(^_^) Yeni Yıl, Yeni… Hiçbir Şey (-_-)

Yeni bir yıla giriyoruz, peki biz de yılla birlikte değişiyor muyuz? Bilgeliğin, zaman ve deneyimle kazanılan bir şey olması gerekiyor fakat büyük resme baktığımızda, deneyimin aksine daha fazla olumsuz şey elde ediyoruz. Her ne kadar kampanyalar gitgide daha fazla sürdürülebilirlikle ilgili mesajlar verse de ilgi alanlarımız gittikçe daha da çelişkili bir hale geliyor. Bize yoksul birinin ümitsizliğini, kıyılarımızın kirlendiğini ya da uzak bir köydeki dokunaklı bir durumu gösteren kampanyaları izlediğimizde duygulanıyoruz ama aynı zamanda benzin fiyatlarının doğaya en büyük zararı veren kaya gazı (!) sayesinde düştüğünü duyduğumuzda seviniyoruz. Peki sürdürülebilirlik anlamında 2014’ün öne çıkan olayları neler ve 2015’te neler beklemeliyiz?

Malala… Taliban saldırısı sonrası başlattığı kampanyayla Nobel kazandı.

2014, kadın eğitimi hakkı mücadelesine Nobel Ödülü verilen Malala ya da Greenpeace’in Lima’daki BM İklim Zirvesi sırasında doğaya verilen zararı kınamak için Peru’daki Nazca Lines’ı tahrip etmesinden ziyade TV’deki en büyük kalçaların rekabetiyle anılacak. Ne kadar düşünceli bir iletişim (-_-‘).

Iggy ft. JLo ve Nicky Minaj… 2014’e mesajlarıyla değil, kalçalarıyla damga vurdular.

2015’te BM İklim Değişimi Konferansı Paris’te düzenlenecek, fakat bu, birilerinin kalçalarının gölgesi altında kalabilir. Üzücü ama gerçek, sizce de öyle değil mi?

Ocak ayı büyük ihtimalle herkesin yeni yılda daha iyi bir insan olmak için kararlar aldığı bir dönem. Fakat şöyle de bir gerçek var ki, bu zarif an, sürdürülebilir değil ve sadece liste hazırlandığında ya da listenin yer aldığı kağıt parçası buzdolabına asıldığında sona eriyor. Şunu da unutmamak gerekir ki çelişkilerle dolu dünyamızda iyi niyetli kararlara bağlı kalmak gerçekten zor bir iş.

Greenpeace… Tarihi Nazca Lines’a zarar verdi.

Paylaşmak vs Bireycilik

Günümüzde her şey paylaşmayla bağlantılı görünüyor. Sosyal medya ve yakın zamanda ortaya çıkan kampanyalar, insanların birbirleriyle paylaşmaları ve birbirlerine destek vermeleri hususunda cesaretlendiriyor. Fakat insanlar ne paylaşıyor? Kayak yaparken, içki içerken ve hatta sabahları “tahtta” otururken çekilen selfie’ler gibi ne yaptığımıza dair paylaşımlar öne çıkıyor. Sokakta kendi fotoğrafını çeken ve hem kendisiyle hem de etrafında gerçekten yaşananlarla ilgili hiçbir şey paylaşmayan insanları siz de  fark ediyor musunuz? Buna ek olarak paylaşımlarımıza gelen “like” sayısı daha da önem kazandı zira bunlar kendimize olan güveni besleyen popülerliğin bir göstergesi haline geldi. Bu popülerliği gösterip seve seve paylaşabiliyoruz. Her zaman daha iyi olan akıllı telefonun yükselişi de buna yardımcı olmuyor. Fakat bunun gibi paylaşılan anlar, iyi niyetli hareketlere güç vererek bazı faydalar da sağlayabiliyor. Örneğin, Ice Bucket Challenge’ı hatırlıyor musunuz? Benim en sevdiğim, Matt Damon’ın yer aldığıydı. Çünkü Damon çok önemli bir konuya parmak basıyordu: “Birçok ülkede içme suyuna erişim yok. O halde bir saman alevi gibi parlamaktansa neden gerçekten buna dair bir  mesajı paylaşmıyorsun?”

Matt Damon… Ice Bucket Challange

Cinsiyet eşitliği vs daha derin eşitsizlik

2014’te cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konuları, büyük ihtimalle Emma Watson gibi ünlü isimler sayesinde medyada daha çok yer buldu. Adım adım ilerliyoruz. Lego’nun “Research Institute” isimli yeni ürününü hatırlıyor musunuz? Veya Paris’teki havaalanında yer alan harika unisex bebek odası logosunu! Evet, erkekler de kirli bezleri değiştirebiliyorlar.

Lego… Research Institute’da bilim adamları değil, bilim kadınları ön planda.

Her ne kadar raflardaki oyuncakların pazarlanması ve paketleri genellikle kız çocukları için bebek, mutfak, ütü ve elektrikli süpürge şeklinde olurken, erkek çocukları için süper kahramanlar hedefleniyor. Hepimiz erken yaşta verilen bilginin kalıcı olduğunu biliyoruz, peki sizce bu kalmasını istediğimiz bir mesaj mı?

Erkekler de bebek bezi değiştirir…

Doğal vs estetik ameliyat

İyi müziklerinden ziyade estetik ameliyatlarıyla bilinen bazı ünlü kadın “şarkıcılar”,  şarkı sözlerinde kalçalarının ne kadar iyi olduğunu ve bunun gerçekten bir “baştan çıkarıcı” araç olduğunu söylerken, ateşli sahne performanslarının dünya genelinde satışlarını artırdığını bütün medya organlarına duyuruyorlar. Buradan bazıları, anlaşılması gereken 2 mesajdan bahsedebilir:

1- İnsanları etkilemek için onlar gibi bir şeklimiz mi olmalı?

2- Olduğumuz halimizle gurur duymalı ve bunu kabullenmeli miyiz?

Kime göre güzel, neye göre güzel… Esther Honig’in araştırması 25 ülkedeki fotoşop aşkını ve estetik anlayışını gözler önüne seriyor.

Gazeteci Esther Honig, 2014’te tartışmayı 25 ülkeyi kapsayan bir fotoğraf deneyiyle alevlendirerek farklı kültürlerdeki güzellik standardını ve hepsinde mevcut olan estetik anlayışına karşı ortak fotoşop sevgisini gözler önüne serdi.

Güzellik kriterleri bizlere söylenirken neden uydurulmuş karakterlere benzemek isteyen bu kadar çok insan var doğrusu hayret etmemek elde değil.

Her ne kadar Dove, kendi kampanyası Real Beauty’nin 10’uncu yılını kutlasa da bizler hala toplumumuzdaki estetik anlayışını dinliyoruz; maalesef bunlar sayıları gittikçe artan, insanların gerçek sağlığını geri plana itmesine sebep olan güzellik standartları halini aldı. Dove’un, “Güzellik bir zihin evresidir”, “Güzellik endüstrisi konuşmadan kızınla konuş” ya da “Gerçek güzellik algımızı manipüle etme” gibi söylemlerinin etkisinin az olması üzücü.

Dove… “Güzellik algısını manipüle etmeyin”

İnsanları oldukları gibi yaşamaya davet ediyoruz fakat onlar hala fotoşop kullanarak bizim, toplumumuzun olmalarını istediğimiz şekilde olmaya uğraşıyorlar. İnsanlara gerçek güzelliğin iyi niyet olduğunu ve kar amacı gütmeyen Embrace’in kurucu ortağı Jane Chen gibi gelişmekte olan ülkelere düşük maliyetli inkübatörler sunduklarında daha güzel olacaklarını göstersek daha iyi olmaz mı?

Mahremiyet vs veri bulimia’sı

“Büyük veri” ya da “hacklenmiş hesaplar” medyada görüp duyduğumuz ve bizi veri mahremiyeti konusunda daha da etkileyen kelimeler.

Ama gelin dürüst olun, verilerin toplanmasını seviyoruz ve başkasının evinde neler yaşandığına bakmak istiyoruz. Yaşam tarzımızı izleme özelliğine sahip yeni cihazların yükselişi ve bunların bir yığın başka cihazla bağlantılı olması, bunun üstüne de TV’deki reality şovların daha da gerçekçi olması bizim dedikodu ve mahremiyet konusundaki “gizli” aşkımızı gözler önüne seriyor! 1949’da George Orwell, bizleri 1984 konusunda uyardı. Ama şimdi neredeyse 65 yılın ardından biz Büyük Birader tarafından yönetilen bir dünyaya doğru evrilirken aynı zamanda Facebook’un gizlilik ayarlarını değiştirmesinden dolayı şikayetçi olabiliyoruz.

Giyilebilir teknoloji ve mahremiyet…

Sürdürülebilir davranmak vs sürdürülebilir davranmak

Karar listeniz bittikten sonra biraz zaman ayırın ve düşünün: Nasıl davranacağım?

A- İlgili bir insan gibi mi?

B- Bir komedyen gibi mi?

İyi şanslar!

 

Tina Ly

Consultant

@akatinatuna

 

Bu yazı Campaign Türkiye Ocak 2015 sayısında yayınlanmıştır.


Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.