Dıştan içe, içten dışa bir devinim hali benimkisi

Konfor alanlarımızı ve bunun tam zıttı olan bilinmezlik ve belirsizliği kişisel sergisi Gel-Git’te sorgulayan Leyla Emadi ile sergi hazırlık sürecini ve üretim halinde olmayı konuştuk.

Bu ay Creativity sayfalarımızda; üretmeye hep devam eden, kendini sanatıyla ifade eden ve her defasında yeni bir ifade ediş biçimi bulmayı başaran isimlerden biri yer alıyor.

Son olarak Mixer’deki kişisel sergisi Gel-Git ile karşımıza çıkan Leyla Emadi ile konfor alanından çıkmayı sorguladığı sergisini, sanat hayatına nasıl başladığını, kullandığı teknikleri konuştuk.

Kamer Yılmaz: Çok uzun süredir sanatın içindesiniz. Üretiyorsunuz ve üretimlerinizi sanatseverlerle buluşturuyorsunuz. Tüm bunların başına dönersek; siz, sanata ihtiyacınız olduğunu ilk ne zaman hissettiniz? Ve sanatla ilgilenmeye ne zaman başladınız?

Leyla Emadi: Aslında bunun net bir tarihi yok, kendimi bildim bileli üreterek ifade etmeye çalışıyorum. Çocukluk yıllarından itibaren çizmenin, yazmanın veya farklı malzemelerle bir şeyler ortaya koymanın bana çok iyi geldiğini fark etmiştim, o zamanlar bu yaptıklarım sadece içgüdüsel bir şekilde kendimi rahatlatma yolumdu, fakat Güzel Sanatlar’a başladıktan sonra fark ettim ki, ben zaten ihtiyacım olan ve sevdiğim şeyi yapıyormuşum; sadece meslek olarak adını koymayı bilememişim.

Kamer Yılmaz: Biraz da üretme sürecinizden bahsedebilir misiniz? Hem duygusal hem zihinsel hem de fiziksel olarak bir hazırlık süreci yaşıyorsunuz. Konuya, onu ifade biçiminize nasıl karar veriyorsunuz?

Leyla Emadi: Üretim sürecim çoğunlukla zincirleme bir akış halinde diyebilirim. Ürettiklerim yaşadıklarımın, hislerimin dışa vurumu olduğu için, konu arayışı gibi bir derdim olmuyor açıkçası. Dıştan içe, içten dışa bir devinim hali benimkisi…

Önce beni düşündüren, kafamı kurcalayan o duygu ya da düşünce üzerine yoğunlaşıyorum, ardından biraz konuyla ilgili okumalar yapıyorum ve sonrasında o konu veya kavramın gerektirdiği malzeme arayışına giriyorum ve aslında kafamda işi bitirmiş oluyorum. Üretme sürecim çoğunlukla bu şekilde ilerliyor.

Kamer Yılmaz: Birbirinden etkileyici eserler ortaya çıkarıyorsunuz. Geçmişten günümüze doğru geldikçe farklılıklar olduğunu da görüyorum. Örneğin birkaç yıl öncesinden aklımda en çok yer edenlerden biri olan Secde’ye bakıyorum, sonra yenilerden “feryat’a” ya da “hata mıyız yoksa?”ya… Biraz daha yumuşamış bir üslup söz konusu olabilir mi?

Leyla Emadi: Aslında farklılık eserden önce bende başlıyor… Her gün değişen ve gelişen varlıklarız… Özellikle kendini kurcalamayı seven, derin kazı yapmaktan hoşlanan bir karaktere sahibim. Her ne kadar izleyicinin önüne çıkan eserler değişmiş gibi gözükse de hepsinin temelinde kazıma ve travma temizliği var. Dolayısıyla ben kendi içimde neyi temizlemeye çalışıyorsam izleyicinin önüne de o çıkmış oluyor.

Eskiden toplumsal olaylar beni daha fazla etkilediği için daha çok ve yoğun olarak o tarz işler üretiyordum. Ne zaman ki, toplumsal olumsuzluklara görünürde savaş açmış biri olarak aslında gizliden gizliye buradan beslendiğimi fark ettim, o zaman bu döngüden çıkmam gerektiğini anladım. Daha bireysel ve içsel bir yol başladı benim için. Birey düzeldikçe toplum serpilir.

Kamer Yılmaz: Farklı yöntemler kullanıyorsunuz; tuvaller, enstalasyonlar… Hangi tekniği kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz? Siz en çok hangisiyle uğraşmaktan keyif alıyorsunuz?

Leyla Emadi: Birçok medyumla aynı anda işler üretiyorum. Daha önce de söylediğim gibi burada aslında kavram devreye giriyor önce. Kavram neyi gerektiriyorsa ona göre bir malzemeyle ilerlemeyi tercih ediyorum. Tabii ki kafamdaki kavramı tek bir malzemeyle de üretebilirim; ama ben farklı malzemeler ile oynamayı ve buradan beslenmeyi seviyorum. En çok sevdiğim her zaman için kağıt.

Kamer Yılmaz: “Bağlanıp da durma gönül”, “özgürlük, eşitlik, adalet” sözcüklerinden oluşan çalışmalarınıza bakacak olursak son dönemlerde sözcüklerin sanatınızda ayrı bir yeri olduğunu söyleyebilir miyiz?

Leyla Emadi: Bireyin varlığının en önemli yapı taşlarından birisi ‘dil’dir. Kendimizi, duruşumuzu, hayata bakışımızı, karşıdaki insanla iletişimimizi dil sayesinde ortaya koyarız, bu bağlamda; ifade ettiğimiz kelimeler, sözler, deyişler bizi biz yapandır. Çok güçlüdür ve vermek istediği mesajı direkt verir. Ben bu netliği ve altında yatan gizli sertliği seviyorum. Yazı, aslında benim tüm dönemlerdeki işlerimde az ya da çok vardı. Özellikle de kağıt işlerde…

Beton işlere geçişim de ‘bıçak yarası geçer dil yarası geçmez’ deyişiyle olmuştu ve o sayede bugün yaptığım beton işler ortaya çıktı. Betonun sertliği ile dilin baskınlığını birbirlerine çok yakıştırdığım için şimdilik bu yolda devam ediyorum.

Kamer Yılmaz: Pandemi sürecinde de üretmeye devam ettiniz. Örneğin; “Stay Away” dediniz. Bu sürecin sanat hayatınıza nasıl yansımaları oldu?

Leyla Emadi: Pandemi benim çalışma pratiğimi çok büyük oranda etkilemedi. Ben zaten rutin olarak her gün atölyeye gidip çalışan biriydim; sadece atölyemi küçük küçük eve taşıdım o dönemde. Stay Away, United Nations of Corona, Tarih Belgeleme gibi birçok iş ürettim. Dolayısıyla benim açımdan sadece mekan değişti diyebilirim.

Kamer Yılmaz: Pandemi demişken Gel-Git’ten de bahsetmek gerekir. Sergi hazırlık süreci nasıl geçti? Temasına nasıl karar verdiniz?

Leyla Emadi: Gel-Git, bizim ailecek İtalya’ya yerleşmemizle ortaya çıktı diyebilirim. ‘Konfor alanından her çıkış, ileriye doğru büyük bir sıçrayıştır’ sözünü tam da o zamanlar sorgulamaya, kafamda eğip bükmeye başlamıştım. Üzerine pandemi patlayınca, o konfor alanı çıkmazının yanına bir de belirsizlik ve bilinmezlik kelimeleri gelip oturdu. Bu kavramlar üzerine yoğunlaştıkça müthiş bir duygu durumu; iniş çıkışlar ve gelgitler yaşıyor insan haliyle. İşte Gel-Git sergisi bu başlıklar üzerinden şekillenerek üretime dönüştü.

Kamer Yılmaz: Pandemide kapalı ortamlarda olmayı pek kimse tercih etmediği gibi sınırlamalar ve yasaklar da var ve maalesef bütün bu zorunluluklardan sanat da nasibini alıyor. Sanatseverlerin bir eserle buluşması artık çoğu zaman daha dijital ve sanal. Siz bu buluşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Leyla Emadi: Pandemi elbette ki hepimizi farklı şekillerde zorladı. Özellikle bu virüsten sevdiklerini yakınlarını kaybedenler adına çok çok üzgünüm, büyük bir çaresizlik hissi…

Bunun dışında evlerde kapalı kalma, özgürlüklerimize sınırlamalar koyulması, yaşamsal tehditlerin getirdiği duygu durumu bozulmaları ve daha birçok olumsuzluk içinde sanatın bol ışıklı bir pencere olduğu kanaatindeyim. Her ne kadar kendi adıma sanal ortamda buluşmaları hiç sevmesem de birçok kişi için küçük rahatlama alanları sunmuş oluyor. Sanatta etkileşim bence en önemli şey, yani eserin izleyici ile fiziksel olarak buluşma anı mühim. Duygu aktarımı ancak yakından görülürse hissedilebilirmiş gibi geliyor bana, dolayısıyla en büyük dezavantaj bence bu.

Avantajlardan ilk aklıma gelen de sanal sergilerde fiziksele göre çok daha fazla sergi gezebilme imkanı doğuyor, hem de evinin konforunda…

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.