Başkası ne der, diye çok düşünüyoruz

Bu ay en çok onlar konuştu, en çok onlar anlatsın istedik. Böyle bir sayıda da yine kapak tasarımında bir Z kuşağı imzası olmalıydı. Sevde Çınar henüz 19 yaşında bir öğrenci ve bizim için 104. sayımızın bu şahane kapak görselini tasarladı

Merhaba ben Sevde, Z kuşağından bir çizerim, diyelim. Etrafında gördüğü bir şeyi çizen değil, aklımda olup da gerçeğe dökülmeyecek şeyleri kağıda geçirmeyi seven biriyim. Bu kapak tasarımı da tam üstüne denk geldi.

Sosyal medyada,televizyonlarda, bizden yaşça büyük insanların arasında, kısacası her yerde biz konuşuluyoruz. Yani Z kuşağı. Bizleri anladıklarını düşünüyor muyum? Orası biraz karmaşık. Bu kadar yeniliğe açık, girişken bir yapımız varken bizlere eskileri dayatmaları bazen bizlerde üstü kapanmayan boş düşünceler meydana getiriyor. Tabii ki hepimiz farklıyız kimimiz bu düşüncelere
uyarken, çoğumuz reddediyoruz. Bu da bizi “akıllanmaz”, “asi” yapsa da kulak asmamayı zamanla
öğrendik bence. Eksik yanlarımız da var tabii ki. Kapak tasarımında tam olarak bunu işledim. Arkadaşlıktan, yüz yüze oynanan oyunlardan ziyade, sosyal medyayı seçtik hepimiz. Bu da çağımızın beraberinde getirdiği bir şey. Artık bir oyunu oynarken aramızda ebe seçmiyoruz, mızıkçılık yapanı dışlamıyoruz. Biz artık direkt engelliyoruz, dışlamak yerine. Ebe seçmek yerine skor tablosuna bakıyoruz. Kimsenin şu an favori Pokemon’u yok. Artık en çok tasosu olan değil, en iyi bilgisayarı olan kazanıyor. Bu, beni üzüyor aslında biliyor musunuz? Benim sevdiğim Pokemon var mesela; ama bunu konuşacak arkadaşım yok.

Kapak tasarımında bana yardımcı olan bazı soruları yanıtlamaya geldi sıra:

Şu an televizyonda, sosyal medyada ya da panolarda gördüğün reklamlar sana hitap edebiliyor mu? Son yıllarda aklında kalan ve seni en çok etkileyen bir reklamdan bahsedebilir misin?
Çok düşündüm bunun üstüne. Gerçekten beni etkileyen bir reklam olsaydı hatırlardım ama maalesef yok. Reklamlarda sürekli aynı adamın ses tonu, sürekli aynı yazı stilleri ve sürekli aynı insanlar varmış gibi geliyor bana. Yıllardır değişmeyen şeyler var. Mesela dondurma reklamlarında neden hep kadın rol alıyor? Şahsen dondurma reklamında dondurma ısıran erkek görmek isterdim. Tabuları yıkmak gerek.

Seni gerçekten harekete geçiren ne? Bir şeyi satın almak, okumak, izlemek, yapmak için seni en çok ne motive eder? Beni harekete geçiren yine ben oluyorum genelde. Bir şeyin beni motive etmesi için bana hitap ediyor olması lazım. İlk bakışta kendimden bir parçaya rastlamam lazım. Çoğu zaman başkasının önerdiği şey bana ters geliyor.

Sana göre sen ve yaşıtlarını sizden öncekilerden/ büyüklerden ayıran farklar neler?
Anlaşıldığımızı düşünmüyorum. Böyle giderse de anlaşılmamaya devam edeceğiz. Girişken yapımız olsa da sürekli susuyoruz. Başkası ne der, diye çok düşünüyoruz. Düşünmediğimiz zaman da bencil oluyoruz. Kısır döngü gibi. Fakat sistem böyle işlemiyor. Yüksek ses daima üstündür. Sesimizi yüksek tutarsak bizi anlayacaklar. Bizi büyüklerden ayıran farklar basit. Teknoloji çağındayız, artık her şey hazır ve basit. Zorluğa alışmış olan büyüklerimiz bizim kolay hayatımızı pek sevmiyor gibi geliyor bana. Ama hayat bizim için kolay gözükse de aramızda bütün bu baskıya dayanamayan yaşıtlarımız var.

Televizyon, gazete, kitap, dergi, sinema hayatında nerede? Ne sıklıkta vakit ayırıyorsun?

Televizyona vakit ayırmıyorum. İçinde her ne dönüyorsa yalan olduğu kanaatindeyim. Haberler yanlış lanse ediliyor, dizilerde sürekli aynı konu. Sürekli kadın aşağılanıyor, erkek üstün. Erkek zengin, kadın fakir. Erkek şöyle, kadın böyle. Toplum alıştı tabii buna. Neyse… Kitaplara gelecek olursak onlara değer veriyorum. Ne kadar çok okursak o kadar çok şey katarız kendimize. Sinema biraz farklı, sadece takip ettiğim serinin yeni filmi çıkarsa gidiyordum. Pandemiden dolayı artık mümkün değil.

Elinde bir güç olsa dünyayla ilgili neleri değiştirmek istersin?
Daha iyi bir dünya için tabuları yıkardım. Artık kadınların devlet yönettiği bir sistem getirirdim. Hayvanlara sınırsız hak, bu hakları çiğneyen olursa aynı şekilde cezalandırırdım. Bu sadece hayvanlar için değil; kendinden daha savunmasız herhangi bir canlıya şiddet uygulayan birini toplum içine salıvermek yerine onu dört duvar arasına hapsederdim.

Söylenecek çok söz var aslında. Ben dile getirebileceğim kadarını dile getirdim. Eminim ki biz dile getirirsek onlar bizi anlayacak.

Sevde Çınar
(19
) Eskişehir Teknik Üniversitesi Grafik Tasarımı)

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.