WPP Martin Sorrell’i niçin özleyecek?

WPP, ilerideki zor yıllarında kendisine yol gösterecek birini tabii ki bulacaktır. Ama kurucusu kadar azimli, onunla aynı vizyona sahip bir lider bulması pek olası görünmüyor.

Eğer çalıştığı şirketten ayrılan bir CEO’nun kendi isteğiyle mi ayrıldığına yoksa dışarıya mı itildiğine dair bir ipucuna ihtiyacınız varsa, duyurunun zamanlamasına dikkat edin. Sir Martin Sorrell’in, WPP’den acil istifası Cumartesi gecesi, saat 22.15’te geldi. Sanırım durum yeterince anlaşılır.

Ayrılık beyanında Sorrell, yönetim kurulu üyelerini sırtlarından bıçaklamak yerine, onların çektiği kılıçların hedefi olduğunu gösteren saygın kelimeler kullandı. Şirketten 33 yılın ardından ayrılırken “açıkça” üzgündü ve “şu an yaşanan aksaklık, işletme üzerinde çok fazla gereksiz baskı oluşturuyor” dedi.

İşaret ettiği aksaklığın, Sorrell’in ayrılışı için gerçekten ana neden olup olmadığını hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğiz: WPP, kurucusunun görevini kötüye kulladığı yönündeki, Sorrell’in her zaman inkar ettiği iddialarla ilgili iç soruşturmanın detaylarını açıklamayı planlamıyor.

Bazıları bu skandalın, WPP’nin geçen yılki kötü performansı ve Facebook ile Google’ın şirketin geleneksel iş modeli üzerinde giderek artan yıkıcı etkisini göz önünde bulundurarak, sadece zamanı çoktan gelmiş bir ayrılığı hızlandırdığı görüşünde.

Ama Facebook ve Google reklamcılıkta etkisini yeni yeni göstermeye başlamış faktörler değil. En az on yıldır geleneksel ajansların ekmeğini yiyorlar. Buna rağmen WPP, 2016 yılına kadar beş yıl art arda aldığı sonuçlarla rekor kırdı; büyüme ve kârlılık alanında da en büyük iki rakibini geçemediği zamanlarda bile en azından başa baş gitti.

Zaman zaman taze kana ihtiyaç duyulduğu doğrudur. Ama Sorrell’in dijital çağa ayak uyduramadığı görüşü, yaşa dair ayrımcılık sınırlarında geziyor. Adam telefonu ile yaşıyor, hatta gelen e-postalara günün herhangi bir saatinde neredeyse anında cevap vermesiyle ünlü ve son zamanlarda şirketin dümenini en az rakipleri kadar ustalıkla yönetti.

Sorrell’in dehası belki de teknolojik değildi –sürüyle yaratıcıyı yönetiyor, mali disiplin uyguluyor ve onları şirket stratejilerine göre hizaya getiriyordu ve birilerinin bu görevi üstlenmesine, üçüncü Sanayi Devrimi’nde olduğu kadar dördüncü Sanayi Devrimi’nde de ihtiyaç duyulacak.

Yönetim kurulu, ilerideki zor yıllarında WPP’ye yol gösterecek, oldukça nitelikli birisini tabii ki bulacaktır. Ama kurucusu kadar azimli, onunla aynı vizyona sahip bir lider bulması pek olası görünmüyor. Şirket, eğer bütünlüğünü koruyabilirse, Sorrell’i kesinlikle özleyecek.

Tablo… Son beş yılda WPP’nin gelir artışı, iki büyük rakibiyle ya eşleşti ya da daha iyi performans gösterdi. Gelirler de benzer bir hikaye anlatıyor ancak hisse değerinde %24 artış ile Omnicom, aynı dönemde hem Publicis’ten (%9.7 artış) hem de o hafta sonundan önce %10.6 artış gösteren WPP’den daha iyi sonuçlar elde etti. Kaynak: MT Analizi; şirketler.
Adam Gale
Managementtoday.co.uk Editörü

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 77. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.