibinin hayata geçirdiği “Bake” isimli bir markası da bulunuyor. Fok ile İzmir’de reklamcılık ve gelecek vizyonları hakkında sohbet ettik.

Ajans hangi alanlara yöneliyor, neler yapıyor?

Fok ekibi olarak, temelinde dijital olan ama farklı duyulara hitap eden içerikler üretiyoruz. Çok yönlü ve profesyonel takım üyelerimizin de katkısıyla “Mutfakta”, “Bake”, “Little” gibi alt markalarımızla son dönemin en etkili araçlarından olan sosyal medya çalışmalarına yenilikçi bir bakış getiriyoruz. Bu bağlamda ürettiklerini sosyal medyanın anlık tüketim kabuğunun bir tık dışına çıkarabilen bir girişimcilik ofisi olduğumuz söylenebilir.

İzmir’deki bir ajansın İstanbul’dakilere göre avantajları ve dezavantajları neler?

Sektörel algı anlamında ciddi bir dezavantaj yaşadığımızı ifade edebiliriz. İstanbul’dan pek çok markayla temasımız olduğu halde İzmir merkezli oluşumuzun yarattığı ön yargılarla karşılaştık. Planlama yapılmaması da karşılaştığımız sorunlardan bir diğeri. Mesela 5 saat öncesinden “İstanbul’a sunuma gelebilir misiniz?” diye soran marka bile var. Yurt dışından markalarla uzaktan ve sorunsuz çalışabilirken İstanbul’la çalışmak tuhaf bir şekilde zor olabiliyor. Ancak İzmir gibi atmosferinde özgürlük ve huzur olan bir şehirde çalışmanın keyfini sürmediğimizi söyleyemeyiz. Özellikle kreatif ekibimizin üretkenliğinde İzmir’in huzurlu ve insancıl havasının da izleri olduğunu söyleyebiliriz.

Fok olarak çalışan bulmakta zorlanıyor musunuz, yeni iş arkadaşları alırken kriterleriniz neler?

İzmir’de kendini dijital ajans olarak konumlandıran ilk ajanslardan biriyiz. Bu yüzden bizimle çalışmak isteyen çok fazla meslektaşımızın olduğunu söyleyebilirim ve gelen başvuruların birçoğu bizi belirli bir süre takip etmiş ve dışarıdan bir gözle bizimle duygusal bağ kurabilmiş arkadaşlardan oluşuyor. Onların bu motivasyonu bizi her zaman cesaretlendiriyor ve bize ilham veriyor. Yeni iş arkadaşları alırken, staj döneminden itibaren aynı ajans atmosferini soluduğumuz, ilk ajans deneyimini bizimle yaşamış, vizyonumuza katkı sağlayabilecek ve aynı dili konuşabileceğimiz çalışma arkadaşlarını tercih ediyoruz.

Bundan sonrası için hedefleriniz neler?

Yeni marka ve proje hedeflerimiz var ve onları hayata geçirmek için çabalıyoruz. Mesela sosyal medya ile ilgili iletişimi hızlandırmak, ajans/marka iletişimini daha sağlıklı hale getirmek için bir uygulama geliştirmekteyiz.

Diğer taraftan tanıştığımız markalarla yollarımız profesyonel anlamda da mutlaka kesişiyor. Perakende mağazacılık, AVM, mobilya ve gıda sektörlerinde tanınan, global markalarla çalışıyoruz. Farklı sektörlerle kurduğumuz her temas bizim için bir meydan okuma ve biz her adımda gelişimi hedefleyerek, bilhassa “meydan okuma” olarak adlandırılabilecek markalarla çalışmayı hedefliyoruz.

İzmir’de reklamcılığın başlıca sorunları neler?

İstanbul’un iletişim ve medya sektörlerindeki yıllar süren tekeli ve bunun sonucu olarak şu an geldiği konumla karşılaştırdığımızda İzmir’de reklamcılığın henüz emekleme aşamasında olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden de zaman zaman markalarla ortak paydada buluşmakta sıkıntı yaşayabiliyoruz ve diğer ajansların sorunların çözümünde yeterince etkin olmadığını düşünüyoruz. Diğer yandan son dönemde İstanbullu markalarla çalışıyor oluşumuz, gelişimimize hız kazandıran bir faktör.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 83. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.