‘Büyümemek, Küçülmek’ (Degrowth)

Yedi milyar dünya vatandaşının ırk, dil, din, cinsiyet, sosyal statü fark etmeksizin güne aynı endişeyle başladığı bir dönem yaşıyoruz. Salgının yayılma boyutu ve para piyasaları üzerindeki yıkıcı etkisiyle birlikte öne çıkan kavramlardan biri “resesyon” oldu. Asian Development Bank’in hazırladığı rapora göre virüsün dünya ekonomisine maliyeti 2 ay sürerse 77 milyar USD, 3 ay sürerse 156 milyar USD, 6 ay sürerse 347 milyar USD.

Gündemimizdeki en önemli akım ise ‘büyümeme’ (degrowth) kavramı. Büyümeyi kısıtlamak, azaltmak veya tersine döndürmek anlamına da geliyor. 2008 ekonomik krizinden sonra akademisyenlerin ve aktivistlerin büyüme odaklı ekonomi anlayışına karşı oluşturduğu bir hareket “büyümeme”. Bu hareket kontrolsüz ekonomik büyümenin, ekolojik olarak mümkün olmadığını savunuyor ve bunun tek amaç haline gelmesine karşı çıkıyor. İçinde bulunduğumuz küresel krizin ekonomik etkileriyle birlikte, toplum içindeki eşitsizliklerin de derinleştiği bu günlerde, alternatiflere açık olmaya ve birlikte daha iyisini hayal etmeye belki de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Disiplinlerarası işbirliğine ihtiyacımız var.

Ekonomik yapıların daha arzu edilebilir hedeflere yöneltilmesi burada ana amaç. İnsan sağlığını, insan ilişkisini önceliklendiren, adaleti ön plana alan bir ekonomi amaçlanmalı. Bu noktada da “Demokratik Ekonomi” devreye giriyor; neyin nasıl üretildiğinin önemli olduğu bir ekonomi düzeni. Bu sayede hem üretimde hem de tüketimde istekli bir azalmaya giderek çevreye zarar veren sektörlerde (fosil yakıt endüstrileri gibi) büyümenin yavaşlatılması, refahı artıran sektörlerin ise genişlemesi öneriliyor.

Bu dönüşümün insanların istekleri doğrultusunda ve demokratik olarak gerçeklemesi gerekiyor. Üretim ve tüketimin azaltılması uzun vadede bir bağlılık gerektiriyor. Sadece ekonomik büyümeye odaklanmıyor, bunun toplumsal ve politik etkilerini de ele alarak eşitlikçi ve adil bir dönüşümü merkezine alıyor.

Toplumsal olarak eşitlikçi ve ekolojik olarak sürdürülebilir bir toplum öneren ‘büyümeme’, GSYİH kullanmak yerine ekolojik sınırların ve eşitliğin de dahil edildiği farklı refah göstergeleri kullanılmasını öneriyor. Bu konuda en iyi örnek Birleşmiş Milletler (BM) tarafından geliştirilen İnsani gelişme İndeksi (HDI) gelirin yanı sıra yaşam beklentisi, eşitsizlik ve eğitim faktörlerini de içeriyor.

Pandemi günlerinde deneyimlediğimiz felaket senaryoları yerine yaşamak istediğimiz dünyayı yaratabilmek aslında tamemen bizim elimizde…

Arzu Deniz Aksoy

KİD Yönetim Kurulu Üyesi

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 101. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.