Yeni dünyanın parlayan yıldızı: Zihinsel güç

Şeyda Taluk, 2020 ile hayatımıza giren pandemiyi ve yeni normali değerlendirirken, 2021’in öne çıkan yeteneklerine de ışık tutuyor.

“Bir yıla nasıl girersen o yıl öyle geçer” derler. Çocukluğumdan bu yana genellikle yılbaşı gecelerini evde geçirmeyi tercih ettim. Arada istisnalar oldu, öyle durumlarda da yeni yıla girdikten kısa bir süre sonra evime döndüm. 2020’ye girerken bu kez değişik bir şey yapmaya karar verdim ve yakın arkadaşlarımı da kandırarak İstanbul’un tarihi mahallelerinden birinde eğlenerek yeni yılı karşıladık. Yaşamımın en güzel gecelerinden biri olduğunu söyleyebilirim ve o mutluluğun etkisiyle nice plan, nice dilekle girdik 2020’ye. Kısa süre önce de danışmanlığını yaptığım proje için iletişim stratejisi hazırlamış, stratejinin risk ve krizler bölümünde akla gelebilecek tüm kriz ve riskler, bunlarla nasıl başa çıkabileceğimiz üzerine detaylı raporu kaleme almıştım. Ben de herkes gibi dersimi iyi çalıştığımı, gelmekte olan yılı anladığımı, en kötüsüne bile hazır olduğumu düşünüyordum o gece arkadaşlarımla “bir tatlı huzurun” eşliğinde. Ve o raporda öngörmediğimiz (uzaylıların dünyayı istilası ya da zombi felaketi dışında) tek şey başımıza geldi. Koca dünyayı bir anda kurgu bilim filmlerinden aşina olduğumuz distopyaya taşıyan, beraberinde korkutucu bir belirsizliği de getiren pandemi…

Aslında, bazı fütürist, bilim insanı ve vizyonerler, dünyanın benzeri bir sürece gireceğine dair uzun zamandır yazıp çiziyordu. Tam da bu nedenle komplo teorilerinin ardı arkası kesilmedi.

Gerek iyimser tablo çizen, gerekse kötümser, distopik geleceğe dikkat çeken nice bilgi sosyal medyada, geleneksel mecralarda ve gündelik sohbetlerimizde akıp geçmeye başladı. 2009 yılından bu yana her yıl için kendisine koyduğu hedefleri takipçileriyle paylaşmayı gelenek haline getiren Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, 2020 yılına başlarken bu kez yıllık kişisel ve kurumsal hedeflerinden çok, geleceğin nasıl şekilleneceğine ve bu gelecekte nasıl bir yer almak istediğine dair “uzgörü” paylaşmayı tercih etmişti.

“Bu kez yeni yıl çözümleri yerine, dünyanın ve yaşamımın 2030’da nasıl olması gerektiğine dair umutlarım üzerine düşünmeye çalıştım. Böylece doğru şeylere odaklandığım konusunda kendimi sağlama alabilirim” diye başlamış Facebook gönderisine Zuckerberg. Kurucusu olduğu

sosyal platformdan, arttırılmış gerçeklikten, hastalıkların iyileştirilmesinden, sosyal medya platformlarında kişisel etkileşimlerin daha da artacağından bahsederken; “artık herkesin fiziksel olarak işte olmasının” gerekmediğini, şişirilmiş konut fiyatlarının düşeceğini, coğrafyaya bağlı eşitsizliğin (yani coğrafyanın artık kader olmayacağını) ortadan kalkacağını belirtmişti.

“21. yüzyıl becerileri adı verilen, “yumuşak becerilerin” önemi yükseliyor. Uzun zamandır duymakta olduğumuz “dayanıklı ve esnek olmak” hayatta kalabilmek için en gerekli becerilerden biri haline geliyor.”

Zuckerberg’in bu kez on yıllık bir yolculuk üzerine açıklama yapmasının nedeni, büyük ihtimalle dünya tarihinde eşi görülmemiş hızın hakim olduğu bir süreçten geçiyor olmamız. Öte yandan, Zuckerberg de geleceği öngöremeyeceğimizin ama değişimi yönetebileceğimizin, buna uyum sağlamak için elimizden geleni yapmamızın gerektiğinin farkında. Zira aklımıza, hayalimize gelmeyen buluşlar, icatlar yaşamlarımızı alt üst ederken, bilim kurgu filmlerinde anlatılan salgınlar gerçeğe dönüşerek tüm insanlığı tehdit ederken, geleceğe doğru odaklanmaktan başka çaremiz yok.

Marie Curie, “Hayatta korkulacak hiçbir şey yoktur. Sadece anlaşılacak şeyler vardır. Şimdi, anlamak zamanıdır. Böylelikle daha az sayıda şeyden korkabiliriz” demiş. Elimizde kristal bir küre olmasa da gerek zamanın ruhu gerekse bilimsel veri bize çeşitli ipuçları veriyor. Oldum olası, bir çeşit bahis oyununa benzeyen, olacak mı, olmayacak mı sorularını sevmem. Özellikle seçim zamanları bana en çok sorulan sorulardan biridir “sence kim kazanacak?” Bunu bilmek veya tahminimin doğru çıkmasından çok; olası senaryoları, bu senaryolar karşısında neler yapılması gerektiğine odaklanmanın daha anlamlı olacağını düşünenlerdenim. Bugün Asya Mucizesi diye bir olgudan söz ediyorsak, en önemli nedenlerinden biri Güney Kore, Çin, Singapur, Malezya gibi ülkelerin uzun vadeli stratejilerle ve planlarla geleceği hazırlamak için çalışmaları, en önemlisi de gelecek kuşaklara, eğitime yatırım yapmaları.

Bilimsel veriler bize ekonomik yapıların ve iş yapma biçimlerinin hızla değişeceğini, bazı yapıların hızla yıkılacağını, yerlerine yeni oluşumların ortaya çıkacağını gösteriyor. Bu doğrultuda milyonlarca insanın yeni becerilere ihtiyaç duyacağı ortada. Sayısız iş kolu otomasyona gireceği için yok olacak mesleklerin yanı sıra yeni meslekler de ortaya çıkacak. Makine çağında her alanı akıllı zekânın yöneteceğine dair ürkütücü gelecek senaryolarıyla endişenin zirveye çıktığı bu dönemde önemli gelecek bilimcilerin ve bu alanda çalışan düşünce kuruluşlarının inkâr edemediği kesin bir gerçek var: İnsanın iş (yani zihin) gücü, bilişsel becerileri değerlenecek.

Gelmekte olan yeni normalde bizi belirsiz bir geleceğin beklediği konusunda herkes hemfikir olsa da, buna hazırlıklı olmanın, yönetebilmek için gerekli becerileri geliştirmenin gerekliliği ortada.

Bu nedenle, 21. yüzyıl becerileri adı verilen, “yumuşak becerilerin” (İngilizcede soft skills olarak kullanılan bu terim kişinin sahip olduğu, “gözle görülemeyen, elle tutulamayan” yetenek becerileri için kullanılıyor, bu becerilerin de öğrenilebilir olduğuna inanılıyor) önemi yükseliyor. Uzun zamandır duymakta olduğumuz “dayanıklı ve esnek olmak” hayatta kalabilmek için en gerekli becerilerden biri haline geliyor. Dijital okur yazarlık, iletişim becerileri, liderlik ve toplumsal etki, eleştirel düşünme ve problem çözme, işbirliklerine açık olma, yaratıcılık ve inovasyon, sosyal sorumluluk, kültürel, evrensel ve çevre farkındalığı gibi yetkinlikler geleceğin yaşamında başarılı olmayı sağlayacak. Yaşam boyu öğrenmeyi önemseyen, kendini sürekli yenileyen, kendine yatırım yapan, sürekli gelişim yolculuğuna önem veren bireylerin geleceğin bireyleri olacağı kuşkusuz. İş dünyasından politikaya farklı ve çeşitli alanlarda geleceğin yetkinlikleri üzerine düşünen, bu doğrultuda öğrenen, gelişen, kendine yatırım yapan bireyler bu sürece kolaylıkla uyum sağlayacaklar. Yeni normalde hayatta kalmanın yolu artık kas kuvvetinden değil; zihinsel, bilişsel gücümüzden geçiyor.

Şeyda Taluk

Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 107. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.