Yapay zekanın ön yargılısı…

Karmarama COO’su Liz Wilson, yapay zeka teknolojisine değinirken aslında onun zekasını temellendiren verinin ne kadar tarafsız, ön yargısız olduğunu sorguluyor.

Yapay zekanın kullanımı, marka iletişim dünyasında kendini iyi bir şekilde sağlamlaştırmıştır. Artık pazarlamacılar için her zamankinden daha erişilebilir, müşteri hizmetleri ve deneyiminin birçok yönünden önemli bir rol oynuyor. Bu durumun tüketiciler bile farkında.

Teknoloji artık tüketicileri anlamak, reklamları kişiselleştirmek, pazarlama içeriği ve doğru müşterinin önüne geçmek için sıcak bir bilet. Accenture’ın yaptığı son araştırmalarına göre, yöneticilerin % 80’i yapay zekanın gelecek iki yıl içinde markalarımızı tüketicilere nasıl sunduğumuzu belirlemek için insanlarla birlikte çalışarak daha büyük bir rol üstleneceğine inanıyor.

Yapay zeka, reklam oyunu için muazzam fırsatlar sunuyor, ancak yalnızca ona verdiğimiz bilgiler kadar akıllı. Veri setleri ve algoritmaların ardındaki insanlar arasındaki çeşitlilik eksikliğinden kaynaklanan taraflı yapay zeka, eğer dikkatli olmazsak, hepimizin başarısız olmasına neden olabilir. Yanlış yönlendirilmiş, iç görü, strateji gibi noktalardan eksik; basmakalıp içeriklerle oluşan reklam kampanyaları ancak Reklam Standartları Kurumu’nun çöp tenekesine gidebilir.

Tekrar tekrar, gizli varsayımlarda bulunmanın ne kadar kolay olduğunu görüyoruz. Mesela; İngiltere’deki bıçakla yaralanmayla ilgili yapılan bir araştırmada, mağdurların %25’inin kadın ve çocuklar olduğu ortaya çıktı. Şok edici olsa da, bu haberlerin çoğunda, erkeklerin mağdurlarının %75’ini oluşturduğunu da unutmamak gerekir. Burada, erkeklerin bıçaklanmasının “daha normal” olduğuna dair bir kanı var maalesef. Bunun gibi bilinçsizce tutulan varsayımların nasıl ortaya çıkabileceğini görmek, reklamverenlerin kaçınmaya çalıştığı klişeleri güçlendirmek, bir markanın itibarına zarar vermek ve sonunda insanların tam potansiyellerine ulaşmalarını engellemek görüyorsunuz ki oldukça basit.

Yeni teknolojinin, endüstride yeni tür yaratıcılıklara güç verebilmesi harika olsa da, makinelerin doğal olarak tarafsız olmadığını anlamak çok önemli.

Önyargılarımızı kontrol edemezsek kendi kültürel varsayımlarımızı istemeden de olsa teknolojiye enjekte edebiliriz. Bu, bazı gruplara haksız avantaj sağlayan ürünlerin ortaya çıkmasına ve cinsiyet eşitsizliği gibi sorunların daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Şimdi “robotlar geliyor” korkusunu bir kenara bırakmanın, yapay zekanın nasıl kullanıldığını kontrol etmenin ve herkes için eşitlik ve adaleti sağlamanın için tam zamanı. Odaklanmamız gereken üç kilit alan var:

1- Çeşitliliği sağlayın
İlk görevimiz, gelecekte kullanılmak üzere teknolojiyi geliştiren, sektörde çalışan insanların çeşitliliğini sağlamak. Örgütler zaten yetenek havuzlarını sarsmaya ve az temsil edilen grupları teknik ve yaratıcı işlere almaya, veri analizi, yapay zeka ve otomasyon konularında, özellikle de çeşitli sosyal kökenlerden gelen kadınlar için beceri geliştirmeye teşvik ediyorlar. Bu karma yaratıcı / teknik beceri setine ihtiyaç duyan çok çeşitli roller var ve mevcut çalışanları beslemek, yeni çalışanları çekmek için neler yapabileceğimize bakmaya devam etmeliyiz. Örneğin; Unilever, 2016’da, reklamcılıkta stereotipleri ortadan kaldırmak için “Unstereotype” kampanyasını başlatarak pazarlama endüstrisine bir çığlık attı.

2- Verilerinizi kontrol edin.
İçerik ve veri girişlerinin ne kadar temsili olduğunu sürekli incelememiz gerekir. Kendimize sormalıyız: Tüketicilerden doğru verileri doğru bir şekilde topluyor muyuz?

3- Yapay zekayı bir çalışan gibi yönetmek
Yapay zekayı herhangi bir meslektaşımız gibi yönetebilmeliyiz. Teknoloji, performansını sağlamak için eğitilmeli, önbelleğe alınmalı ve izlenmeli. Hatta gerektiğinde ayarlamalar bile yapılmalı.

Bu yeni teknoloji için ve onun ürettiklerini denetlemek için herhangi bir dernek ya da kuruluş şu anda yok. Yapay zekayı doğru ve sorumlu bir şekilde kullanıp, herkes için pozitif ve eşit bir gelecek sağlamak bizim sorumluluğumuz.

Liz Wilson

Karmarama, COO.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.