Bir piyondur insan

Şimdi bu başlık nasıl doğru olabilir ki diye düşüneceksiniz haklı olarak, hele ki insanın yeryüzündeki en kompleks ve güçlü canlı olduğunu düşünerek. Mantıksal olarak haklısınız da, ancak unuttuğunuz şey şu ki; günümüzde insanlığın fark etmeden içine hapis olduğu ve zaman içinde davranış yönetimine etki edecek kadar yenik düştüğü bir güç yer almakta: Teknoloji.

Gelin şimdi her şeyi daha da sadeleştirelim, insanlığın en temeline inelim sizlerle. İnsanı insan yapan şey nedir? Şimdi eminim ki hepiniz çok kısa bir süre içerisinde bir önceki cümlemi okurken aklınızdan geçirdiniz, “akıl” diye. Hiçbir hata payınız yok, bu düşünceniz ile yüzde yüz haklısınız. Peki aklın bir diğer getirisi olan bir kavramdan bahsedelim şimdi de, bir nevi aklın çocuğu da sayabilirsiniz bunu: Düşünce. İnsan denilen canlı aslında bakıldığı zaman fizyolojik olarak aynı özelliklerin farklı çeşitlerine sahip, bazen bir eksik bazen bir fazla. Ama işin aslında hepimizi birbirinden ayıran şey düşüncelerimiz. Düşünce, bir akıl ürünüdür ve insan vücudunda üretilen en önemli soyut faaliyettir.

İnsan, aslında bakarsanız düşünceleri sayesinde ayakta kalır, zorda kaldığında onlara tutunur ki kendini güvende hisseder, mutlu olup bir iş başardığında ise kendini düşüncelerinin doğru çıkmasından kaynaklı iyi hisseder.

Peki bu düşünce olarak adlandırılan insan ürününün soyut bir halden somut bir biçime geçişi ne ile mümkündür? İletişim. İletişim, insanlar arasındaki duygu, düşünce ve fikir aktarımını sağlayan bir araçtır. Yani kısacası iletişim, çok temel bir süreçtir insanlar için. Bunların hepsi çok basit bir döngüymüş ve çok düz bir mantıkta insan hayatının devam edebilmesi için kullanılan kolay bir yöntemmiş gibi görünebilir uzaktan bakıldığında. Peki ya sizce de yakın geçmişten başlayarak günümüze kadar düşünüldüğünde, tamamıyla insan ürünü olan bu döngünün kontrolü hala bizlerin elinde mi?

Ne yazık ki günümüzde insanların iletişimin tamamen akışını bozan ve aslında iplerinin tümünü elinde tutan bir güç yer almakta: Teknoloji. Aslında bakıldığında teknoloji hepimizin yaşantısının çok büyük bir parçası olarak yer almakta. Hayatımızı kolaylaştıran icatlardan tutun, bizi on binlerce kilometre uzakta olan insanlarla aynı platforma getirmeye ve daha bir çok şeye…

Hiç dönüp de bir düşündünüz mü bunca sağladığı avantaja rağmen acaba teknoloji bize gerçekten zarar veriyor olabilir mi diye. Muhtemelen evet, ama yüksek bir ihtimalle hepinizin düşündüğü ortak şeyler; beynimizi yorması, zamanımızı öldürmesi ve insanı kolaya alıştırması gibi gözle görülebilen sonuçlarından ibaret.

Önceden değindiğim konuları göz önünde bulundurursak, teknoloji aslında biz her ne kadar istemesek de öyle bir boyuta geldi ki bizim yaşantımızı tamamen ele geçirdi.

Benim düşüncelerime göre teknoloji, asla müdahale etmemesi gereken düşüncelerimizi hapsetti ve insanların iletişimi üzerinde büyük bir kontrol sağladı bu dönemlerde. Bunun da öncelikli sebebi, insanların bazı değerlerini yitirmeye başlamış olması.

Günümüzde sosyal medya bizler için öyle bir yer sağlamayı başardı ki, yüz yüze konuşma becerilerini arka plana atmayı başarmış ve kimin ne olduğu belli olmayan bir sanal platformda insanların birbirlerini tanıyıp yakın arkadaşlık, sırdaşlık kurup evlenmeye kadar gidebilmelerini sağlayan bir hal aldı.

Instagram, Twitter, Facebook, WhatsApp, Snapchat ve bir çok benzeri uygulama… Aslında bakarsanız hepsi birbirinden güzel ve insanlar için farklı deneyimler sunan platformlar, ancak sizce bu platformlarda yaşanan şeyler gerçekten doğru mu? Son dönemlerde o kadar çok şey görüyorum ki evde, okulda veya sporda, insanlar artık kolaya kaçmaktan çok iletişimi sanal hale geçirmiş ve belki de asla sahip olamayacakları bağlantılar için arayıştalar. Artık öyle bir dönemdeyiz ki evde önemli bir konu tartışılırken annelerimiz ve babalarımız “bana WhatsApp’tan atar mısın inceleyim, biraz daha anlayayım” der olmuş, okulda insanlar birbiriyle tatlı bir sohbet içerisindeyken “dur benim gitmem lazım, Snapchat’ten yaz bana bu konuyu tartışalım” diye diyalogdan kaçar olmuş, spor salonunda antrenörler “akşam hepinize e-posta atacağım bana cevap verin ve ne anladığınızı yazın” diye geri bildirimleri yüz yüze vermekten çekinir olmuşuz.

Artık insanlar, yüz yüze bir diyalog kurabilmekten aciz, çoğu kişi düşüncesini bir diğerine sanal bir ekran olmadan aktaramaz olmuş; yani kısacası insanlar bu yetilerini yitirmeye başlamış. Ama yazışması ne kadar kolay değil mi? İnsanlar belki yüz yüze geldiğinde tek bir kelime söylerken çekineceği insanlara sosyal medya üzerinden ulaşmaya çalışır olmuş veya insanlara kendilerini internet üzerindeki platformlarda başka karakterde tanıtırken bulmuş.

İşin özüne bakacak olursak; teknoloji amacına çok güzel ulaşmış, düşünsenize dünya üzerindeki en gelişmiş canlıların sistemlerini ele geçirmiş, onları çok basit bir biçimde piyon gibi kullanır olmuş. Ne yazık ki gün geçtikçe biz teknolojinin daha da kontrolü altında olacağız ve bizim ilgimiz arttıkça, onun da gelişimi çok önemli bir şekilde artacak. Bu döngü belirli bir zaman sonra öyle bir hal alacak ki teknoloji, insanların bir sonraki adımlarına kadar onlar için fark etmeden planlama yapacak ve elde ettiği başarılarla büyüyüp kontrol alanını genişletecek. İşin acı tarafı da artık bu saatten sonra bu işin geri dönüşü mümkün müdür, sorusunun cevabının ‘muhtemelen hayır” oluşu. İnsan, özellikle son dönemdeki akımlardan ve gelişmelerden dolayı artık teknolojinin ele geçirdiği ve kendi temel yetilerinin kontrolünü bile teslim ettiği bir deney faresi haline geldi. Çünkü teknoloji, insanların kullandığı bir araç olmaktan çıkıp insanlığımızı aşan bir hal aldı.

Efe Bilgin
(18) The Lovett School, Atlanta

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.