Yaratıcı endüstride robotlaşma

Yaratıcı düşünmek aslında merakla başlayan bir süreç. Biz canlılar her zaman meraklı varlıklardık. Başımıza gelecekleri çok da umursamadan bu merakın peşinden gitmeyi tercih ettiğimiz için mutasyona uğradık ve bazılarımız hayatta kaldı. İnovasyon, teknoloji, robotlar aslında hep bu yeniliğe olan merakımızın ve yaratıcı içgüdünün bir sonucu. Peki bugün bu yaratıcılığı da diğer her şey gibi otomatize etmeye çalışacak mıyız?

Robot veya yazılımlarla çalışmış, endüstriye etkilerini araştırmış biri olarak şundan eminim ki, değişen tek şey bizim otomatik işlevlerimizin robotlar tarafından devralındığı bir döneme geçiyor olmamız. Bu durumda kendimizi geliştirmemiz gereken alan belki de bu robotları nasıl kullanacağımıza dair bir operasyon bilgisinden ibarettir. Tıpkı bilgisayarları nasıl kullanmamız gerektiğini öğrendiğimiz gibi.

Evrim verimliliği önemser. Bu yüzden teknoloji bizi biraz da evrimleşmeye zorlayan bir olgu. Bu elimize aldığımız ilk taştan beri böyleydi. Fakat bugün teknoloji tarihin en ilgi çekici dönemini yaşıyor. Dijital bir çağın etkisini çok daha yoğun hissettiğimiz bir dönemin içindeyiz. Çünkü artık tüm bu gelişimi ortaya koyan zekamızı da kullandığımız aletlere aktarabiliyoruz. Yani bizim gibi düşünebilen ve davranabilen bir teknolojiye sahip olmaya başladık diyebiliriz. Hadi ona da şimdilik robotlar diyelim. Peki bu robotlar aklımızı taklit edebilecek yazılımları artık makine öğrenmesiyle taşıyabiliyorsa, biz bu aklı meraktan ve yaratıcılıktan ayrı düşünebilir miyiz? Yani bir robot ne kadar yaratıcı olabilir?

Makinelere zeka aktarmaya çalışırken, hatta bunu yapay zeka olarak tanımlarken bazı kavramların eksik kullanıldığını düşünüyorum. Zeka tahmin ettiğimiz gibi bir hesap makinesi algoritmasından karmaşık bir olgu. Bu durumda GO oynayan bir algoritmanın insan zekasını alt etmesi bu hesap makinesinin de güçlü cazibesini ortaya koyuyor. Oysa insan zekası, sadece doğru hesaplamalar yapan veri işleme mekanizmasından ibaret değil. Duyguları bile işin içine katmaya çok gerek yok. Makineler duyguları da pekala simüle edebilir. Hatta insan davranışını ona anlattığınızda, pazarlama stratejilerini de yine bizim kadar iyi kurgulayabilir. Peki burada bizi makinelerden farklı kılan tam olarak nedir?

Yapay zeka sanat yapabilir mi?
Sanatı yaratıcı bir dışavurumdan çok insan duygulanımını etkileyen bir unsur olarak görüyorum. Dolayısıyla dünyanın tüm renkleri, tüm sanatları, tüm biçimleri elinde olan bir makine bunları harmanlayarak bizden çok daha güçlü bir dışavurum yapabilir elbette. Fakat bunun tesiri ne olur? Teknolojinin renkli ve ışıklı dünyası karşısında hayrete düşmek dışında bir yakınsama kurabilir miyiz?

Şöyle ki, insan empati kurabilen ve bunun için milyonlarca yıllık evrim bilgisini kullanan, kendi kendine öğrenebilen, ayna nöronları sayesinde birbirini taklit edebilen oldukça karmaşık bir zekaya sahip. Bu nedenle her ne kadar biz algoritmaların bu zekayı taklit edebileceklerine dair inancı taşısak da, bunun çetrefilli bir yol olduğu MIT Yapay Zeka Lab’in kurucusu Marvin Minsky tarafından sıklıkla ifade edildi. Özellikle de matematiğin sınırlı dünyası henüz zihnin karmaşıklığını taşıyabilecek kodları üretemiyor. Dolayısıyla içerisine dünyanın bütün filmlerini koyduğunuzda, bunlardan faydalanarak yeni bir senaryo üretebilen algoritmalar tasarlayabiliriz. Fakat içinde hiçbir bilgi olmadan salt yaratıcı gücünü kullanarak aynı oranda başarılı bir senaryo üretme kapasitemiz zaten var. Üstelik taşıdığımız veri tabanı bir makineden çok daha karmaşık ve geniş. Dolayısıyla yaratıcı endüstrilerin bir yazılım ya da robot tarafından ele geçirilmesi ancak yapılan yanlış tercihler sonucu olacaktır. Çünkü hepimiz kabul edelim ki yapay zekalı bir iş yaptığınızı iddia etmeniz, medyanın ilgisini şu sıra fazlasıyla çekecektir. Oysa önemli olan işlemcinizden öte, duygulanım hali yaratabilme kapasitenizdir. Bunun için de makine öğrenmesinin yeterli olmadığı empati, yakınsama, hikaye anlatımı gibi kavramlara her zaman ihtiyacımız olacaktır. Dolayısıyla yaratıcı teknoloji sektöründe çalışan biri olarak hem teknolojinin tüm imkanlarından faydalanmaya her zaman açık bakıyorum, hem de zamanında Bill Gates’in de dediği gibi içeriğin hala kraliyetinin devam ettiğine inanıyorum.

Elif Demirci
Sosyolog, İçerik Yöneticisi & Internerd, Kurucu

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.