“Yeryüzü denizinin bir damlası olmak”

On parmağında on marifet birisi… Oyuncu, senarist, yönetmen yazar ve hekim Ercan Kesal ile sinemaya, edebiyata ve ilham veren hayat hikayesine dair konuştuk.

Ercan Kesal                                 

 

Ercan Kesal, sanatın birçok disiplininden beslenen ve sürekli üretim içinde olan çok yönlü bir sanatçı. Onu ilk olarak Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun ve Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’e layık görülen Bir Zamanlar Anadolu’da filmleri için yazdığı senaryolar ve oynadığı kısa rollerle tanıdık. Ardından birçok projede başarılı işler ortaya koyan Kesal, oyuncu ve senarist olarak ulusal ve uluslararası birçok festivalden ödüller kazandı. Kesal, son olarak vizyona giren Nasipse Adayız Filmi ile de ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu.

 

Burak Becan: Sinemaya ve yazmaya olan ilginiz ne zaman başladı? Hekimlik yaptığınız dönemlerde de aklınızda yönetmen veya senarist olma fikri var mıydı?

Ercan Kesal: Sinemaya ilgim galiba herkes gibi beyazperdeyle ilk karşılaştığım gün başladı. 6-7 yaşlarındaydım ve kasabamızın tek sinemasında gündüz vakti siyah beyaz bir Yeşilçam filmi oynuyordu. Anamın ve mahalledeki birkaç kadının yanına takılıp gittiğim sinemada ilk kez bu tuhaf büyülü dünyaya adımımı attım. O günden sonra sinema tutkum hiç azalmadan devam etti. Yazmak ise okumakla başlayan bir eylemdir. Okudukça kelimelerin gücüne vakıf olur ve bir süre sonra da yazarak içinizdeki tortulardan kurtulabildiğinizi keşfedersiniz.

Burak Becan: Anadolu’da uzun yıllar hekimlik yaptıktan sonra istifa edip İstanbul’a geliyorsunuz. Burada aklınızda “sinema yapmak” var. Fakat birçok sorunla karşılaşıyorsunuz. Bize o dönem yaşadığınız zorluklardan bahseder misiniz?

Ercan Kesal: 1990’lı yıllardı. Bir yılda çekilen film sayısının 7-8 olduğu yıllar. Televizyon sadece TRT. Kanallar henüz kurulmamış. Yeşilçam Sinemasının esamesi bile kalmamış. Bu yüzden çalışacak bir set bulamayıp tekrar hekimliğe döndüm. Uzun süre işsiz gezindikten sonra poliklinik ve sağlık merkezlerinde çalışmaya başladım. Ta ki 2002 yılında önce arkadaşım sonra eşim olan Nazan Kırılmış’la tanışıncaya kadar. Sinemaya girişim Nazan’la olmuştur.

 

Burak Becan: Oyunculuğa ilk adımı 2002 yılında Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak filmiyle atıyorsunuz. Bu tanışıklık daha sonrasında adeta içinizdekini dışarı vurmanıza vesile oluyor. Bize, birlikte yakalamış olduğunuz bu uyumun başarısının sırrından bahseder misiniz?

Ercan Kesal: Esasında sinemaya adımımı senaristlikle attım. Edebiyatçı tarafım, yazan çizen birisi olmam sinema yolculuğumu hızlandırdı. Bu yüzden Uzak filmindeki kısa rolün N.B. Ceylan’ın aklında kaldığını zannetmiyorum. Asıl 3 Maymun filmindeki senaryo performansım, hikayeler anlatan, metnin içindeki sinemayı fark eden biri olmam Nuri’nin benimle çalışma arzusunu ateşledi. Uyum konusu ise galiba şundandır: İkimiz de benzer biçimde yoğun emekten kaçınmayan, işine tutkuyla sarılan insanlarız, ondandır.

Burak Becan: Siz sanatla uğraşan, üreten birçok insan için ilham kaynağısınız. Peki sizin hayatta ilham aldığınız isimler kimler?

Ercan Kesal: Anamdan çok şey öğrendim. Okuma yazması olmayan, rençber bir ailenin emektar bir kadınıydı. Hayata coşkuyla ve tutkuyla sarılırdı. Çalışmaya iman etmiş bir kadındı. Hiçbir şeyden yüksünmez, hiçbir şey onun azmini hevesini kıramazdı. Dünyadaki her şeyle dost ve yoldaştı sanki. Bir de Metin Erksan çok önemlidir hayatımda. Nevi şahsına münhasır bir adamdı. Tutkuyla yaşadı. İnatçı, öfkeli ama bilimsel bilgiden sapmayan, gelecek hayalleri çağdaşlarının önüne geçen birisiydi.

Burak Becan: Metin Erksan sizin hayatınızda çok önemli bir yerde. Bize biraz bu tanışıklıktan ve onun sizin üzerinizde bıraktığı etkiden bahseder misiniz?

Ercan Kesal: 90’lı yıllarda İstanbul’a geldikten bir süre sonra tanıştım onunla. Ona dair yazdığım kitabım girişine Galeano’dan bir paragraf yazmıştım: ‘’Herkes kendi ışığıyla ışıldar. Hiçbir alev öbürüne benzemez. Kimi insanların alevi öyle durağandır ki rüzgarda bile dalgalanmaz. Kimi insanlarınsa havayı kıvılcıma boğan çılgın alevleri vardır. Onlara bakınca gözlerimiz kamaşır, yaklaşırsak üzerimize alev vurmuş gibi parlarız.’’ Metin Abi’ye ilk yaklaştığımda üzerime alev vurmuş gibi parlamıştım! Abim, dostum, yad ellerde babam, arkadaşım, şahidim, hastam, hocam ve ustamdı.

Burak Becan: Bugüne kadar yaptığınız işlerle birçok ödüle layık görüldünüz. Sizin için “başarı” neyi ifade ediyor?

Ercan Kesal: Kendinden memnun olmak ve her ne olursa olsun kendimize olan saygımızı kaybetmemek. Her işte kendini test etmek ve onaylamak. Yeryüzü denizinin bir damlası olmak, ama damlası!

Burak Becan: Sinema kolektif bir iş ve siz sinemanın birçok noktasında yer aldınız. Film yapım sürecindeki en keyif aldığınız anlar hangileri oluyor?

Ercan Kesal: Bir fikrin, bir mottonun ışığının parlaması ve onun etrafına kurulan senaryo süreci. En çok bundan haz alıyorum. Senaryoyu yazıp bitirdiğinizde aslında kafanızda filmi de çekip bitiriyorsunuz. Set artık hayalinizdeki görüntülerin kayda geçirilmesinden başka bir şey değildir.

Burak Becan: Yazmış olduğunuz birçok kitap var. Edebiyat ve sinema ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ercan Kesal: İkisinin derdi de insan. Biri derdini kelimelerle ifade ediyor, diğeri de resimlerle. Ama sinemanın edebiyat da dahil tüm sanat dallarını kendine hizmet etmeye mecbur eden bir özelliği var. Çok daha hızlı ulaşıyor muhatabına ve daha güçlü bir dönüştürücü etkiye sahip.

Burak Becan: Kitabınızdan uyarlayarak senaryosunu yazdığınız ve ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğunuz Nasipse Adayız filmi Türkiye’de ve yurtdışında birçok ödüle layık görüldü. İlk yönetmenlik deneyiminiz nasıldı?

Ercan Kesal: Uzun bir hazırlık dönemi yaşadım. İlk filmimde kendi bildiğim sularda yüzmek istedim. Her şeyine vakıf olduğum bir süreçti. Bu yüzden sette çok sürpriz yaşamadım. Her şey istediğim gibi oldu diyebilirim. İyi bir ekiple çalıştım. İçim rahat ve memnunum.

Burak Becan: Yeni nesil platformlar, izleme alışkanlıkları ve yeni nesil izleyici hakkında neler düşünüyorsunuz? “Sinemanın geleceği” hakkındaki öngörüleriniz neler?

Ercan Kesal: Çok önemsiyor ve izliyorum. Dünya sana uymuyorsa sen dünyaya uyacaksın. Görmezden gelemeyiz. Seyirci alışkanlıklarında köklü değişiklikler var. Ama iş yine dönüp dolaşıp iyi hikayeye geliyor. Senaryonun önemi giderek daha da artacak bence.

Burak Becan: Türkiye’de sinema sektöründe birçok sorun mevcut. Sizin bu zamana kadar gözlemlediğiniz sorunlar neler? Bu sorunları nasıl çözebiliriz?

Ercan Kesal: Senaryo ve yapımcı sorunu. Bağımsız sinema kendi yapımcı modelini oluşturamadı ne yazık ki. Yeni platformlar salon sıkıntısının alternatifi olsa da filmlerimize daha fikir aşamasında sahip çıkıp yönetmeni özgürleştirecek güçlü ve vizyon sahibi yapımcılara ihtiyacımız var.

Burak Becan: Pandemi süreci nasıl geçiyor? Karantina dönemi üretim sürecinizi nasıl etkiledi?

Ercan Kesal: Urla’daki evimizdeyiz. Zaten çalışma odasından çok çıkmayan birisiydim, bu yüzden çok farklı bir dünyaya düşmedim. Her günüm okuyup yazarak geçiyor.

Burak Becan: Şu an üzerine çalıştığınız bir proje var mı? Geleceğe dair planlarınız neler?

Ercan Kesal: Elbette. Yeni filmin hazırlıkları başladı. Kalan ömrümde daha çok yazmak, daha çok film yapmak isterim. Bir de Poyraz’la daha çok vakit geçirmek.

Burak Becan: Son olarak, genç sinemacılara tavsiyeleriniz neler?

Ercan Kesal: Çok okumak, çok yazmak, çok film seyretmek…

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 112. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.