ARAŞTIRMA: Z kuşağını tanıyalım

Ipsos Türkiye: Reklam hilelerinin, gerçek güzelliğin sorgulandığı bir dönemde gelişim yıllarını yaşayan Z kuşağı, neyin gerçek, neyin hayal ürünü olduğunu ayırt etme refleksine sahip. Bu yüzden markalardan da gerçekçi olmalarını bekliyorlar.

Z kuşağını en temel veriyle açıklayacak olursak; 1996 yılında doğan bir birey 2014 yılında yetişkinlik dönemine girmiş, yani internetin olmadığı bir hayat yaşamamış, sosyal medya çağında çocukluğunu geçirmiştir.

Bu durum haliyle teknolojiyle ilişkilerini doğrudan biçimlendiriyor. Ipsos Türkiye’yi Anlama Kılavuzu 2020 Araştırmamızda, Z kuşağında internet kullanımının çok yüksek olduğunu (%94) ve interneti çok yoğun kullandıklarını görüyoruz. Bu kuşaktaki her iki gençten yaklaşık birisi günde en az 5 saatini internette geçiriyor. Teknolojiye güven duyanların oranı da diğer kuşaklara kıyasla daha yüksek. Bu kuşaktaki gençlerin dörtte biri “teknoloji geliştikçe kendimi daha güvende hissediyorum” ifadesine katılıyor.

Çoğu Z kuşağı bireyi için oyun oynamak günlük hayat pratiğinin bir parçası. Aynı araştırmada, haftada en az bir kere oyun oynayanların oranı %30. Salgından itibaren bu oranın çok daha arttığını araştırmalarımızdan biliyoruz.

Medya tüketimlerine baktığımızda ise geleneksel medya kanallarını kullanma halen yaygın olsa da önceki kuşaklarla kıyasladığımızda bu kanallardan uzaklaştıklarını görüyoruz. Z kuşağındaki gençlerin beşte biri ayda en fazla birkaç kere televizyon izliyor veya hiç televizyon izlemiyor. Diğer yandan salgın nedeniyle evde çok daha fazla vakit geçirdiğimiz için televizyon izleme oranının tekrar arttığını not etmek gerekir. Ancak salgın sonrasında, bu eğilimin devam etmesini pek beklemiyoruz. Benzer şekilde düzenli radyo dinleyicisi değiller, gerçi diğer kuşaklarda da radyo dinleme eğiliminin çok zayıfladığını görüyoruz.

Mart ortasından bu yana haftalık olarak yürüttüğümüz Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmamızda online platformlardan dizi, film, belgesel vb program izleme oranının bu kuşakta %90’lar seviyesinde olduğunu tespit ettik. Televizyon izlemek ne kadar olağansa, bu kuşak için online platformlar da o kadar olağan, tanıdık.

Z kuşağının, daha üst kuşaklar tarafından en çok eleştirilen yönlerinden birisi yaşamlarını sosyal medyada açıkça paylaşmaları. “Şimdiki gençler” diye başlayan cümlelerle sıkça hedef tahtasına oturduklarını görüyoruz. Bu tür manşet cümlelerinden kaçınmak gerektiğini düşünüyoruz, unutmamak gerekir ki, bu kuşak internet ve dolayısıyla sosyal medyanın olmadığı bir hayatta büyümediler. Buna ilaveten, her ne kadar Z kuşağında “Yaşadıklarımı sosyal medyada paylaşmaktan keyif alıyorum” ifadesine katılanların oranı, diğer kuşaklara kıyasla daha yüksek olsa da sadece %27’si bu yönde fikir beyan ediyor.

Yaşadıklarımı sosyal medyada paylaşmaktan keyif alıyorum” ifadesine katılım durumunuzu belirtir misiniz?

Daha genç bir kuşak olduğu için geleneksel görüşleri sahiplenme eğiliminin bu kuşakta düşük olduğu düşünülebilir. Ancak Türkiye’yi Anlama Kılavuzu Araştırmamızda bu kuşaktaki her iki gençten birisi kendisini gelenekçi olarak tanımlıyor. Öte yandan, önceki kuşaklarla kıyaslandığında gelenekçiliğin diğer kuşaklara kıyasla görece daha az sahiplenildiğini söyleyebiliriz. Benzer şekilde evlilik ve aileye dair daha geleneksel görüşler bu kuşaktaki gençler arasında da yaygın, ancak bu görüşler önceki kuşaklara göre daha az kabul görüyor. “Çiftlerin evlenmeleri kadar boşanmaları da doğaldır” ifadesine kesinlikle katılanların oranı %20, “evlenmeden önce kadın ve erkeğin birbirini tanıması için vakit geçirmeleri gerektiğini düşünüyorum” ifadesine kesinlikle katılanlar ise %33 seviyesinde.

Son 10 yılda, kadın ve erkekler arasında cinsiyet uçurumuna dair hem Türkiye toplumunda hem de dünyada- ağırlıklı batı toplumlarında – farkındalığın arttığına şahit oluyoruz. Her ne kadar bu eşitsizlikler farklı toplumlarda farklı seviyelerde yaşansa da buna ilişkin itirazlar artık daha yüksek sesle yapılmaya başlandı. Z kuşağı bu konuda tüm kuşaklar arasında daha eşitlikçi bir duruş sergiliyor. Örneğin bu kuşaktaki gençlerin %21’i ev işlerinin ve çocuk bakımının kadın ve erkek arasında eşit paylaşılması gerektiğini daha keskin bir şekilde savunuyor, %41’i de bu görüşü destekliyor. Kadının iş gücüne katılımına dair görüşmeler yine bu kuşaktaki gençler arasında daha fazla zemin buluyor. Kadının çalışması için kocasının rızası gerektiği düşüncesini kesinlikle reddedenlerin oranı en yüksek bu kuşakta (%22).

Z kuşağının sosyal sorumlulukla ilişkisine baktığımızda ise sivil toplum projesinde aktif olarak yer alma eğiliminin önceki kuşaklara kıyasla görece daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Ancak her ne kadar bu kuşaktaki gençlerin dörtte biri sivil toplum örgütlerinde yer almak istediğini söyleyese de son 1 sene içinde herhangi bir sosyal sorumluluk projesinde aktif olarak çalışanların oranı %6 ile sınırlı kalmış.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Z kuşağını araştırma sonuçlarına göre yorumluyor:

“Belli tarih aralıklarında doğmuş olanları harfler ile etiketleyip hepsinin benzer profilde olduklarını düşünmeye prensip olarak karşıyım. Ancak her dönemin kendi gerçekleri doğrultusunda o aralıkta yetişen çocuklar üzerinde bir etkisi olduğunu da inkar edemeyiz. Zamanın ruhu her zaman iş başında. Tarih içinde gidebildiğimiz kadar geri gidelim, değişmeyen yegane şey her yeni neslin öncekilerden farklı olduğu algısı. Baby boomer, X, Y derken elimizdeki en son etiket “Z”; 1996 yılı ve sonrasında doğanları bu harf ile isimlendiriyoruz. Bu nesil için en temel fark Internet teknolojisinin “native” kuşağı olmaları, internetin olmadığı bir hayatı bilmiyorlar. Bu fark çok önemli bir etki yaratıyor, mesela önceki kuşaklara kıyasla daha az TV izliyorlar. Tükettikleri medya içeriği neredeyse tamamen online. Ancak ilginç bir biçimde her dört Z’den üçü kişisel yaşamını sosyal medyada paylaşmaya sıcak bakmıyor. Bilgiye erişimin çok daha kolay olduğu dönemin çocukları için önceki nesillere göre önemli olan kavramların daha az önemli olduğunu düşünmeyin. Ülkemizin Z’leri için de mesela evlilik, aile gibi kavramlar değerli, hatta öyle ki her iki Z’den biri kendisini gelenekçi olarak tanımlıyor. Türkiye’nin Z kuşağının (ne mutlu ki!) önceki kuşaklardan farklılaştığı noktalardan biri kadın ve erkeğin çocuk bakımı sorumlulukları; her üç Z’den ikisi çocuk bakımını kadın ve erkeğin paylaşması gerektiğini düşünüyor. Ancak maalesef kadının iş hayatına katılımı konusunda Z kuşağımız için de henüz gidilecek çok yol var, her iki Z’den biri kadının çalışması için kocasının izni gerektiğini düşünüyor, bu durumu kesinlikle reddedenlerin oranı sadece %22.

Özetle, teknoloji Z’lerin (ve biz yaşlıların da) medya içeriklerini tüketim biçimini doğal olarak değiştirdi; ancak Z kuşağının bir anda tüm toplumsal alışkanlıklarımızı değiştireceğini düşünmek doğru değil. Bir mucize olsa ve toplum bir gün içinde sadece Z’lerden oluşmaya başlasa bile bugünki toplumdan sandığımız kadar uzak bir resim görmeyebiliriz.”

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.