En kısıtlayıcı problem: Zaman

Görsel medya üzerine müzik üretme konusunda uzmanlaşmış bir müzik prodüksiyon şirketi olarak hikaye anlatımı bizim en önemli görevlerimizden biri. Bir yandan  çalıştığımız filmin anlattığı hikayeyi betimleyen, görsel üzerine full senkron bir müzik bestelerken aynı zamanda görselde birebir tanımlanmamış duyguları ortaya çıkaran, detaylandıran melodiler, armoniler, orkestrasyonlar ile filmin üstüne ek bir boyut kazandırmakta bizim işimizin bir parçası. Her filmdeki hikaye anlatımının giriş – gelişme – sonuç şeklinde olması beklenemeyeceğinden, filmin hikayesini çok iyi özümsemek ve anlattığı hikayenin duygusal boyutlarını da göz önüne alarak eseri yazmanın yani hikayeyi müzikal anlamda yorumlamanın işin kilit noktası olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda doğru bir anlatımı yakalayabilmenin en önemli noktası, reklam ajansı kreatifleri ve filmin yönetmeni ile ortak bir çalışma yürütme ve brief aşamasında hikayenin her karesi ile izleyiciyi nasıl etkileyebileceğmizi detaylandırmaktan geçiyor. Bu bir takım işi; herkes aldığı pas kadar bol gol atabilir, dolayısı ile marka ve beklentilerinin çok farkında olarak ilerlemek gerekiyor.

Hikayesi olan reklam filmlerinde prodüksiyon tarafında ise durum, projeye göre değişkenlik gösterebiliyor. Tercihimiz her ne kadar senaryo aşamasında aldığımız brief’e göre önceden besteyi üretip film çekildikten sonra orkestrasyon, scoring ve detaylandırma yapmak olsa da özellikle zamansal sebeplerle post prodüksiyon aşamasında projeye başladığımız çok oluyor. Bu gibi durumlarda aslında en önemli dezavantaj, güzel ve hikayeye uygun doğru ana tema melodi üzerinde daha fazla zaman harcayamamak, tabii bu arada filmin kendini gördüğünüzde vereceği ilhamı hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor. Hatta birçok kez önceden hazırladığımız müziği tamamen ya da kısmen çöpe atıp filme göre sıfırdan yeni bir melodik tema yazıyoruz. Özellikle ülkemizde hikaye anlatımında melodik yapı çok önemli elbette ama scoring orkestrasyon da bir o kadar önemli hatta bazen hikayeyi anlatmanın en iyi yolu, hiçbir melodik yapı olmadan doğru bir armonik orkestrasyon da olabilir. Tabii ki sound, günümüzün olmazsa olmazı yani hikayeyi anlatırken nasıl bir müzikal stil, karakter oluşturacağız konusu brief aşamasında çözülmesi gereken bir konu ancak ülkemizde bu konuda markalar ve ajanslar genelde standart müzikal anlatımları tercih ederek tutucu davranırken, yurt dışında aynı hikayeyi ters köşe bir müzikal yaklaşımla anlatmanın çok dikkat çekici sonuçlar doğurduğunu çalıştığımız projelerde sıklıkla görüyoruz. Her ne olursa olsun hikayesi olan projelerde çalışmak çok heyecan verici ve sanatımızı ortaya koymanın harika bir yolu olduğunu düşünüyorum.

Ömer Ahunbay

Jingle House – Besteci, Müzik Prodüktörü

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.