Yavaşlayın

Salgın, reklam dünyasındaki herkesi hiç olmadığı kadar meşgul biri haline getirdi. Neredeyse ölümle yüzleştiği bir deneyimden sonra Emma Harris işin, hayatımızın yalnızca bir parçası olması gerektiğini kabul etme vaktinin geldiğini söylüyor.

Birkaç hafta önce New York’ta bir iş gezisindeyken kalp krizi geçirdiğimde, ekibimle birlikte güzel bir brunch’ın ortasındaydım. Ambulans gelene kadar beni hayatta tutan aynı yerde brunch yapan üç doktorun bulunmasıydı, onlar olmasaydı bu hikayeyi anlatma fırsatını bulamayabilirdim.

The Social Element’te baş pazarlama sorumlusu olmamın yanı sıra işletmem Glow London’ı yönetirken üç haftada altı uçuş yaparak yoğun birkaç hafta geçirdim. Çocuklarımı büyütmek, oyun günlerini araya sıkıştırmak, kermes, yardım bağışları toplamak, PTA’da olmak, sınıf temsilcisi olmak, partiler düzenlemek, iş için dünyayı dolaşan kocamı desteklemek, evimi yenilemek…. Böyle bir takvimim vardı. 

Yoğun bakım ünitesindeki sekiz günün travmatik bulanıklığı ve ardından gelen tıbbi müdahale azalmaya başladığında, bunun sadece yoğun birkaç hafta olmadığını fark ettim. Son derece yoğun birkaç ay bile geçirmedim. Aslında her zaman meşgulüm. Bunu yaşayan sadece ben de değilim, tanıdığım herkes… Etrafım saçma sapan saatlerce çalışan ve birbiriyle çatışan birçok önceliği bir arada yürüten pek çok insanla dolu.

Hastanede yatarken, sevdiklerim tarafından yıllarca yavaşlamam söylendikten sonra vücudumun nasıl devreye girdiği ve beni buna zorladığı hakkında LinkedIn’de bir yazı kaleme aldım. LinkedIn bağlantılarımdan yavaşlamalarını ve koşuşturma dışında onlar için önemli olan şeylere (yoga, sanat galerileri, insanları gözlemleme) öncelik vermelerini istedim. 

80.000 tepki, 8.500 yorum ve yüzlerce kişisel DM’den sonra, (gönderim onları korkutmuş çünkü hayatlarını benimki gibi yaşadıklarını ve benzer bir yola girdiklerinden endişe ettiklerini belirttiler) tüm endüstrinin bir sorunu olduğunu biliyordum. Daha sonra durumumun irsî olduğunu öğrensem ve yaşam tarzımın yardımı olmasa da, bu koşulları yarattığımı düşünmek korkunç. Bu sadece benim için değil, hepimiz için bir uyanış çağrısı olmalı.

Pek çoğumuz işimizde, sosyal hayatımızda çocuklarla ya da ne önemliyse onunla baş etmeye çalışıyoruz ve pandemiden bu yana birbirimizi giderek daha çok zorluyoruz. Verimlilik için artan baskıyla karşılaştırıldığında, evden çalışmanın “işe gidip gelmeme” faydası sönük kalıyor; artık hepimiz arka arkaya toplantıları kabul ediyoruz, herkesin her zaman müsait olmasını bekliyoruz. COVID-19 çalışma şeklimizi temelden değiştirdi, pek de iyi olmayan bir yönde…

Aklıma gelen bir örnek; geçenlerde bir konferansta sunum yaptığım zamandır. Genellikle yurt dışına uçardım, bir gün kadar yerleşip programımı hazırlardım, sonra etkinliğin tadını çıkarırdım ve insanlarla tanışıp günlük endişelerimden uzak durmak için dolanırdım. Bu yıl, bir saatliğine sunum yaptım, önceden zihinsel olarak hazırlanmak gibi işler için bir dakika ayıracak zamanım olmadı. Pek çoğumuz için bu gerçeklik nasıl? Neden toplantıların başında koltuklarımıza yerleşmek, bir fincan çay içmek, daha uyanık hale gelmek için beş dakikamız bile yok? Şimdi Londra’yı dolaşıp insanlarla tanışmak ve diğer insanlarla birlikte olmak pek de bulunamayan bir keyif. Sadece e-postalarımı kapatıp Zoom’u açıyorum.

Bununla yüzleşmeliyiz, çok fazla zorluyoruz; kendimizden ve karşılığında birlikte çalıştığımız herkesten çok şey bekliyoruz. Dünyanın her yerinde yabancılardan aldığım birçok mesaj, zorba patronlardan bahsediyor ancak ben kendim için çalışıyorum, bu yüzden sadece kendimi suçluyorum. Ben o yürüyen klişeyim; “çalışan anne kendini çok zorluyor ve sağlığıyla ilgili büyük bir endişesi var”. Ancak bu, bir nedenden dolayı klişe haline geldi. Korkunç olaylar, hayata farklı bir gözle bakmanızı sağlar ve aniden nerede çok zorladığınızı görebilirsiniz. Bunu okuyan, “meşgulüm ama yapacak o kadar çok şey var ki elimden bir şey gelmiyor” diye düşünen herkese bir mesajım var: “YAVAŞLAYIN”!

Sağlığımız her an, hiç beklemediğimiz bir anda elimizden gidebilir. İşin zengin hayatımızın sadece bir parçası olduğunu kabul etmenin zamanı geldi. Zaten kısa olan hayatımızı daha da kısaltmasına izin veremeyiz.

İşte size sorularım: Hangi toplantıları devredebilir veya kaçırabilirsiniz? Hangi süper önemli son teslim tarihi aslında o kadar önemli değil? Neyi mükemmel yerine yeterince iyi yapabilirsin? Meslektaşlarınızın ve müşterilerinizin hayatın PowerPoint’ten daha fazlası olduğunu görmelerine nasıl yardımcı olabilirsiniz? Ne yaparsan yap şimdi bir şeyler yap, böylece sonun benim gibi olmasın, keşke birkaç şeyi bırakmış olsaydım deme.

Emma Harris

Glow London Başkanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 126. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.