Derdimiz anlaşılmak değil

Son dönemlerde benim de içinde bulunduğum Z kuşağı oldukça popüler hale gelmiş durumda. Markalar iletişimleriyle bizi kazanmak istiyor, partiler seçim günlerinde Z kuşağı onları desteklesin diye uğraşıyor. Belki şu an yeni gündeme gelen sosyal medya fenomenleri de içeriklerini Z kuşağına göre şekillendiriyor. Bir şekilde herkesin hedef kitlesi haline geldik ve merak noktasındayız. Hayalperest, belki biraz “aklı havada” olarak tanımlanıyoruz. E bir de Google’a Z kuşağı yazınca karşımıza çıkan “internet kuşağı” tanımının da hakkını vermeliyiz. Sosyal medyanın, dijitalin içine doğan bir kuşak Z kuşağı ve bizi en çok gittikçe artan dijitalleşme ile teknoloji etkiliyor. Sosyal medyada, televizyonda, herhangi bir mecrada gördüğümüz reklamlarda farklı anlatım dilleri ile inovatif örnekler güzel bir etki bırakabiliyor üzerimizde. Benim en etkilendiklerimden, Apple’ın “Welcome Home” reklamını ve T- Mobile’ın son işi “The Impossible Tattoo” yu bunlara örnek olarak söyleyebilirim.

Bir şeyi okumak, denemek, yapmak için hem bunları daha önce deneyimleyen insanların yorumları hem de sonrasında toplayacağımız takdir önemli. Sevdiğimiz, takip ettiğimiz bir influencer herhangi bir ürünü çok sevdiğini söylüyorsa bizler de ekranı yukarı kaydırıp linke ulaşabiliyoruz. Burada da yine merak etme ve teşvik edilme unsurları öne çıkıyor bana göre; “Arkadaşım bu kitabı neden tavsiye etti?”, “X kişisi spor yapıyor ben de mi başlasam?”, “X filmini çok övmüşler izlesem mi?”

Benim için de dünya biraz böyle dönüyor. Güzel yorum yapılan bir şeyi merak ediyor, önce onu araştırıp sonrasında da; satın alabiliyor, izleyebiliyor, okuyabiliyorum. Tabii ki araştırma kısmı önemli. Sadece bize söyleneni değil bilmediğimizi de öğrenmek istiyoruz. Bu araştırmalar, yorumlar, tavsiyeler de satın alma davranışımı ve eylemlerimi şekillendiriyor.

Aynı zamanda çok girişkeniz ve bu girişkenliğin getirdiği sabırsızlık bence hepimizde var. Fakat benim yaşıtlarımda ve kendimden küçüklerde gözlemlediğim sabırsızlık daha olumsuz yönde olabiliyor. Mesela benden 6 yaş büyük bir abim var ve onun için sabırsızlık kelimesinin anlamı büyük bir sabrın sonucundaki histen ibaret. Fakat bizim kuşağımızdaki sabırsızlık, sahip olduğumuz özgüven nedeniyle direkt olarak sonuca ulaşmak oluyor. Hızlıca bir kaynağa ulaşma ve yetinme durumu var. Okunan tek kaynak yeterli, daha fazlasına ihtiyaç yokmuş gibi bir tavır mevcut. O tek tuşa fazlasıyla alıştık. Sonuçta bilgisayar oyunlarında yine bir tuşla karakterin kaderi belirlenebiliyor.

Gerçek hayatın böyle olmadığını görmek hayal kırıklığına uğratıyor ve erken pes etmeye teşvik ediyor. Bunu yapmayan hangi kuşak çocuğu olursa olsun başarılı olmuş. Tabii bizde durum daha belirleyici hale geldi. Evet, diğer kuşaklara göre elimizde daha çok olanak var. Bu nedenle diğer ülkelerdeki olanaklarla kıyaslama yaparak etrafı daha geniş görerek ne istediğimizi biliyoruz, kültürel ve sosyal açıdan daha çok entegrasyona açığız. Bu çok ciddi bir fark ama bir de eski kuşakların sabrı ve eldekinin kıymetini bilerek çalışma hırsı ile birleşirse kimse önümüzde duramaz.

Öğrenciyken iş hayatı beni her zaman heyecanlandırdı. Reklam sektörü çok eğlenceli ve öğretici olmasının yanında hep bir beklenti karşılama üzerine kurulduğu için stresli de. Bu yüzden kariyerine yeni başlayan kişilere, yeni mezunlara olabildiğince teşvik edici yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Kuşak olarak övülmeyi seviyoruz, sanal ya da gerçek “like” peşindeyiz. Teşvikten kastım altı boş bir güven pompalamak değil elbette. Belirli iş disiplinleri öğretilmeli, kuşakça sahip olduğumuz özgüven de desteklenmeli, sorumluluk verilmeli ama gerektiği yerde de destek olunmalı diye düşünüyorum. Şimdiye kadar yaptığım işlerde olumlu yorumlar alıp teşvik edildiğim de oldu, yeri geldiğinde olumsuz yorum alıp yönümü yeniden aramaya başladığım da. Bu sayede başlangıçta sahip olduğum soru işaretleri artık yok. Mutlu bir şekilde, her gün bir şeyler öğrenerek günlerimi geçiriyorum.

Daha önce de dediğim gibi biz teknolojiyi ve hızı seviyoruz, birçok şeye kolay yoldan ulaşmaya alıştık. En basit örneklerle söyleyecek olursam; yemek tarifi için yemek dergilerini karıştırmıyoruz, internette aratıyoruz; almak istediğimiz bir eşya için mağazaya gitmiyoruz, online alışveriş sitelerini takip ediyoruz; bir müzik aleti çalmak için kursa gitmiyoruz da belki Youtube’tan video izleyerek öğrenmeye çalışıyoruz. Bu biraz hazıra konmak, yeterince emek harcamamak olarak anlaşılabiliyor bazen. Ama bu, bizim alıştığımız yaşam tarzından başka bir şey değil. Çünkü biz bunun içine doğduk, bu bizim normalimiz ve diğer kuşaklar da öyle ya da böyle bunu kabullenmeye başladı bile.

Bir de zevkler konusu var tabii. Son dönemde rap müzik revaçta. Z kuşağına nokta atışı yapmak isteyen markalar iletişimlerinde rap müziğe bol bol yer verdi. TikTok mesela, birçok markanın mecra olarak tercih ettiği bir platform olmaya başladı. Bu noktada markalar Z kuşağı neyi seviyor, ne istiyor, bize ne hitap edebiliyor gayet iyi bir şekilde anlayabildi.

Sosyal medya konusu da farklı bakış açılarına göre değerlendirilebilir. Benim en çok zaman geçirdiğim dijital platform Instagram. Fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi seviyorum ayrıca bunun dışında yeni açılan kafelerden, sanat galerilerinden, yeni tiyatro oyunlarından, güncel reklamlardan Instagram üzerinden haberdar olabiliyorum. Yaşadığım yerden farklı bir yere gidecekken Instagram sayfalarına göz atıyorum. “Arkadaşlar harika bir krem, mutlaka deneyin!” diyenlere de kulak veriyorum. Bu da haber siteleri, blog ve sayfaların dışında da güncel kalabilmemizi sağlıyor.

Gündemden, teknolojiden, yenilikten beslenen Z kuşağı olarak tam olarak anlaşılamıyoruz. Derdimizin pek de anlaşılmak olduğunu düşünmüyorum, bu yönde bir çabamız yok. Ama bence gitgide daha da anlaşılır hala geleceğiz. Yaşadığımız dönemin şartlarından etkilenirken bizler de belki de gelenekselliğe alışmış diğer kuşakları etkileyeceğiz.

Ezgi Cumur
(24) Jr. Strategic Planner, Geometry

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.