“Daha doğal, daha kullanıcı odaklı…”

Hepimiz hayatımızda, kendimizce zorlu zamanlar geçirdik. Fakat hayatımızda ilk defa tüm dünya ile aynı anda zorlu zamanlar geçiriyoruz. Evlerimize kapandık, sevdiklerimize sarılamaz, göremez olduk. İnsanları bir araya getiren etkinlikler, yarışmalar, müsabakalar yasaklandı ve hatta büyük oranda bize daha önce sunulmuş ya da sunuma hazır hale gelmiş bekleyen içeriklere mahkum olduk.

Televizyonlar aynı dizinin 8. tekrarını, özel, özet bölümlerini yayınlarken, VOD platformlar mevcutta prodüksiyonu tamamlanmış içeriklerinin yayın tarihlerini erkene alıp bizlere sundular. Yine de bunlar yeterli olmadı. Bu yüzden evde olan insanların içerik talebini karşılamak adına online içerik üreticileri, çoğunlukla da YouTuber’lar neredeyse her gün 1 video yüklemeye başladılar, her mecrada açılan canlı yayınların sayısı arttı, normal kullanıcılar evlerini fırına çevirip ekmekler, lahmacunlar, pideler yapıp şekil şekil paylaşmaya başladılar. Hatta Global Web Index’in yayınladığı COVID- 19 raporuna göre, normalde yemek tarifi aramalarında görmeye alışkın olmadığımız bir yaş kitlesi olan 16-21 yaş arasındaki kullanıcıların yemek tarifi aramalarında %21’lik bir artış var. Evini botanik bahçesine çeviren de var, kendi domatesini üretmeye başlayan da. Çok sevdiğim ve düşüncelerine her zaman değer verdiğim büyüğüm, usta tiyatrocu Erkan Can’ın da dediği gibi “toprağa dönüş” başladı.

Bana sorsanız; hepimiz özümüze dönmeye başladık. Şehir karmaşasından fırsat bulamadığımız ve vakti kendimize bahane ettiğimiz, belki de burun kıvırdığımız işlerin aslında gayet rahatlatıcı olduğunu öğrendik. Saatlerce dinlesem sıkılmayacağım insan Serdar Kuzuloğlu’nun sürecin başında da dediği gibi “aslında hepimiz evlerimizin yaşamaya uygun olmayan yerler olduğunu” fark ettik. Bu da bizlerin kapandığımız yerlerden insanlara ulaşma ihtiyacımızı ve tüketme ihtiyacımızı arttırdı. Bu süreçte yeni normali bulmaya çalışırken, birçok sektör etkinliği canlı yayına döndü ve daha çok insana ulaştı, sanal müze kavramı hayatımızda yer edindi, belki de hiç satın almadığımız kadar kitap, e-kitap satın aldık ve tükettik, evlerimizin dekorasyonuna kafayı takıp değişiklikler yaptık, normalde Instagram’a belki haftada bir fotoğraf atan insanlar olarak her gün canlı yayınlar açmaya başladık, sektör profesyonelleri harika içerikler üretmeye fırsat buldu, sporcular evde yapılabilecek sağlıklı hareketlerle insanlara destek oldular. Bu sürecin parlayan yıldızı ise, 20 yıl önce hayatımıza giren, son 2 yıldır altın çağını yaşayan Podcast teknolojisi oldu. Son 3 ayda Podcast’ler hayat normali haline geldi. Zoom’lar, Webexler, Microsoft Teams, Google Meet derken normal hayattan daha çok insanla yüz yüze görüşmeye, seslerini duymaya, izlemeye, izletmeye başladık. Hatta belki farkında olmadan, normal hayatta hiç görüntülü konuşmadığımız insanları da telefonla değil görüntülü aramaya başladık. Yani 10 yıldan fazladır hayatımızda olan mobil görüntülü konuşma, en çok ilgi çektiği dönemi yaşıyor.

Yeni normalimiz bu mu oluyor yoksa normalleşiyor muyuz? Standartların altına düşmüş hayatlarımız, belirli standartlara uyum mu sağlamaya çalışıyor, bilmiyorum. Maalesef bu da işin iyi yanı… Çünkü kimse bilmiyor ve hep beraber öğreniyoruz.

Tüketiciler, bulunduğumuz durumu unutturacak ya da atlatmamıza yardımcı olacak, normal hissettirecek içeriklere ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaçlarını da normalde başvurdukları televizyon ve VOD servisler gibi profesyonel içerik üreticileri yerine influencer’lardan karşılamaya başladılar. Çünkü büyük prodüksiyonların yenilerinin üretimi bilinmeyen bir zamana ertelendi ya da durduruldu. İçinde bulunduğumuz belirsizlik dönemi, herkese gerçek renklerini göstermek için harika bir fırsat sunuyor.

Yeni dönemin kazananı ise kendi içeriklerini profesyonel bir ekibe ihtiyaç duymadan üretebilen kişiler olacak. Markalar ise eskiye göre daha “gerilla” ya da “küçük ekip” işi içerikler üreterek de tüketiciye ulaşabileceklerinin farklına varmaya başladılar ve yeni normalde bunu daha çok görmeye başlayacağız. Bu da bize büyük prodüksiyonlu işlerin, içeriklerin yerini daha doğal ve daha kullanıcı odaklı içeriklerin almasıyla birlikte daha fazla içeriğe erişimin yolunu açacak. İçerik sayısındaki artışta ise sıyrılan içerikler prodüksiyonun büyüklüğü ya da kalitesi değil de, kreatifliği sayesinde olacak.

Arman Acar
Co-Founder, Unite.ad

Bu yazı, ilk olarak Campaign Türkiye 99. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.