Etrafındakilere karşı sağduyulu bir ses: Demet İkiler

WPP’nin kadın kahramanlarından Demet İkiler

Pek çok endüstriye, ajansa ya da gruba rağmen WPP’de lider rolde birbirinden başarılı kadın yöneticilerle karşılaşmak çok mümkün. Demet İkiler de bu isimlerin başında geliyor. Üstelik bu durumu The HERoes Top 100 Role Model Women Executives 2019 listesine girerek tescilliyor.

Wunderman ve J. Walter Thompson birleşti-campaigntr
Wunderman ve J. Walter Thompson

Campaign Türkiye’nin 2020 Ocak sayısında bu başarısından tevazuyla bahsediyor:

Ben dünyanın 100 kadın kahramanı arasında mıyım, gerçekten bilmiyorum. Yani ben kendimi 100 kadın kahraman arasına koymazdım. Çünkü çok gizli kahramanlar olduğunu düşünüyorum. Bizler orada var olabilen, sesi çıkabilen, kendini ifade edebilen kadınlar olduğumuz için o listenin içine girdik. Kahraman olarak bakacak olursak bizlerden çok daha güçlü kadınların olduğunu düşünüyorum. Ama burada da olmaktan da çok mutluyum. Çünkü ne olursa olsun örnek oluyoruz. Türkiye’den de iki kadın bu listeye girebilmiş dedirtiyoruz. Eminim ki gelecekte daha çok kadına çağrı olacak. Artık Türk kadını ile ilgili bir farkındalık var. Türk kadınının bu anlamdaki çabası, kararlılığı, liderlik yapabilme özelliği tanınmış oluyor böylelikle. O yüzden de çok anlamlı, beni de çok mutlu etti. Hakkını yediğimiz tüm kadınlar adına burada olmanın sorumluluğuyla hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.”

Cinsiyet körlüğü karşısında endüstriyi uyaran sağduyulu bir ses

İnsan, çevresine başarılarının etkilerini hissettirdikçe, birilerine ilham oldukça daha da büyüyor ve isminin unutulmamasını sağlıyor. Demet ikiler de başarı merdivenlerinden her çıkışında “bu kadar yeterli, ben oldum” demediği için; kendini geliştirmeye devam ettiği için, sadece kendi yolu için değil etrafındakilere de ışık tutacak aydınlığa sahip olduğu için şu an bulunduğu yerde.

Okuduklarından dersler çıkarmaktan, kendine ilham olacak yenilikler keşfetmekten asla sıkılmıyor. Cinsiyet eşitliği söylemini bolca duyduğumuz ama içinin çoğu zaman boşaltıldığı dünyamızda o bambaşka bir bakış açısı sunuyor:

Benim için aydınlanma noktası; Caroline Criado- Perez isimli bir İngiliz yazarın Invisible Women; Görünmeyen Kadınlar isimli kitabıydı. Stream’de Caroline ile tanışma ve röportaj yapma fırsatı da buldum. Öncesinde kitabını okumuştum. Kendisi Royal Society Insight Investment Science Book’tan ödül aldı. Bu ödülün şöyle bir özelliği var; İngiltere’de bilim kitaplarının ve bilim insanlarının ödül aldığı bir sistemde Caroline bilim insanı olmadığı halde bu ödülü kazandı.

Caroline’ın kitabında bahsettiği ise şuydu; neredeyse bine yakın farklı case üzerinden data cinsiyet eşitsizliğine hizmet ediyor. Burada önemli olan; yazdığı her şeyi mutlaka somut örneklere, veriye dayandırıyor. Dünyanın kuruluşundan bugüne, hayatın her alanına dair örnekler var. Kadın rolleri; toplumsal olarak nasıl şekillendirilmiş, bu rollerin hayata geçişiyle beraber nasıl veri oluşturulmuş’a değiniyor ve diyor ki; roller eğer eşitsiz dağıtılmışsa o rolün neticesinde bizim dünyada bıraktığımız ayak izi de bir o kadar eşitsiz bir ayak izi. Eğer ki data, bu eşitsiz ayak izini girdi olarak alıyorsa algoritmalar olsun, yapay zekâ olsun o data üstünde çalışan ve tüm sonuç çıkaran mekanizmalar yanlış bir kaynaktan beslenmiş oluyor. Caroline’ın iddiası bu. Evet, biz bilimsel olarak objektif veri üzerinden çalıştığımızı düşünsek de aslında verinin hayata geçirdiği koşullar objektif değil.

Gerçek hayat tecrübelerini yansıtmadan datayı okumak, anlamlandırmak merkezine erkeği özne olarak koyan bir evrende son derece yanlış sonuçlara götürür. Benim olduğum kişi, yetiştiğim ortam, iş hayatındaki rolüm, Türkiye’de kadın olarak yaşadıklarım ve kendi tecrübelerimden gelen bir öğrenilmişlik var. Bunu paylaştığım genç kadınlar da var. Ama şu noktada yeni bir gözlük takmış oldum onun sayesinde: Ben, kendi mücadelemde aşmak zorunda olduğum bariyerleri doğal kabul ettiğimi fark ettim. Oysa o bariyerlerin doğal kabul edilmemesi gerekiyor.

Ayrıca Dünya, kişi denilen kavramı erkek olarak algıladığında bütün sistem, erkek vücudunu, erkek hayatını önceliklendirmiş oluyor. O zaman biz bunu normal kabul edip nasıl baş edeceğimizi konuşacağımıza; bunun normal olmadığıyla yüzleşip buralarda neler yapılabilir’i konuşmalıyız.

Örneğin; ben “erkek veya kadın arasında bir ayrım yapmadan performansı değerlendiriyorum” dediğimde aslında bire bir ayrımcılık yapmış oluyorum. Çünkü kadının içinde bulunduğu koşullar erkeğin iş hayatında bulunduğu koşullara göre daha zor. Çocuk hasta olduğunda erkek işe gidiyor; karısı bakıyor. Kadın çocuğunun başında olmak zorunda; o gün işte önemli bir toplantıyı kaçırabilir, belki performans değerlendirmesine etkisi olacak bir işi yapamayacak. İş seyahati olacaksa kadın, mutlaka çocuğunu nereye bırakacağını organize etmek zorunda, adam zaten karısına bırakıyor. Yaşlı bakımı dediğiniz zaman; annemi doktora götürmek benim sorumluluğum oluyor. Benim ağabeyim olsa da, benden daha müsait olsa da doğal olan benim annemi götürmem.

Bu yüzden kabul edelim ki kadının içinde bulunduğu koşulları gözetmeden performans odaklılık hiç de eşit bir sistem değil. Bu anlamda ben de Caroline sayesinde yeni bir gözlük takmış oldum. Ve bütün bunları o kadar kuvvetli hissettim ki bu konuda Türkiye’de bir elçi olabilirim diye düşündüm. Cinsiyet körü bir dataya değil; cinsiyet gözlükleri takılmış bir perspektiften o dataya yaklaşalım. Doğru datayı doğru şekilde girersek doğru çıktı verir.”

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 97. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.