Yumuşak güç yükseliyor

Şeyda Taluk bu ay Campaign Türkiye için, “yumuşak güç” kavramına değiniyor ve Türkiye’nin bu konuya nasıl yaklaşması gerektiğini, geçmişteki deneyimlerden nasıl faydalanabileceğini belirtiyor.

Kumamon adını duydunuz mu? Duymadıysanız da önümüzdeki günlerde kendisini ya da örnek meslektaşlarını duyma olasılığınız yüksek. Aslında Kumamon, Japonya’nın Kumamoto idari bölgesi yönetiminin yarattığı bir maskot. Ancak bildiğiniz maskotlardan değil, üst düzey görevleri ve ofisi de var: Mutluluk Dairesi Başkanı ve Satış Direktörü. Ülke çapında ünü öylesine yayılmış ki, son 6 yılda 2.5 milyon ziyaretine gelmiş. Bu yumuşacık, tüylü maskotun kentin meydanındaki ofisi aynı zamanda da bir hediye dükkanı. Birbirinden farklı ve yaratıcı Kumamon hediyelik ürünleri, kamu idaresine ciddi bir gelirin de akmasını sağlıyor.

Amerikan siyaset bilimci Joseph Nye, 1980’li yılların sonunda yani soğuk savaş dönemi sona ererken yeni bir gücün yani “Yumuşak Güç” kavramının güçleneceğini öne sürmüş, bu kavramın da fikir babası olmuştur. Nye’a göre, “Eğer bir ülkenin kültürü ve ideolojisi çekici olursa, isteklerini yaptırırken karşı taraf daha fazla istekli olur.” Uluslararası arenada Nye’ın “Yumuşak Güç” kavramı özellikle de silahlanma, ağır sanayi yanlısı gruplar tarafından tartışılsa da, bunun geleceğinin olmadığı iddia edilse de, aksini ispatlayan bir çok örnek var aynen Kumamon gibi…

Küresel bir iş ve yaşam tarzı dergisi olan Monocle, uzun zamadır, her yıl Yumuşak Güç Ödülleri veriyor, büyük ihtimalle bu ödül, gelecekte aynen Nobel gibi saygın bir yapı olarak kurumsallaşacak. Özellikle Asya mucizelerinin yumuşak güce verdiği stratejik önem durumun böyle olduğunu da gösteriyor. Ancak, uluslararası alanda ülkelerin yumuşak güçlerini ölçen The Soft Power 30’a göre, Fransa şu anda yumuşak gücü en etkin kullanan ülke. Turizm alanında, en fazla tercih edilen destinasyon da Fransa. Fransa’nın turizmden elde ettiği gelir ise neredeyse 70 milyar dolar. Emmanuel Macron’un da Fransa markasına çok iyi hizmet ettiğini de buraya eklemek durumundayım. Artık, politik liderler, kendi iktidar alanları kadar ülkelerinin marka değerlerini de düşünüyor, buna göre adımlar atıyorlar. Bunun en iyi örneklerinden biri de, iktidara geldiğinden itibaren yumuşak güce büyük önem veren Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping. “Çin’in yumuşak gücünü arttırmalıyız, Çin’in hikayelerini ve mesajlarını dünyaya daha iyi iletmeliyiz,” diye açıklama yapan Cinping, bu alanda yapılan çalışmalara yaklaşık 10 milar dolarlık bütçe ayrılmasını sağlıyor. Bu çerçevede kurulan İpek Yolu Fonu, bir çok uluslararası projeye destek veriyor. Bu yolun üzerine bulunan Türkiye, tarihi ilişkileri de olan Çin’le bir çok ortak proje gerçekleştirebilir, kendi yumuşak gücünü geliştirebilir. Monocle dergisinin 2019 Yumuşak Güç Ödülü sahiplerinden biri de Mimar Kengo Kuma. Bu alanda dünyanın en iyi mimarı seçilen Kuma, Eskişehir Odunpazarı Modern’in de mimarı. Kuma ile ilgili yazıda, Odunpazarı Modern’e de yer verilmiş, Eskişehir’in bu sayede küresel sanat haritasında önemli bir yere konumlandığı da belirtilmiş. Öncelikle böyle bir vizyonla müzeyi kuran Polimeks ve Yönetim Kurulu Başkanı Erol Tabanca’yı kutlamak gerekir. (Ufak bir ekleme yapmak zorundayım, müze açılışının medya yansıması ise bu vizyonla taban tabana zıttı. Magazin gündemi yerine uluslararası gündemi hedeflese daha iyi olurdu, diye düşünmedim değil!!!) Ancak burada belki de bu başarının gerçek sahibi, Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen. Büyükerşen’e olan hayranlığımı (kendisiyle tanışıklığım yok) her ortamda paylaşıyorum. Zira, tarihi ve kültürel anlamda etrafındaki bir çok kentle kıyasla neredeyse hiç bir şeyi olmayan bir kenti, turizm ve kültür merkezi haline getirdi. Öncelikle kurucusu olduğu Anadolu Üniversitesi, ardından belediye başkanlığı sırasında öncülüğünü yaptığı girişimler, eserler. Eğer Türkiye’nin de bir Yumuşak Güç Ödülü olsaydı, kuşusuz ki, Eskişehir ve Büyükerşen, bu ödülün en güçlü adayı olurdu.

British Council tarafından yayınlanan “Yumuşak Gücün Süpergüçleri” raporuna göre, geleceğin en büyük eğilimlerinden (trend) biri de Yumuşak Güç. Bu çerçevede kültürel bağlantıların önemine dikkat çeken rapor, böylelikle ülkelerin, diğer ülkeler ve vatandaşları için cazibe merkezleri haline geleceğine, onları etkileyeceğine dikkat çekiyor. Çin’in bu alanda en fazla yatırım yapan ülkelerden biri olduğu belirten rapor, Çin devleti tarafından kurulan Konfiçyüs Enstitüleri’nin dünyadaki en büyük kültür ağını oluşturduğu, böylelikle Çin’in ekonomik gücü kadar kültürel gücünün de sınırları aştığını gösteriyor.

Fransız Kültür Merkezleri de Konfiçyüs Enstitüleri’nden sonra geniş ağa diğer enstitüler. Her iki ülkenin de uluslararası alanda politik etkileri kadar turizmden kazandıkları gelirlere de bakarsak, bütün bu kültürel yatırımların yani yumuşak güce verilen önemin boş yere olmadığını görüyoruz. Uluslararası alanda kendi hikayelerini anlatmak isteyen devletlerin sayısının her geçen gün daha da artacağını göreceğiz. O nedenle, nefes kesici tarihi ve kültürel geçmişiyle, kendi yumuşak gücünü keşfetmesi gerekiyor Türkiye’nin.

Yıllar önce, arkadaşlarım Londra Moda Haftası’nın kurucularından Mikel Rosen’ı Türkiye’ye getirtmiş, benden de yardım istemişlerdi. Rosen, bir çok ünlü moda tasarımcısının da dünyanın önde gelen sanat ve moda okullarından biri olan St Martins School of Art/London’dan hocasıydı. Singapore Moda Haftası’nın da kurulmasına, gelişmesine destek verdi. Uluslararası moda dünyasında güçlü ilişkileri vardı. Adı bende saklı tekstil alanında üst düzey bir kaç kişiyle görüştürmüştüm Rosen’ı. O zaman Türkiye tekstilinin parlak yıllarıydı, ancak Rosen uyarıda bulunmuştu, “Çin geliyor, en ucuzu Asya ülkeleri üretecek ve bununla yarışmanız mümkün değil. O nedenle sizin fiyata değil, kaliteye, tasarıma ve markaya odaklanmanız gerekli, aynen İtalya gibi” demişti. Söylediklerinden ya bir şey anlamadılar, ya da anlamak istemediler. Bugün çok üzülerek yazmak durumundayım ama Türkiye tekstili diye bir şey kalmadı.

Türkiye’nin tarihi, arkeolojik geçmişi, kültürü, sayısı oldukça az iyimser, cesur ve vizyoner iş insanı, yerel yönetici veya politikacı sayesinde yumuşak güce çevriliyor, kendi çaplarında bireysel harikalar yaratılıyor. Ancak bunun yeterli olmadığını biliyoruz, bunun bir devlet politikası olması gerekiyor. Dünyada yükselen trend, iyi hikaye anlatabilen liderler, devletler, şehirler. Hikaye derken, içinde hayali kahramanların olduğu masallar değil, insanlara harika deneyimler sunacak maceralar. Yumuşak Güç bizimle olsun!

 

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 95. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.