Uzaklaştığımızı zannederken…

Annelie Koller, pandemi döneminde ve sonrasında deneyim pazarlamasının kritik bir alan olacağını vurgularken, bu süreçte tasarımcıların bu konu üzerinde çalışmaları gerektiğinin altını çiziyor.

Fiziksel olarak uzaklaştık ama sosyal olarak daha önce hiç bu kadar bir arada değildik. İstediğimiz an çevrimiçi bir yoga sınıfına veya canlı yayınlanan bir konsere katılabiliriz. Tuvalet rulosu arayışını geride
bıraktık ve bir iletişim çılgınlığının içine düştük. Eksik kalmamak için sürekli bir şeylere katılıyoruz; duygusal katılım eksikliği yaşamamak için çevrimiçi bir hayat edindik. Tüm aktiviteler iptal edidi, hatta kiliselerde bile toplanılmıyor artık, bizler de çevrimiçi simule edebileceğimiz şeylere indirgenmiş sosyal ve duygusal deneyimlere yöneliyoruz; hepimiz için keşfedilmemiş bir alan ve ufuk çizgisi de pek uzak değil, sadece
ekranın kenarına kadar uzanıyor. Deneyim tasarımcıları olarak insan etkileşiminin sıcaklığını oluşturan
deneyimler tasarlamak daha önce hiç bu kadar kritik olmamıştı. Bir süredir dijital deneyimler
tasarlıyorduk; ancak bu yaklaşımın bir tür sağlamasını yapmak için bile fiziksel deneyimlere güveniyorduk. Tabii karantinalar, sosyal mesafe, izolasyon derken bütün bu kısıtlamalar yaratıcılığa hız kazandırdı ve şu an öğrendiğimiz dersler önümüzdeki yıllarda endüstrimiz için oldukça faydalı olacak.

“Pazarın ne zaman, ne isteyeceğini bilemeyiz ve bu yüzden de araçlarımızı, teknolojimizi son derece iyi bir şekilde kullanmamız gerekiyor.”

Çevik olun

Endüstride sonunda istediğimiz şey oluyor; değişim başlıyor. Ancak bu, radikal ya da çığır açıcı bir değişim değil, oldukça yıkıcı bir değişim… Peki bundan nasıl sağ çıkarız? Öncelikle çevik olmalıyız. Pazarın ne zaman,
ne isteyeceğini bilemeyiz ve bu yüzden de araçlarımızı, teknolojimizi son derece iyi bir şekilde kullanmamız gerekiyor.

Merhametli olun

Empati yapabilmek önemli ancak bunun ötesine geçip merhameti de hayatımıza almamız gerekiyor. Bu iki kavram birbiriyle yakından ilişkili. Empati, bir çözüm bulmak için başkalarının duygularını anlamaya çalışmak anlamına gelirken; merhamette sorunlar çözülsün istenmez, sadece o duygularla kalınır. Şefkat gösterirken bir yakınlık vardır. İşte şimdi bu duygularla kalıp yapacağımız tasarımlarla hepimizin aslında birlikte olduğunu göstermenin tam zamanı.

Mesajı ve aracı düşünün

Beden dili, mekansal algı, yüz ifadesi, hepsi sosyal bir durumu nasıl okuduğumuza katkıda bulunur. Bu veri noktaları olmadan, duygu ve nasıl cevap vereceğimiz konusunda çılgınca varsayımlar yapıyoruz. Kitlenizle, nerede ve nasıl iletişim kurduğunuzu ve niyetinizi algılayıp algılamadıklarını düşünmeniz gerekir. Şüpheniz varsa, açık olun ve ne demek istediğinizi söyleyin.

Yeni elçilerimizi dinleyin

Şu anda, kritik bilgiler almak için yerel yönetimlerimize, sağlık ve eğitim kuruluşlarımıza yöneliyoruz. Hayatımızı nasıl yaşayacağımızı bu sosyal altyapılar belirliyor. Markaların da endüstrinin de, ürünlerinin veya hizmetlerinin evlerimizi, sağlığımızı ve eğitimimizi nasıl etkilediğini ciddi bir şekilde düşünmelerinin tam zamanı.

Mizahı bırakmayın

Mizahın hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımız üzerinde olumlu etkileri olduğu bir gerçek; o yüzden de tweet atmaya, Instagram’da paylaşımlar yapmaya devam edin. İspanyol gribinden sonra 20. yüzyılın en karanlık dönemlerinden biri yaşandı, adeta çöküş dönemiydi. Pandemi sona erdiğinde, her şey bittiğinde izolasyonlu ve endişeli geçirdiğimiz ayların sıkıntısından kurtulmak için yeni deneyimler aramaya başlayacağız, dizüstü bilgisayarlarımızı kapatıp sokaklara döküleceğiz. Ancak o güne kadar, beraberliğin ne kadar önemli olduğunu anlama fırsatımızı iyi değerlendirelim.

Annelie Koller
Yardımcı Direktör, Digitas.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 99. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.