“Artık solo şarkı yok, koroya giren kazanacak”

RVD ve MMA Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı, WFA Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Pura ile içinden geçtiğimiz pandemi sürecini, endüstrinin temel başları olan derneklerin bu süreçte neler yapmaları gerektiğini ve yeni oluşumları konuştuk.

Pandemiden önce “yumruk sıkmak yerine el sıkışmak gerek” derdi, şimdi ise “karşılıklı güven ve paylaşım gerekli” diyor. RVD ve MMA Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı, WFA Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Pura’dan uzun bir aradan sonra endüstri ile ilgili görüşlerini aldık. Bu süreçte gerçekleşen dijital devrimi, MMA’nın neler yaptığını, GARM’ın önemini, endüstrinin en önemli konularından biri olan ölçümlemeyi ve bu konudaki yenilikleri, ‘yeni normal’de endüstriyi nelerin beklediğini dinledik.

Campaign Türkiye Pandemi ile beraber dijital kullanımın ciddi anlamda arttığını görüyoruz. Aslında zaten son yıllarda dijital dönüşüm yaşanıyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ahmet Pura Dijital dönüşüm yaşıyoruz derken pandemi ile beraber dijital devrimin içine düştük. Devrim demek, bu sürecin tam tarifi olur.
Türkiye reklam pazar büyüklüğü 2019 sonu itibarıyla 9 milyar TL civarında. 2019 reklam ve medya yatırımlarına baktığımızda, dijitaldeki yatırım %11 büyümüş, toplam yatırımlar içindeki payı %33 gerçekleşmiş. Dijitalin içindeki Mobil ekran payı %64.

12 Ekim’de açıklanan ve bu yıl metodoloji değişikliği ile daha geniş kapsamda ele alınan 2020 ilk altı ay tahmini dijital medya yatırımlarına baktığımızda ise, dijitalin tüm yatırımlar içindeki payının yüzde 55,3 olduğunu ve 3 milyar 479 milyon TL seviyesine ulaştığını görüyoruz. Bu yatırımlar içinde mobilin payı yüzde 71,6’ya ulaşmış. İlk yarıda yatırımların pandeminin etkisiyle biraz düşmüş olduğunu varsayarsak, özellikle okula dönüş ve Kasım- Aralık dönemindeki online satış kampanyalarının etkisiyle, 2020’nin ikinci yarısında dijitalin toplam yatırımlardaki payını daha da artıracağını görebiliriz.

Dijital devrimin en büyük etki unsuru olan ve salgın nedeniyle ihtiyaç haline gelen e-ticarette alışveriş, almış başını gidiyor. Türkiye’de e-ticaret mart ayında zirveyi görmüş, 2020 yılı ilk yarısında genel ticaret içinden %14 pay almış, geleneksel alışverişçilerin büyük bölümü artık dijital alışverişi keşfetti ve bu ivme daha uzun bir süre devam edecek gibi görünüyor. Psikolog Yazar Gündüz Vassaf bir röportajında “alışveriş merkezleri yakında kültür ve spor merkezlerine dönüşebilir” demiş, bu öngörüye ben de katılıyorum.

Birkaç aylık dönemde bankalarda 5 milyon yeni internet bankacılığı hesabı açılmış ve tüm bu dijital devrime bağlı olarak dijital okuryazarlık eğitimleri de yoğun olarak gündemde.

Evde kaldığımız süreçte uzaktan çalışma ve temassız hayata dair iş modelleri dijital teknolojiler sayesinde yükselişe geçti. Örneğin iletişim ve reklam sektörü çalışanlarının %80’den fazlası uzaktan çalışmaya başladı, işin böyle de verimli yürüdüğünü görüyoruz. Ancak ekipsel çalışma ve şirket sadakati bağlamında neler olacağını göreceğiz.

Bir de sosyal medya tarafı var ki, haber almak, paylaşmak, dertleşmek ve göremediğimiz yakınlarımızla bağlı kalmak için sarıldığımız mecra haline gelen sosyal medya maalesef tepki yaratan paylaşımlar ve sahte haberler nedeniyle güvenilirliğini yitiriyor. Geçtiğimiz yıldan itibaren ve pandemi sürecinde daha da yoğunlaşarak maruz kaldığımız internetin karanlık yüzü yani nefret söylemleri, ırkçılık, çocuk istismarı, zorbalık, terörizm ve sahte haberler için alınan önlemleri üst seviyeye çıkarmak için ne gerekiyorsa yapılmalı.

Hırçın rekabet ortamında, pandemiden önce “yumruk sıkmak yerine el sıkışmak gerek” derdim, şimdi ise “karşılıklı güven ve paylaşım gerekli” diyorum.

Campaign Türkiye Ve temelleri geçmiş yıllara dayansa da dernekleşme sürecini bu tamamlayan MMA Türkiye var. Biraz MMA Türkiye neler yapar, dernekleşme sürecini nasıl geçirdi, bahsedebilir misiniz?
Ahmet Pura Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği yani MMA Türkiye’nin temelleri ilk olarak 2009 yılında, Turkcell ve Unilever’in destekleriyle pazarlama ekosisteminin operatör endeksli işlediği bir düzende atılmış. Pazarlama dünyasının hızla mobile evrildiği bir dönemde, MMA Türkiye’nin etkinliğinin artırılması ve dernekleşme oluşumunun gerçekleşmesi gerektiğine dair görüşümü MMA Global ekibine iletmiştim. Görüşümü destekleyen global ekip tarafından hızla aksiyon alındı ve MMA Türkiye, 25 Şubat 2020’de resmi olarak dernek vasfına kavuştu. Daha önce benzer süreçleri IAB Türkiye kuruluşunda da yaşamış ve IAB Türkiye’nin Kurucu Başkanlığı’nı üstenmiştim, şimdi aynı görevi mobil dünyanın etkin bir şekilde büyümesine katkıda bulunmak için üstlendim. Umarım MMA Türkiye, sektörün önemli ve iletişimi yüksek bir paydaşı olur.

Merkezi New York’ta bulunan ve küresel olarak 1000’e yakın uluslararası ve ulusal üye şirketten ve 14 bölgesel ofisten oluşan MMA, geleceği şekillendirmek için iş birliği içinde çalışan pazarlamacılar, teknoloji tedarikçileri, yayıncılar ve ajanslardan oluşan ekosistemi eksiksiz şekilde bir araya getiren tek mobil ticaret birliği unvanına sahip.

Mobilin, pazarlama dünyasının geleceğini tanımlayacağını vurgulamak amacıyla “Pazarlama’nın Geleceğini Şekillendir” sloganıyla yola çıkan MMA, bulunduğu bölgede ilgili kurum, marka ve girişimcileri bilinçlendirmek, yönlendirmek, eğitimlerle desteklemek, seminerler ve organizasyonlarla gündemi ve gelişmeleri takip etmelerini sağlamak, yüksek bütçeli çeşitli araştırmalarla mobilin pazardaki gerçek yerini ve marka algısına katkılarını göstermek için çalışıyor. MMA Global’in bir de büyümeye yönelik pazarlamaya dair görüşlerin tartışıldığı ‘The Growth Debates -Marketing Growth Frameworks’ kapsamında 24 pazarlama uzmanı tarafından yürütülen 3 oturuma ev sahipliği yaptığına değinmek isterim; Bu oturumlarda markalar için büyüme stratejileri, büyüme modelleri, pazarlamanın uzun vadeli etkileri, müşteri merkezlilik gibi pek çok kritik konu ele alındı ve üyelerin de oturuma katılabildikleri bir sanal platform kullanıldı.

Campaign Türkiye Bu ay kapak konumuzla da örtüşen bir konu aslında. Peki mobil reklamlarla ilgili neler söylemek istersiniz? Tüketicinin mobile bu kadar çok yönelmesi reklamları nasıl etkiledi?
Ahmet Pura Etkileyici bir araştırma sonucu da yakın zamanda MMA Global ve ARF (The Advertising Research Foundation) ortaklığında yürütülen “Bilişsel Nörobilim Araştırması”. The Wall Street Journal’da yayınlanan makaleye göre mobil reklamların bir saniyeden daha kısa sürede tepkileri tetiklemeye başladığını öne sürüyor, bu da bazı markaların yaratıcı stratejilerini ve sektörün daha uzun pozlamalara yaptığı vurguyu yeniden incelemelerine yol açıyor.

900 katılımcının gördüklerine nasıl tepki verdiklerini ölçmek için göz izleme ve EEG izleme kullandıklarını söyleyen araştırmacılara göre, tüketicilerin mobil reklamların %67’sini görmesi ve buna duygusal olarak tepki vermesi 400 milisaniye sürüyor, yani mobil mecrada yarım saniyeden bile kısa bir sürede tüketici reklama tıklayıp tıklamama kararını veriyor.

Campaign Türkiye Peki MMA’nın nasıl bir yapısı var?
Ahmet Pura MMA’in bir de sektör uzmanlarından oluşan Çalıştay Grupları var. Pazarlama alanında fikir önderleri ile dört ana çalıştay grubu oluşturmuş;

MATT, Marketing Attribution Think Tank, medya ölçümünde ve tüm planlama ve satın alma süreci boyunca insana dayalı yaklaşımları geliştirerek ölçülebilir etki ve hesap verebilirliğe adanmış bir pazarlama ve analitik liderler topluluğu.

DATT, DATA in Marketing Think Tank, Pazarlama Profesyonellerinin verileri anlamlandırmaları için oluşturulacak uygulamalara yardımcı olmak, daha iyi pazarlama sonuçları ve daha büyük ticari etki için kurulan çalışma grubu.

MOSTT, Marketing Organization Structure Think Tank, modern pazarlama organizasyonunun yapılanmasını yeniden düşünmeye kendini adamış pazarlama uzmanları ve profesörlerden oluşan çalışma grubu.

SAVE, tüm pazarlama ortamlarında pazarlamacılar tarafından yönetilen bir geleceğin ‘Marka Güvenliği Konseyi’dir. Konsey, markanın itibarını ve pazarlama yatırımını korumak için süreçler, programlar, karşılaştırmalar ve önlemler geliştirmeyi hedefliyor.

Campaign Türkiye MMA Türkiye mobil pazarlama alanında neler yapıyor, gelecek planları neler?
Ahmet Pura MMA’in çok önemsediğim kapsamlı çalışmaları var, sektörün ihtiyacına yönelik özenli veri araştırmaları ve anketler yapıyor. Pazarın büyüklüğünün yanı sıra farklı formatlardaki mobil reklamların marka algısına ve bilinirliğine katkılarını ölçümleme çalışmaları da yaparak sektörün veri ihtiyacına cevap veriyor. Yıllardır WARC ile beraber “Türkiye Endüstri Raporu” çalışmasında yer alıyor. Son olarak, Haziran ve Temmuz aylarında, %52’si marka ve reklam ajansı temsilcisi olan 141 katılımcı ile online anket yöntemiyle gerçekleştirdiği “Dijital Reklamlarda Görünürlük Araştırması”, sektör profesyonellerinin ihtiyaç duyduğu önemli bir veri ihtiyacını karşılıyor.

MMA Türkiye’nin hayata geçirmeye hazırlandığı bir diğer çalışma Dijital Okuryazarlık Projesi “DOT” olacak. Bu aslında günümüz şartlarından ilham alan bir sosyal sorumluluk projesi, özellikle 65 yaş üzeri ve dijital dünyaya yeni adım atan kullanıcılara, bu yeni ortamda bilinçle ve güvenle hareket edebilmeleri için kılavuz bir eğitim serisi olacak.

MMA Global’in düzenlediği ve mobil pazarlamanın en prestijli ödüllerinden bir olan “The Smarties”, MMA Türkiye tarafından ülkemizde de her yıl düzenlenmekte ve başarılı çalışmaları desteklemekte.İlerici ve yaratıcı projeleri ödüllendirerek sektörü bu yönde çalışmalar üretmesi için teşvik eden önemli bir organizasyon olduğunu düşünüyorum.

Artık solo şarkı yok, koro var, koroya girdiğiniz zaman güzel bir ses birliği oluşacak, solo şarkıları kimse dinlemeyecek. Siz koroya girmezseniz kapının dışında ıslık çalar hale geleceksiniz. Eski hikayeler eskide kaldı, yeniye yönelmek için işbirliği ve güç birliği esastır. Her paydaş bir araya gelsin, ortak hedeflerini belirlesin, sektörü büyütsün diyorum.

Campaign Türkiye Mobilleşirken, dijitalleşirken öne çıkan en önemli konulardan biri de kişisel verilerin güvenliği oldu. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Belki bu noktada GARM’dan da bahsedersiniz…
Ahmet Pura Dünyanın en büyük reklam pazarlarının gündemini uzun süredir internette marka ve kişisel verilerin güvenliği konusu meşgul ediyor. Dünya Reklamverenler Federasyonu WFA’in inisiyatifi ile dijital reklamcılığın sağlıklı gelişimi için kurulan Global Alliance of Responsible Media (GARM) ittifakının Reklamverenler Derneği olarak ilk günden itibaren fiilen destekçisiyiz. GARM’ın 3 prensibi var;

1- Ortak, evrensel güvenlik standartları ve önlemleri oluşturmak,

2- Endüstride ortak marka güvenliği araçlarının geliştirilmesi ve yaratılması,
3- Karşılıklı hesap verme ve bağımsız doğrulama.
Biz burada yapılan çalışmaları, tüm sektör paydaşları ile işbirliği içinde takip etmek, hem küresel hem de yerel olarak güvenli internet ortamının tesisi ve çözüm odaklı işbirliğinin sağlanması amacıyla, RVD kanalıyla bir platform içinde takip etmenin uygun olacağını düşündük. Bu gerekçeyle, daha önce hayalimiz olan dijital platformun Mart 2020’de, Reklamcılar Derneği’ni, IAB Türkiye ve MMA Türkiye ve RVD olarak kuruluşuna imza attık.

Öncelikli çalışma alanımızı, sektörün ve tedarik zincirinin şeffaf laşması olarak belirledik ama asıl amaç sürdürülebilir ve kontrollü bir şekilde sektörü elbirliğiyle büyütmek. Gövde büyüyor ama içi sağlıksız ise o gövde uzun süre yaşayamaz. Dijital Pazarlama İletişimi Platformu bu inançla kuruldu.

Dijital mecra için bu dörtlünün bir araya geldiği ilk oluşum bu platform. Ajanslar, reklamverenler ve diğer mecralarla hızlı ve anlık iletişim içinde olabilecek bir yönetim sistemi kurmayı tercih ettik. Bu yapı aynı zamanda karar vericiler ve kanun yapıcılar ile birebir iletişimde olacak, dünyadaki tüm gelişmelerin takipçisi ve içeriye bilgi akışının sağlayıcısı konumunda, ortak amaç doğrultusunda hareket edecek.

Campaign Türkiye Peki sizce pandemi sürecinde endüstri nasıl bir vizyon hedeflemeli?
Ahmet Pura Ticaret Bakanlığı bünyesinde kurulan Reklam Konseyi için 2014 yılında, yine derginizde kaleme aldığım köşe yazısında demiştim ki; konsey, kuruluş amacı itibarıyla sektörü aynı konu için farklı uygulamalara muhatap etmeyecek, ahenkli bir tek seslilik sağlayacak. Bu arada, sanırım pandemi nedeniyle aksayan reklam konseyi çalışmalarının tekrar ve hızla devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum.

İşbirliğine ve ortak sektör hedeflerine yoğunlaşmak gerek, iç dinamikleri yakından saptayıp taşların sağlıklı bir şekilde yerleşmesi sağlanmalı, günlük kısır çekişmelerden arınıp uzun vadeli stratejilere odaklanmalı, tüketici davranışlarını yakından takip ederek uyum sağlanmalı, gelişme hızı yüksek mecraların gelecekte sorun yaşamaması için kontrollü büyümesini sağlarken bazı mecraların kan kaybetmesini “kaderdir” deyip oluruna bırakmak yerine gelişmelere uygun yenileşmelerine destek olmalı. Hırçın rekabet ortamında, pandemiden önce “yumruk sıkmak yerine el sıkışmak gerek” derdim, şimdi ise “karşılıklı güven ve paylaşım gerekli” diyorum.

Bugün dönüp baktığımızda, altı sene önce söylediğimiz her şeyi teker teker yerine getirmekle meşgul olduğumuzu görüyorum. Peki, o gün sektöre sorduğum soruyu tekrar sorayım; Federasyon kurma zamanı geldi mi? Mecra ölçümlerinin mükemmel yapıldığı, medya denetiminin sistemi rahatlattığı ve böylece birçok yeni uygulamanın rahatlıkla devreye sokulabildiği ülkeler ile rekabet edebilecek güce sahip olabilmek hayaliyle avunmuyoruz, bunu gerçekleştirmek için de yıllardır taşları teker teker gediğine koyuyoruz. Bu durumda sualin cevabını net verebiliyorum; artık Federasyon kurma zamanıdır diyebiliyorum.

Dünyada çok iyi örnek yapılar var; İngiltere’deki The Advertising Association, sorumlu reklamcılığın rolünü ve haklarını ve bunun insanlara, topluma, şirketlere ve ekonomiye verdiği değeri desteklemek amacıyla sektör derneklerini, reklamcıları, platformları, mecraları ajansları ve markaları tüm sektör adına temsil ediyor, sektör profesyonelleri ve kanun koyucular arasındaki bağlantıyı tek çatı altında sağlıyor. Keza dünyanın en büyük pazarlarından biri olan Amerika’da da benzer bir yapılanma var. Demek ki büyümenin yolu böyle bir vizyona sahip olmakla başlıyor.

Nüfusumuza, potansiyelimize, markalarımıza ve sektörlerimize baktığımızda, yakın vadede 16-17 milyar TL’ye ulaşacak bir büyüme potansiyelimiz olduğunu iddia ediyorum. Büyümenin artık birleşmeyle olacağına inanıyorum. Birleşelim, güçlenelim çünkü bizi gelecekte önemli bir yapısal değişim bekliyor. Artık solo şarkı yok, koro var, koroya girdiğiniz zaman güzel bir ses birliği oluşacak, solo şarkıları kimse dinlemeyecek. Siz koroya girmezseniz kapının dışında ıslık çalar hale geleceksiniz. Eski hikayeler eskide kaldı, yeniye yönelmek için işbirliği ve güç birliği esastır. Her paydaş bir araya gelsin, ortak hedeflerini belirlesin, sektörü büyütsün diyorum.

Campaign Türkiye Peki yeni normal denilen bu yeni dünyada endüstriyi neler bekliyor?
Ahmet Pura Normalleşme, yeni normal, yeni normalleşme gibi söylemler var. Bunlar bana yüzeysel geliyor ve bir anlam da ifade etmiyorlar. Ben “yarının normali”ni önemsiyorum.
Pandemi sürecinde ve dijital devrim ile beraber sektörümüzde çalışanların %80’den fazlası uzaktan çalışıyor, şimdilik işin böyle sorunsuz yürüdüğünü görüyoruz ancak ilerleyen süreçte yapısal ve yönetimsel olumsuzluklara hazır olmalıyız. Fiziksel mekanlara olan gereksinim azaldıkça, ofisler küçülecek fakat bunun sonucunda işyerine sadakat duygusu azalacak, disiplin bozulacak. Duygusal zeka yerini dijital zekaya bırakacak, yani motivasyon olgusu azalacak. Bu “metalik iletişim” ve yönetim beni rahatsız ediyor. Bu rahatsızlık yakın çalışma arkadaşlarımda da var. İnsana dokunmadan uzaktan çalışmak yönetimsel verimsizliklere sebep oluyor, bu verimsizlikler artarak da devam edecek.

Mesai saatleri de karıştı, iş yaşamı 7/24 canlı oldu. Bu durum çalışanları zorlayacak, tepkiler oluşacak. Yeni liderlik anlayışı geçmişten çok farklı olacak. Kararlarda “çabukluk” önemli bir olgu olacak. Bugüne kadar ortalarda göremediğimiz karar vericiler ortaya çıkıp ön saf larda savaşa katılacak. Bu durumda orta kademe yönetici sayısında azalma olabilir endişesindeyim.

Risk yönetimi en önemli zorluk olacak. Finans yönetiminde beceri önem kazanacak. Bu sürecin sonunda finansal yönetim şirketleri ya da kooperatif leri oluşabilir, özellikle orta ve küçük ölçekte şirketlerin finansallarını yönetecek ve riski paylaşacak bir üst akıla ihtiyaçları olacak, başka türlü ayakta kalamazlar.

Bir de pandemi başlamadan önce şirket yönetimlerindeki bazı acemilikleri çözmek için dünyada ve Türkiye’de “kıdemli emekliler” istihdam edilmeye başlanmıştı. Tecrübe eksikliği ve kararlarda önemli hatalar nedeniyle iş yaşamı bu boşluğu hissetmişti. Şimdi durum değişti, bu çağrılar son bulacak ama o boşluk da büyüyerek devam edecek.

Sözün özü: Yarın çok çabuk gelecek, yarına hazırlanmak gerekiyor. Biz dünün birikimlerini, bu süreçte yaşadıklarımızla ve öğrendiklerimizle harmanlayarak yarını kurgulamalıyız. Ve “yarının normali”ni betimlemeliyiz; yani yeni resmi oluşturmalıyız. Yarın tüketici bireysel tüketimi kısacak, markaların tüketiciyi ikna savaşı hırçınlaşacak ve ürün yönetiminde yeni stratejiler gelişecek, dünkü stratejiler anlamsız konuma düşecek. Bence gelecekte iki kitap okunacak: Birinci kitabın adı “Kıt Para ve Kıt Talep ile İş Yönetim Sanatı” – bu daha yazılmadı. İkincisi “İnsan Olmak”, yazarı Psikiyatr Psikanalist Yazar Prof. Engin Geçtan.

Yarın çok çabuk gelecek, yarına hazırlanmak gerekiyor. Biz dünün birikimlerini, bu süreçte yaşadıklarımızla ve öğrendiklerimizle harmanlayarak yarını kurgulamalıyız. Ve “yarının normali”ni betimlemeliyiz; yani yeni resmi oluşturmalıyız.

Campaign Türkiye Rekabet artacak demişken sizce pandemi ile tüketici davranışları da değişmedi mi? Artık markalardan beklentileri bile çok farklı…
Ahmet Pura Dünya Reklamverenler Federasyonu WFA’in 2019 yılının ortalarında yayınladığı “İnsanı İlk Sıraya Koymak (Putting People First)” rehberi, tüm markalar için bir uyarı niteliğindeydi ve ana fikir, insanları “tüketici” olarak düşünmeyi artık bir kenara bırakmak gerektiğiydi. Ürünü pazarlamaya odaklanıp insanların beklentilerine duyarsız kalmanın, onları dinlemeyi unutmanın, “tüketici” dediğimiz bu insanların, markalarla uzun vadeli güven ilişkisi kurmalarının önündeki en büyük engel olduğundan bahsediliyordu.

Bugün, doğa ve insanlık için yeni bir başlangıç olacağına inanılan pandeminin tam ortasındayız ve bu “tüketiciler”, markaların toplum için, kendi çalışanı için ne yaptığını sorgularken, markanın anlamı ve varoluş nedeni önem kazandı. İnsanlar markalardan empati bekliyor, rahatlatıcı mesajlarla dirençli görünmelerini ve bir o kadar da eğlenceli olmalarını istiyor.

GlobalWebIndex’in nisan ve mayıs aylarında yapmaya başladığı ve düzenli olarak güncellediği araştırmanın hemen tüm fazlarında, salgından en ağır etkilenen ülkelerdeki kişilerin dahi; 10 kişiden 7’si koronavirüs odaklı reklamları onaylıyor, %50’si de “normal” yani koronavirüs ile ilgili olmayan reklamların da yayınlanmasını istiyor. Katılımcıların neredeyse %90’ının, mevcut durum ile ilgili onlara yardımcı olacak pratik bilgiler ve ipuçları sunan markaları onaylaması da insanı ilk sıraya koymamız gerektiğine dair önemli bir sonuç.

Biz, pandemi sürecinde hep “reklama devam” mesajını verdik. Markaya yatırım esastır, 2. Dünya Savaşı’nda reklama devam eden şirketlerin markaları bugün hala güçlü varlıklarını sürdürüyor, “lütfen reklama devam” dedik. Reklamverenler de iletişim stratejilerini global tehdide göre yeniden kurguladı, reklam yatırımı devam ederken içerik değişti, zamanın ve tüketicinin ruhuna uygun hale geldi. Bu eşine az rastlanır dönemde dahi reklam sektörü sağlam duruşuna devam etti, toplumda birlik ve beraberlik ile farkındalık yaratmak adına üstlendiği misyonun hakkını verdi.

Campaign Türkiye Peki son olarak ölçümleme desek… sizin de son derece hassasiyetle yaklaştığınız bir konu olduğunu biliyoruz.
Ahmet Pura Geçtiğimiz günlerde WFA’in organizasyonuyla, küresel markalar ve önde gelen reklamveren dernekleri tarafından koordine edilen, ayrıca reklam ekosisteminin önde gelen paydaşlarının katılımıyla hayata geçirilecek olan yeni “Cross-Media Measurement” yapısı hakkında çok önemli bir güncelleme paylaşıldı; 18 aydır üzerinde çalışılan çapraz medya ölçüm sistemi hayata geçmek üzere.

Temel amacı, sektörün tüm tarafları için daha hesap verilebilir, şeffaf ve doğru medya ölçümü sağlamak olarak özetlenebilir. Tüketici deneyimini iyileştirme ve endüstrinin daha verimli çalışmasına yardımcı olmak misyonuyla başlatılan çalışma sınırların ötesinde bir işbirliği çerçevesinde hayata geçecek.

Amerika, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa ve Hollanda reklamveren dernekleri ve global markalar çekirdek kadro olarak altyapı çalışmalarında yer alıyor, medya ajansları, medya ve ölçüm kuruluşları da iş ortağı olarak çalışmaya destek veriyor.

Ayrı ölçüm sistemleri, gerçek erişim ve sıklığın (Reach & Frequency) ölçümünü engeller ve bu durum markaların azalan ve hatta negatif katma değer getiren gösterim satın aldığı anlamına gelir. Cross-Media ölçüm sistemiyle, milyarlarca doların boşa harcanmasını önlemek ve yatırım getirisini (ROI) artırmak hedeflenmekte.

Aynı şekilde tüketicinin maruz kaldığı aşırı reklam gösterimini en aza indirgeyeceği için iyi bir tüketici deneyimi sunmak amaçlanıyor zira fazla reklama maruz kalan tüketici o ürüne ilgisini kaybediyor veya o ürüne düşman dahi olabiliyor.

Reklamı satan taraftan baktığımızda, envanterin doğru satış değerinde sunulmasına da olanak tanıyor. Bence, dünyada iyi çözümlerin hayata geçirilebilmesi için artık teknoloji tarafında bir engel kalmadı, engeller daha çok politik ve ticari biraz da zihinlerimiz yani vizyon.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 105. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.