Çeşitli ve atipik bir kuşak: Z kuşağı

Şeyda Taluk, son yılların aktivistleri arasında Y ve Z kuşağından gençlerin çoğunlukta olduğunu vurgularken, gençlere yapılacak yatırımların ülkelerin ve hatta dünyanın geleceğini nasıl değiştirebileceğini hatırlatıyor.

Harry Potter İttifakı, 2005 yılında serinin hayranları tarafından A.B.D.’de kurulan aktivist bir oluşum. Amaçları ise Harry Potter kitaplarında yer alan metaforları kullanarak “hayranları kahramana” çevirmek, gençlerin yurttaş ve siyasal katılımını cesaretlendirmek.

2011’de kurulan Pussy Riot ise Moskova merkezli protest ve feminist bir Rus punk rock grubu, yaşları 20 ila 33 arasında değişen kadın üyelerden oluşuyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ve onun politikalarına karşı yaptıkları gösteriler, insan hakları mücadeleleri nedeniyle tüm dünyada tanınıyorlar. Greta Tintin Eleonora Ernman Thunberg, iklim değişikliği mücadelesi için çağrı yapan ve dünya çapında protestolar başlatan 2003 doğumlu İsveçli bir eylemci.

Bugün 23 yaşında olan Pakistanlı insan hakları aktivisti Malala Yusufzay ise 17 yaşında Nobel Barış Ödülü sahibi oldu. Dumbledore Ordusu’ndan, Tahrir Meydanı’na son yıllarda ümit veren toplumsal hareketlerin, siyasi yükselişlerin neredeyse hepsinin arkasında Y ve Z Kuşağı olarak tanımlanan gençler var.

Dünyanın farklı ülkelerinden K-Pop hayranlarının TikTok üzerinden başlattığı belki de son yılların en yaratıcı “dijital şakası” diyebileceğimiz bir kampanyayla gençlerin ABD Başkanı Donald Trump’ı trollemesi de medyanın, siyasal yapıların ve iş dünyasının gözünü bu genç kuşaklara çevirdi. Kısaca hatırlayalım; Trump, Twitter’dan Tulsa’da yapacağı mitinge 1 milyon kişinin katılacağını açıklamış, burada başkanlık kampanyasına görkemli bir biçimde başlayacağını söylemişti. Ancak mitinge, açıklandığı gibi katılım olmamış, katılımın beklenenin altında gerçekleşmesinin üzerine, K-Pop hayranı TikTok kullanıcılarından açıklama gelmişti. Tik Tok üzerinden örgütlenen gençler, çevrimiçi kanallardan binlerce bilet rezerve etmiş, böylelikle katılımın düşmesini sağlamıştı.

İnternet, yeni bir dijital vatandaşlık kültürü yaratırken Facebook’ta bir sayfada ya da TikTok videoları üzerinden örgütlenebilen farklı politik görüşlerden, katmanlardan gençler, televizyon seyrederek büyüyen ailelerinin aksine odalarından, akıllı telefon veya tabletler üzerinden dünyayı değiştirebileceklerine inanıyorlar artık.

Siyasal İletişim Danışmanı ve SİTA Politik Danışmanlık Genel Müdürü O. Suat Özçelebi’ye göre, yaş veya doğum tarihi sizi bir kuşağa otomatik ait kılıyor olsa da bu; tüm sosyal, siyasal, dini veya diğer konularda bu kişilerle ortak hareket ettiğiniz, düşündüğünüz anlamına gelmiyor. Elbette zamanın ruhu nedeniyle ortak özellikleri var. Bu kuşak, geleceğin dünyasına özellikle de iş yaşamına büyük etki yapacak. 2020 itibarıyla, iş dünyasının %20’sini Z Kuşağı oluşturacak. Bu kuşağın teknolojiyle ilişkisi ve bu alanda becerileri üzerine bir şey yazmama gerek yok. Aslında teknoloji dediğimiz şey onlar için beceriden çok bir yaşam alanı. Bu kuşak hiçbir kuşağın olmadığı kadar “çeşitli” ve “atipik” bir kuşak aslında. Bu arada Z adı verilen kuşak hakkında yeterli veriler olmadığını da buraya ekleyelim.

Son günlerde oldukça ilgi çeken Z kuşağı tartışmasını yaparken, Türkiye’de özel sektör kadar siyasal yapıların, yurttaş örgütlenmelerinin ve kamu kuruluşlarının gündelik tartışmalardan uzaklaşıp geleceğe hazırlanmayı, küresel planlamayı önceliklendirmesi gerekiyor. Gelecek nesillerin şekillendireceği bu yeni dünya için en önemli görevimiz, bu kuşakları o geleceğe hazırlamak. Bunu yaparken de tarihin hızını göz ardı etmemek, buna göre akıllı planlamalar yapmak gerekiyor. Artık zihinsel güç, ilerleme ve gelişme için yani işlerin yapılabilmesi için fiziksel ve entelektüel çevremize hakim olmaktan söz ediyoruz, fiziksel güç kadar önemli. Dolayısıyla, zihinsel güce bir anlamda insan sermayesine yapılacak yatırım ve destek, insanlığı geliştirecektir. Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee, İkinci Makine Çağı adlı kitaplarında ufukta beliren yeni dünyada hayatta kalmanın, refah ve başarıya ulaşmanın en önemli yollarından birinin eğitime yatırım yapmak olduğunu belirtiyorlar.

Dünya Ekonomik Forumu, Google araştırma eğilimleri ve dünyanın önde gelen işletme okulları tarafından yapılan geleceğe hazır veya ileriye en dönük ülkeler gibi farklı araştırmalara bakıldığında, Singapur, Japonya, Çin, Güney Kore, Finlandiya, Almanya, İsviçre, Avusturya, Estonya, Polonya, İsrail, Slovenya, İrlanda gibi ülkelere tüm listelerin üst sıralarında rastlıyoruz. Ne yazık ki Türkiye, “büyük ekonomisi”ne ve “aktif genç nüfusuna” rağmen sıralamarda yok ve geleceğe hazırlanmak ülkenin ajandasında önemli yer kaplamıyor. Bugün dünyanın en zengin ve gelişmiş ülkeleri arasında yer alan Singapur ise öğrencilerin uluslararası ölçekte fen, matematik ve okuma becerilerini ölçen en önemli sınavlardan biri olan PISA birincisi. Singapur, dünyanın insan sermayesine en çok yatırım yapan ülkesi. Özellikle öğretmenlerin eğitimine önem veriyor. Türkiye’de bu alanda çalışan Öğretmen Akademisi Vakfı ve Öğretmen Ağı gibi sivil girişimler var. Ancak kamunun da öğretmenlere ciddi yatırım yapması gerekiyor. Singapur gibi, Finlandiya, Japonya, Güney Kore, Almanya, Çin, İrlanda başarılarının arkasında STEM eğitimine yapılan yatırım kadar öğretmenlere de yapılan yatırımlar var. Singapur’da gençlere yapılan yatırımlar arasında, bu yılın başında açıklanan 106 milyar dolarlık “Birlik Bütçesi” de yer alıyor. Gençlerin, geleceğe güvenle hazırlanmasını amaçlayan bu stratejik program, uzun vadeli adımlar içeriyor. Bu adımlar; gençlerin geleceğin iş yaşamına hazırlanmaları için gerekli beceri eğitimlerini, barınma yardımını, eğitime daha fazla desteği ve küresel ısınmaya yönelik önlemleri içeriyor.

Brynjolfsson ve McAfee’ye göre İkinci Makine Çağı’nda, hem bireyler hem de toplum olarak gerçekten ne istediğimiz ve neye değer verdiğimiz konusunda çok daha derin düşünmemiz gerekli. “Bizim kuşağımıza, dünyayı dönüştürmek için diğer kuşaklardan daha fazla fırsat miras kaldı. Eğer seçimlerimizde bilinçli olmayı başarabilirsek, iyimser olmak için bir neden bulabiliriz. Teknoloji kader değildir. Kaderimizi şekillendiririz.” O nedenle sıklıkla tekrarladığım sözü bir kez daha sizlerle paylaşmak isterim: Önümüzde yapılacak çok iş var. Az laf, çok iş.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.