Bugün günlerden pazar!

Dünya, cevabı kimsede olmayan çok kazık bir soru sordu: Pandemi. Halbuki konuyla alakalı onlarca film izlemiş, yüzlerce kitap okumuştuk ama nafile. Milyarlarca insan, önümüzde bomboş kağıtlar birbirimize anlamsızca baktık kaldık. Hala da öyle, hiçbir şeye alıştığımız yok, alıştığımız şey o anlamsız bakışma.

İlk haftalarda yani en hazırlıksız yakalandığımız zamanlarda, daha deneyimli olanlar, başka bir ifadeyle farklı krizlerin içinde bulunmuş ve onların çözüm anlarına tanıklık etmiş olanlar, bir tık daha antremanlı olmanın avantajıyla “öncelikle sakin oluyoruz” demeyi başardı. Halı sahalarda da böyledir, defanstan biri “beyler sakin!” diye bağırır ve maç döner. Çünkü kaç sıfır geride olursan ol takımın öncelikli ihtiyacı sakinliktir. Ajanslarda da aynısı oldu fakat sakinlik bizi çok kısa süre idare etti. Sonra hayatımıza onlar girdi; yeni kaygılar. 

Eskiden özel hayatlarımızdan ajansa taşıdıklarımızı saymazsak kaygılarımız çok benzerdi ve hepsine alışmıştık. ‘Acaba fikir bulabilecek miyim, aklıma ilginç ve yeteri kadar komik bir şey gelmiyor sanırım tükendim, bu font oldu mu ya, güzelim işi anlamadılar, bu akşam da mı çalışıyoruz, ilk ben anlatmıştım bunu herkes biliyordur umarım, pazar yine ajansa mı geliyoruz’ gibi hepimizin tanıdığı, kimine basit kimine ağır gelen bazen yerli, çokça yersiz kaygılarımız vardı. Pandemi sağ olsun, onun sayesinde hayatımıza giren yeni kaygılarımız eskileri aratır oldu. Hepsi birbirinden hain, sinsi, tahtakurusu gibi kaygılar. Can yaktılar, kalp kırdılar, çarpıntı yaşattılar, boğdular, bunalttılar, aralıksız her saniye aile büyüklerini düşündürdüler, beynimizdeki ışıkları söndürdüler ve sabahı zor ettirip burnumuza o çubuğu sokturdular. 

Eski kaygılar bastırılmış, yeniler her şeyi ele geçirmişti. Zihnimizin arka planındaki taht kavgası kanlı bir şekilde sürerken, bir anons duyuldu: “Sıkı tutunun, evinizdeki yemek masası, yatağınızın ucu, koltuğunuzun köşesi ajansa dönüşmek üzere, Artline kalemleriniz elinizde Moleskine defterleriniz önünüzde olsun, iş başlıyor çünkü markaların hiç susmaması gerekiyor!” 

Sonra işe başladık. Aradan sadece bir gün geçmişti ama bıraktığımız gibi değildi, yeniydi ama çok tanıdıktı. Kullanmadığımız kaslarımızı kullanıyor gibiydik. Pandemi, reklam yaratıcılarını daha dikkatli ve odaklı yaptı. Hem de tüm bu curcunaya, kaygı cehennemine ve perşembe pazarı etkisine rağmen. Sorun çözmeye konsantre olmuş insanların sayısını artırdı. İki kolumuz vardı eskiden, ahtapota dönüştük. Her şeye yetişir olduk. Reklam alıcısının vaktinin ve dikkatinin nasıl paramparça olduğunu daha net görme ve hissetme şansı yakaladık. Nokta atış işlerin kıymeti daha da anlaşıldı. Ne ara ve niye kaybettiğimizi bilmediğim “yok para”ya, çok etkili işler yapılabilir inancımız geri geldi. Pandemide marka tarafındaki arkadaşlarımızla daha da yakınlaşıldı. Felaket filmlerindeki gibi, birbirini tanımayan insanlar kenetlendi. Birbirini anlamakta zorlandığına çok şahit olduğum iki ayrı taraf, aslında aynı tarafta olduğunu gördü. Bunu başarmış ekipleri, pırıl pırıl parlayan işlerinden tanırsınız. 

Pandemi, reklam yaratıcılarını (ya da üreticilerini) daha dikkatli ve odaklı yaptı ama odağımızda sadece iş var artık. Birbirimizi unuttuk. Koskoca bir pazar gününün içine sıkıştık kaldık. Kimse kimseye bir anı anlatamıyor, 76’da Rocky’nin Taxi Driver’ın elinden En İyi Film Oscar’ını almasını haklı bulan o arkadaşımızı göremiyoruz. Görsek de Zoom kutucuğu yetmiyor inandığını savunmaya. Ajans kültürü bir aradayken ortaya çıkar, öyle yayılır ve kök salar. Ondan biraz mahrum kaldık. Ne kadar ilginç biriyiz, şaşıranlardan belli olurdu, onlar yok. Bir kapıyı çarpıp odadan çıkamadıktan sonra ne anlamı var tartışmanın. Çalışmak için bir odaya kapanıp saatlerce dizi ya da film konuşan sonra on dakika çalışıp harika fikirlerle gelen ekipler, sizi, sizinle aynı çatı altında olmayı çok özledik. 

Pandemi yaratıcılığa direkt ya da dolaylı olarak gayet olumlu etkiler yaptı ve bunların çoğu da kalıcı olacak. Bir gün geri döndüğümüzde ekiplerin genç yaratıcıları, yarın büyüdüklerinde bunları çok da güzel kullanacaklar buna eminim ama mahrum bıraktıklarını görmezden gelemiyorum. Neyse, şu aşıları yaptıralım sonra yine konuşuruz! 

Bitmeyen pazarlardan birinde, ajanstayız. Hepimizin aklında Bill Murray var ve fonda “I got you babe” çalıyor.

Erçin Sadıkoğlu

Punch BBDO Yaratıcı Yönetmeni

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 112. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.