Site icon Campaign Türkiye

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu: “Türkiye bölgesel bir üs haline gelmiş durumda”

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu ile Türkiye’ye gelen yatırımları, ülkemizin stratejik gücünü, Türkiye’nin yatırımcılar için cazibe merkezi olduğunu ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin faaliyetlerini konuştuk.

Campaign Türkiye: Burak Dağlıoğlu kimdir? Bizecöncelikle kendinizden bahseder misiniz?

Burak Dağlıoğlu: Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldum. 2010 yılının Temmuz ayından bu yana Yatırım Ofisi’nde görev yapıyorum. O zamanki adı Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı olarak kurum Başbakanlığa bağlı olarak faaliyet gösteriyordu. Burada uzman, daire başkanı ve başkan yardımcısı olarak çalıştım. Son 3,5 yıldır da kurumun başkanı olarak görev yapıyorum. Burada çalıştığım dönem içerisinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde pazarlama, sonrasında IE Business School’da finans yüksek lisans derecesi aldım.

Campaign Türkiye: Peki biraz da Yatırım Ofisi ile ilgili bilgi almak istiyoruz. Kurumun ana motivasyonu nedir? Neler yapmaktadır?

Burak Dağlıoğlu: Kurum 2006 yılında, Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde kuruldu. Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı temelde kurgulanırken, Türkiye’yi uluslararası arenada bir yatırım markası olarak tanıtması, uluslararası yatırımcılara projelerinde destek hizmetleri sağlaması amaçlandı. Kurum, A’dan Z’ye bir yatırımın hayata geçmesi için özellikle kamu tarafındaki bürokratik süreçlerin kolaylaştırılması konusunda hizmetler sağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın 2003 yılında görevi devraldıktan sonra ekonomi, insan hakları, hukuk gibi alanlarda yaptığı birçok reform var. Bu reformlar kapsamında, uluslararası yatırım mevzuatında yapılan değişiklikler süreçleri hızlandırıyor ve kolaylaştırıyor. Sonrasında Türkiye’ye çok hızlı bir uluslararası doğrudan yatırım girişi oluyor.

1980’li yıllardan bu yana bir turizm ülkesi olan Türkiye tekstil gibi bazı sektörlerde ihracat ülkesi olarak biliniyor. Ancak yatırım ülkesi olarak konumlanması noktasında planlı ve stratejik bir çalışma yapılmamış. Cumhurbaşkanımızın kurumun kuruluş aşamasındaki vizyonu, yatırımcılara kolaylık sağlamanın yanı sıra Türkiye’nin yatırım ülkesi olarak tanıtımının yapılmasını da içeriyor. Bu doğrultuda, Türkiye’yi uluslararası yatırım arenasında cazip bir ülke olarak tanıtmak için çalışmaya başladık. O zamandan bu yana tabii kurum da değişiyor, dönüşüyor. O dönem daha küçük kompakt bir yapıyla başlamış.

Son olarak da 2020 yılında bir yeniden yapılanma süreci geçirdik. Bugün itibarıyla her açıdan olgunlaşmış, bütün iş süreçleri ve görev alanları tanımlı, ülke ve sektör özelinde uzmanlaşmış yetkin bir kadroyla yolumuza devam ediyoruz.

Campaign Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik uluslararası yatırımı hareketlendirme, iş birliği fırsatlarını geliştirme, potansiyel yatırımcıları bilgilendirme, sorunlarını giderme gibi çok önemli bir misyonu var kurumunuzun. Öncelikli hedefleriniz nelerdir?

Burak Dağlıoğlu: Hızlı büyüyen ekonomisiyle Türkiye, dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı ve küresel ticaretteki payını artırmayı hedefliyor. Bu doğrultuda birçok strateji geliştirilip uygulamaya geçiriliyor. Uluslararası doğrudan yatırımlar, ilk 10 hedefimize ulaşma yolunda bizim için itici güç olacak. Türkiye 2003 yılından önceki yaklaşık 30 yıllık dönemde küresel doğrudan yatırımların yılda binde ikisini çekiyordu. Bugün bu oranı yaklaşık yüzde bire taşıdık. Buna paralel olarak gayri safi milli hasılamız ve ihracatımız da küresel ölçekte %1’e ulaşmış durumda. On İkinci Kalkınma Planı çerçevesinde mevcut seviyemizin 1,5 katına çıkmayı hedefliyoruz. Uluslararası Doğrudan Yatırım Stratejisi ile Türkiye’nin bölgesindeki rekabetçi konumunu koruyarak bilgi-yoğun, yüksek katma değerli ve nitelikli istihdam sağlayan yatırımlardaki payını artırmaya odaklanıyoruz. Teknoloji alanında daha çok Ar-Ge merkezi projesi, mühendislik merkezi projesi, tasarım merkezi projesini kazanmak istiyoruz. Yenilikçi projelerdeki üretimleri artırmak istiyoruz. Örneğin, otomotiv sektöründeki elektrikli araç trendini doğru zamanda yakaladık; bu dönüşümü diğer sektörlerde de yakalamamız gerekiyor.

İlk 10 ekonomi arasına girmemiz için büyümemiz lazım. Küresel ticaretten daha fazla pay almamız için de büyümek lazım. Çünkü küresel aktörler bunlar. Tedarik zincirleri var ellerinde.”

İstihdam boyutuyla baktığımız zaman, bazı yatırım projelerinde çok yüksek nitelikli personel istihdam ediliyor. Uluslararası yatırımcılar Ar-Ge merkezi, bölgesel yönetim merkezi veya satın alma ofisi kuruyorlar. Yüksek nitelikli personel istihdamı buralarda önem kazanıyor. Bu da bizim için şöyle kıymetli: Ülkemizde iyi eğitimli, uluslararası kariyer basamaklarında hızlı yükselen yöneticiler var. Bu hem nitelikli istihdam hem de üretilen ekonomik faaliyetin kalitesini artırmak için büyük önem taşıyor. Büyük üretim tesisleri kazanmamız, yüksek istihdam sağlayan yatırımlar almamız gerekiyor. Gelen uluslararası yatırımcıların gündeminde aynı zamanda bir ihracat perspektifi de oluyor. Tüm bu veriler ışığında söyleyebiliriz ki üretim, mühendislik ve Ar-Ge’de Türkiye bölgesel bir üs haline gelmiş durumda.

Uluslararası doğrudan yatırım cari dengeye pozitif katkı sağlayan bir sermaye hareketi oluşturuyor. Örneğin, geçtiğimiz yıl Türkiye 254 milyar dolar ihracat yaptı. İlk 1000 şirket bunun 162 milyar dolarını oluşturuyor. Uluslararası sermayeli şirketler de bu listenin %15’ini oluşturuyor. İhracat hacmi olarak ise %20’ye tekabül ediyor. İlk 1000 arasında yer alan şirketlerin birbiri arasındaki ticaret de ekonomimize kayda değer ivme kazandırıyor. Listede yer alan Türkiye merkezli bir şirket, o listedeki uluslararası bir şirketin Avrupa, ABD ve Asya’daki merkezlerine de ihracat yapıyor. Bir başka deyişle, o yatırımcının buradaki varlığı Türkiye’deki iş ortağının da küresel tedarik zincirine entegre olması ve uzun vadede bu değer zincirinde daha üst seviyelere ulaşmasında önemli bir rol oynuyor.

Biraz önce söylediğim gibi, ilk 10 ekonomi arasına girme hedefimize ulaşmak ve küresel ticaretten daha fazla pay almak için ekonomik büyüme hızımızı artırmamız gerekiyor. 2003 yılından bu yana 250 milyar dolar üstünde yatırım çektik. Bankacılık ve sigorta sektörlerinde önemli yatırımlar oldu. İmalat sanayi ve enerji alanlarında önemli atılımlar oldu. Yakın dönemde de bilgi iletişim teknolojileri ve ulaştırma gibi sektörlerde dikkat çeken yatırımlar açıklandı.

Campaign Türkiye: “Yatırım diplomasisi” kavramını kullanıyorsunuz… Bir ülkeye yatırım çekebilmek için hangi pazarlama ve iletişim kanallarını kullanıyorsunuz? Devletin diğer kurumlarıyla birlikte çalışma yöntemleriniz nelerdir?

Burak Dağlıoğlu: Cumhurbaşkanımız ülkemizle ilgili en güçlü mesajları veren, en güçlü iletişimi yapan kişi; böyle bir avantajımız var.

Kendine has dinamikleri ve hassasiyetleri olan yatırım iletişimini 360 derece iletişim yaklaşımıyla yaptığımıza inanıyoruz. Bilgi kaynaklarımızı, web sitemizi, sosyal medya hesaplarımızı sürekli güncel tutuyor, yatırımcıların ilgisini çeken güncel içerikler geliştiriyor ve bunları dijital mecralar üzerinden yatırımcıya ulaştırıyoruz. Küresel ve bölgesel prestijli etkinliklere katılarak ülkemizin yatırım ekosistemini anlatıyoruz.

Yatırım diplomasisi son yıllarda gelişen bir kavram ve bu kavramla tanımlanan alanda bütün ülkeler rekabet ediyor. ABD bu stratejik yaklaşımla bir yandan dünyanın en büyük uluslararası doğrudan yatırımcısıyken diğer yandan en çok yatırım alan ülkelerinden biri. İngiltere de aynı şekilde bu rekabette yer alıyor. Bizim bu noktada Orta Avrupa ve Güney Avrupa bölgesi olarak gördüğümüz kendi rekabet alanımız var. Yatırım diplomasisi yaparken hedef kitlemiz yatırımcılar, karar vericiler, paydaşlar. Aslında bu uçtan uca hassasiyetle yürütülmesi gereken bir süreç. Bir CEO nihai imzayı atıyor olabilir; ancak oraya gelene kadar sizin farklı düzeyde birçok profesyonelle çalışmanız gerekebilir. Özellikle şirket hiyerarşilerinin daha katı olduğu Asya ülkelerinde, bu durum çok temelden başlayabiliyor. Bizim için önemli olan yatırımcıyla birebir temas kurabilmek. Bu sebeple Japonya, Güney Kore, Çin, Singapur ve Malezya’nın yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkelerinde ofislerimiz var. Ayrıca, ABD’de ü., Almanya’da iki; İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere’de ise birer ofisimiz bulunuyor.

“Türkiye artık bölgesel bir ekonomik aktör ama bizim küresele taşımamız lazım. Bu İngilizcesi’ne “power house” diyoruz ya, Türkiye’yi bizim küresel bir power house yapmamız lazım.”

Campaign Türkiye: “Türkiye cazip bir ülkedir” algısını oluşturmak için izlediğiniz iletişim stratejiniz nedir? Kurumunuzun nezdinde bu konuyla ilgili hangi faaliyetler yapılıyor?

Burak Dağlıoğlu: Biz daha çok yatırımcıların ne düşündüğüne odaklanarak “Uluslararası yatırımcılar Türkiye’ye neden yatırım yapıyor?” sorusuna bilimsel metotlarla yaklaşıp dönem dönem iletişim stratejimizi yeniliyoruz. Türkiye’de yatırımı olmayan sermaye sahiplerine de ulaşarak bunları soruyor ve hatta gerekirse danışmanlık hizmeti de sunuyoruz. Çünkü bu değer önerisi de zaman içerisinde değişebiliyor. “Neden Türkiye?” sorusuna verilen cevaplarda dört ana unsurun öne çıktığını görüyoruz:

1) Bize hep söyledikleri; Türkiye hızlı büyüyen ve dayanıklı bir ülke. Pandemi bile Türkiye’nin tedarik zincirini durdurmadı. Ülke böyle bir şoku çok iyi yönetti. Rakamlara bakıldığında, Türkiye 2003 yılından bu yana yıllık ortalama %5,4 büyüyen bir ülke. Bazı küresel şoklar sonrasında az büyümüş veya eksi büyümüş. Bazen çift haneli büyümüş; ancak ortalaması %5,4.

2) Yatırımcılar Türkiye’nin iş ortamını yatırımcı dostu buluyor. Neden? 2003 yılından bu yana sürekli devam eden bir reform ajandası var. Ortalama 18-24 ayda bir reform planları yapıyor ve bunları uyguluyoruz. Yatırımcılardan aldığımız geri bildirimlere ve kendi izlenimlerimize göre plan yapıyoruz. Bunlar uluslararası endekslere yansıyan adımlar. Türkiye bu yatırım kolaylığı içerisinde, hem üretim ve Ar-Ge’de hem de ihracatta ciddi teşvikler sunuyor.

3) Dünyada iş gücü konusunda bir kriz var. Pandemiden sonra büyük istifa dalgaları oldu. Yatırımcılarla görüştüğümüzde kendilerinden sıklıkla, Türkiye’de iş gücü verimliliğinin yüksek olduğu, rekabetçi, nitelikli ve her alanda çalışan insan bulunabildiği konusunda geri bildirimler alıyoruz.

4) Son unsur coğrafi konumumuz. Yani o hep bahsettiğimiz Asya, Avrupa, Afrika’nın kesişim noktasında küresel pazarlara erişim sağlayan bir ülkeyiz biz. Elbette ki coğrafya tek başına yeterli değil. 1970’ler ve 80’lerde veya farklı bir zaman diliminde böyle değildik. Komşumuz da az çok kesişim noktasında yer almasına rağmen neden o da aynı noktada değil? Bu durum aslında son 20 yıldaki politikalarla ilgili. Altyapı ve üstyapıya büyük yatırımlar yapıldı. Geldiğimiz noktada, Türkiye farklı sektörlerde küresel tedarik zincirlerine entegre olmuş bir ülke. Ve bu güçlü endüstriyel baz yine güçlü hizmet sektörüyle destekleniyor. Bu da Türkiye’yi bölgesel bir merkez haline getirmiş oluyor. Türkiye bölgesel bir ekonomik aktör olma yolunda çok mesafe kaydetti. Önümüzdeki yüzyıl için iddiamız, bu performansı koruyarak küresel aktör olma yolunda daha güçlü adımlar atmak.

Campaign Türkiye: Ülke tanıtımı ve yatırımı teşvik etme amaçlı birçok kurum canla başla çalışıyor. Örneğin, Kültür Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, TİM, Turquality Platformu, Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı, TGA ve hatta THY. Farklı iletişim yöntemleri ve kanalların kullanılması yerine konsolide bir iletişim stratejisi ve “potansiyel yatırımcıya “ yönelik bir topyekûn taarruz gündeminizde var mı?

Burak Dağlıoğlu: Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte İletişim Başkanlığı kurulmuş oldu. Yani o eski Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden çok daha farklı bir yapı. Tanıtımın tabii şöyle boyutları var: Doğası gereği çok kanallı, çok farklı paydaşların olduğu ve farklı odaklarla yapılması gerekiyor. Mesela, Go Türkiye’nin mesajıyla Invest in Türkiye’nin mesajı farklı hedef kitlelere hitap ediyor. Ortak payda ise Türkiye markası. Herkes kendi mecrasını daha iyi yönetmeyi biliyor. Zira herkesin bir uzmanlık alanı var. Biz doğrudan yatırımı kazanma anlamında en iyisine ulaşmaya çalışıyoruz.

“Yatırım diplomasisi kavramı son yıllarda, son dönemlerde gelişen bir kavram. Dünyadaki yatırımlara talip olma, bütün ülkelerin rekabet gösterdiği bir alan. Amerika bir yandan dünyanın en büyük uluslararası doğrudan yatırımcısı, yatırım ihracat ülkesi ama diğer yandan en çok yatırım alan ülkelerden biri.”

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 136. sayısında yayımlandı. 

Exit mobile version