Amacını bilenlere yelkenler fora

Marka ve kuruluşların ne yaptığı veya ürettiğinden çok, faaliyetlerini hangi neden etrafında şekillendirdiğinin bilincinde olması, bulunulan vaatlerden çok daha fazla öne çıkmaya başladı. Biz de sektörün bu alanda özenle gerçekleştirdiği çalışmaları ve bakış açılarını odağımıza aldık.

Günümüzde artık pek çok insan, sadece bir ürün veya hizmet satan, bunun dışında dünya ile ilişkili belli bir amaca hizmet etmeyen veya ortak değerlerde buluşmayan marka veya şirketler ile ilişiğini kesmeyi tercih ediyor. Tüketici değerleriyle örtüşmeyen, güçlü bir amaca tutunmayanlar, mevcut rekabette önde gelebilmek adına çok daha fazla efor sarf etmek zorunda. Aynı durum iş dünyası için de geçerli; çalışanlar, yüksek finansal hedeflerden daha çok, doğru bir amaç için çalışmayı göz önünde bulunduruyor. Kendi amaçlarına paralel, kendilerine yakın hissettikleri bir kuruluşta çalışmak, onların motivasyonunu dolayısıyla da kariyer tercihini etkiliyor.

Son yıllarda güçlü bir marka oluşturmada amacın, diğer bir deyişle varoluş sebebinin olmazsa olmaz bir parça haline geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle bir buçuk yıldır global olarak verilen salgın ile mücadele sürecinin, amacı daha da ön plana koyduğunu gözlemledik. Varoluş sebebini amaçla nasıl harmanlayacağını bilmek, dünyada gün geçtikçe artan belirsizlik içinde olumlu eylem ve değişimi teşvik etmek için öncelikle doğru soruyu sormak gerekiyor: ‘Dünyamızın neye ihtiyacı var?’. Tüm finansal gayeler veya işletme hedeflerinden önce gelecek ve cevabının, ticari performansa ve piyasa değerine de etki edeceği bu soru için üst düzey yöneticiler de dahil olmak üzere şirketlerin tüm departmanlarının aktif rol oynaması, tutarlılık açısından büyük önem taşıyor.

Amaç rezil de edebilir vezir de

Doğru strateji ile hareket edip amaçları doğrultusunda başarılı işler gerçekleştiren markaların, farkındalık, satışlarda artış vb. olumlu yansımalar gözlemleyebilmesi gibi bu uğurda tökezleyip düşenler de oluyor. Tutundukları sebebin altını doldurabilecek duruşu sergileyip sergileyemeyecekleri, şirketlerin üzerinde durması gereken diğer bir nokta. Seçtikleri amaçla uyumlu hareket edemeyen, olası riskleri göze alamayıp cesur davranmayanlar ne yazık ki amaç denizinde boğuluyor. 

Marka amacının ne olduğu, nasıl uygulanması gerektiği, muhtemel sonuçlarının neler olabileceği gibi ince eleyip sık dokumayı gerektiren sorular üzerine düşünürken sağlam bir strateji, samimiyet ve şeffaflık bu yolda hiç şüphesiz hayati unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlar artık kısa vadeli yaklaşımlar benimseyen, bir meselenin üzerine tek seferlik düşen ve ‘-mış gibi’ davranan markaları mimliyor, onlardan uzak duruyor. Sadece finansal getiri düşünülerek gerçekleştirilen çalışmalar, zaman ve emek kaybından başka bir şey ifade etmiyor. ‘Daha iyi bir gelecek ve toplum nasıl yaratılır?’ sorusunu merkeze alanlar ve içtenlikle çabalayanlar kazanıyor. Bu yıl 7-8 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen Power of Purpose zirvesinde konuşmacı olan Marka & İnovasyon Stratejisti; Danışman Alev Gökçe’nin sözleri de bu konuya dokunuyor: “Amaç, sadece bir pazarlama aracı olarak görülmemeli. Sürdürülebilirlik bir pazarlama yöntemi olarak değil de bir değer olarak yaratıldığında önemli. Dünyadaki değişime pozitif şekilde nasıl katkı sağlayabiliriz, bunu öncelik edinmeliyiz.” 

Biz de sektörde bu denli önem kazanan ‘marka amacı’ kavramının derinlerine inerek; ‘Markalar kimlikleri ile örtüşen doğru amacı nasıl belirlemeli? İletişimde nasıl bir strateji izlenmeli? Kurumsal sosyal sorumluluk ve amaç arasındaki ayrım ne? Amaç, insanların marka tercihini ve o markayı tavsiye etme olasılığını ne düzeyde etkiliyor?’ gibi can alıcı soruların cevaplarını global araştırma ve makalelerle destekledik. Sektördeki değerli marka ve ajanslardan konuyla ilgili görüşlerini alırken özellikle çalışmalarda farklılaşmak adına neler yaptıklarını ve bu doğrultudaki tavsiyelerini sorduk.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 114. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.